Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
"Bu şehri fişten çekeceğiz."
Kael’in kelimeleri, piramidin obsidyen duvarlarında yankılanıp havada asılı duran devasa Aether küresine çarptığında, tapınağın havası aniden ağırlaştı. Kael, sağ kolunu saran o kadim, volkanik güce güvenerek küreyi hapseden paslı, kalın OmniCorp zincirlerine doğru bir adım attı. Niyeti, Aether’in o dizginlenemez ısısıyla zincirleri eritmekti.
Ancak yüzyıllar önce bu zincirleri buraya vuranlar, hırsızlıklarını korumak için geride bekçiler de bırakmıştı.
Kael’in parmakları ilk paslı zincire temas ettiği an, zincirin üzerinden kırmızı, dijital bir akım geçti. Bu akım tapınağın zeminine yayıldı ve obsidyen yüzeyin altındaki karanlık köşelere ulaştı. Kael daha ne olduğunu anlayamadan, gölgelerin içinden kulak tırmalayan, mekanik bir öğütme sesi yükseldi. Bu bir motor ya da bir alarm sesi değildi; paslanmış çeliğin, binlerce yıllık taşa sürtünerek çıkardığı bir çığlıktı.
"Kael, geri çekil!" diye bağırdı Lyra, içgüdüsel olarak geriye, piramidin girişine doğru sıçrayarak.
Gölgelerin içinden dört devasa figür ağır ağır ayağa kalktı. Bunlar bir zamanlar tapınağın muhafızları olan, kadim rünlerle işlenmiş taştan heykellerdi. Ancak OmniCorp onları bulduğunda sadece Aether'i değil, muhafızları da sömürmüştü. Taş bedenlerin içi oyulmuş, yerlerine kalın, hidrolik pistonlar ve siyah kablolar döşenmişti. Yüzleri olması gereken yerde, kırmızı lazerlerle parlayan mekanik vizörler takılıydı. Teknoloji ve büyünün zoraki, iğrenç bir birleşimiydiler: Tekno-Golemler.
En öndeki golem, mekanik eklemlerinden sızan siyah yağlarla birlikte Kael'e doğru atıldı. Boyutlarına rağmen korkunç bir hıza sahipti. Sağ kolu, devasa ve paslı bir çelik pençeye dönüştürülmüştü.
Bu bölümün ilk 7 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları