Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Rin’in elindeki karbon kılıcın ucu, Kael’in göğsüne, kalbinin tam üzerine sadece milimetreler kala havada asılı kaldı.
Kılıcın yüzeyinden yayılan ısı, Kael’in tişörtünün kumaşını hafifçe kavuruyor, havaya genzi yakan bir is kokusu karışıyordu. Kael yerinden bir milim bile kıpırdamadı. Gözlerindeki o volkanik mavi ışık, Rin’in buz gibi gri irislerine meydan okuyan bir kararlılıkla yansıyordu.
"Ben hedef ıskalamam," diye fısıldadı Rin. Sesi pürüzsüzdü ama kelimelerin altındaki o mekanik kusursuzluk ilk kez çatlamıştı. Kılıcı tutan parmakları, sanki görünmez bir mengene tarafından zorlanıyormuş gibi titriyordu.
"O zaman bu bir hata değil, Rin," dedi Kael, sesini alçaltarak. Avcının gözlerinin ardındaki o kaybolmuş çocuğu görebiliyordu. "Sen bir silah değilsin. Seçim yapabilirsin."
Rin çenesini sıktı. Bütün hayatı, OmniCorp’un beyaz ve steril koridorlarında, acının ve merhametin bir zayıflık olduğu öğretilerek geçmişti. Kafasının içindeki protokoller ona Kael'i öldürmesini, görevini tamamlamasını çığlık çığlığa emrediyordu. Ama göğsünün altındaki o tuhaf, organik ritim... O ritim ona durmasını söylüyordu.
Tam o saniyede, tapınağın o sessiz ve kadim atmosferi, dijital ve iğrenç bir sesle yırtıldı.
BİİİP. BİİİP. BİİİP.
Kael, Rin ve Lyra aynı anda başlarını yukarı kaldırdı. Tapınağın merkezindeki devasa Aether küresini saran paslı OmniCorp zincirleri aniden kan kırmızısı bir ışıkla parlamaya başladı. Kürenin o güneş gibi atan dengeli nabzı bozuldu; enerji şiddetle içe doğru çökmeye, sonra tekrar dışa doğru tehlikeli bir şekilde genleşmeye başladı. Yukarıya, Neo-Babil'e uzanan devasa kristal damarın içindeki akış hızı aniden on katına çıkmıştı.
Bu bölümün ilk 8 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları