Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Sarnıcın ötesindeki tüneller, Neo-Babil'in sahte ışıklarından tamamen mahrumdu. Yukarıdaki devasa metropolün o boğucu elektronik uğultusu yerini, binlerce metre derinlikten gelen uğursuz, rüzgar benzeri bir inlemeye bırakmıştı. Burası 'Dipsizler'e, yani şehrin unutulmuş temellerine inen ana damarlardan biriydi. Duvarlardaki kabloların yerini kalın yosun tabakaları ve devasa çatlaklardan fışkıran solgun, fosforlu mantarlar almıştı.
Kael ve Lyra, sadece Lyra'nın elindeki kimyasal ışık çubuğunun cılız yeşil aydınlatmasıyla ilerliyordu. Kael’in sağ kolu hala sızlıyordu ama o volkanik mavi çatlaklar artık teninin altında ritmik, sakin bir nabız gibi atıyordu. Suyu kullanarak bulduğu o ilkel denge, şimdilik hayatta kalmasını sağlamıştı.
"Eski haritalarda burası 'Sıfır Noktası Şaftı' olarak geçiyor," diye fısıldadı Lyra, sesi geniş tünelde yankılanmasın diye çaba harcayarak. Önlerinde, ucu bucağı görünmeyen, devasa bir dairesel çukur açılıyordu. Asansör kabinleri yüzyıllar önce paslanıp aşağı düşmüştü. Geriye sadece karanlığa doğru uzanan, kalın ve paslı servis merdivenleri kalmıştı. "Aşağı inmek saatler sürer. Tırmanırken dikkatli olmalısın, o koldaki kaslar ne kadar dayanır bilmiyorum."
Kael derin bir nefes alarak uçurumun kenarına geldi. Aşağıdan gelen soğuk hava yüzüne çarpıyordu. "Mecburuz. Eğer o avcı hala peşimizdeyse, bu şaftta tarayıcıları tamamen körleşecektir."
Ama Kael, avcıların sadece tarayıcılarla görmediğini unutmuştu.
Karanlığın içinden hiçbir hidrolik motor sesi, hiçbir elektronik uyarı ya da ayak sesi gelmedi. Sadece havanın aniden ikiye yarılmasından doğan o ince, ölümcül ıslık sesi duyuldu.
Bu bölümün ilk 6 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları