Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Premium Kitaplar
Spor salonundan çıkarken Pelin'in yüzündeki o dehşet ve yenilgi karışımı ifadeyi muhtemelen ölsem unutmazdım. Arda, hiçbir şey olmamış gibi çantasını tek omzuna atmış, yanımda yürüyordu. Antrenmandan yeni çıkmıştı ama nedense o meşhur "terli lise öğrencisi" kokusu yerine, hafif bir nane ve rüzgar kokuyordu. Bu çocuğun genetiğinde bir hata olmalıydı.
Okulun kütüphanesine adım attığımızda içerisi, terk edilmiş bir kasaba kadar ıssız ve sessizdi. Arka taraflarda, devasa kitaplıkların arasına gizlenmiş geniş bir masaya karşılıklı oturduk.
Sessizlik kuralı yüzünden fısıldayarak konuşmak zorundaydık. Ve inanın bana, Arda gibi biriyle masanın üzerinden birbirinize doğru eğilip fısıldaşmak, kalp ritminiz için hiç de sağlıklı bir aktivite değil.
"Namık Kemal'in tiyatrolarını sen al," diye fısıldadı Arda, kalın bir kitabı önüme doğru iterek. "Ben de makalelerini özetleyeceğim. Anlaştık mı?"
"Anlaştık," diye fısıldadım ben de, sesimin titrememesine dua ederek.
İlk yirmi dakika gerçekten çok verimliydi. Ancak otuzuncu dakikaya doğru, Tanzimat dönemi aydınlarının ağır dili beynimi uyuşturmaya başladı. Gözlerim satırlarda kayarken, elimdeki kalem istemsizce defterimin köşesine kaydı. Bir süre sonra, farkında bile olmadan küçük, melon şapkalı ve elinde baston tutan bir penguen çizdiğimi fark ettim.
Bu bölümün ilk 6 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları