Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
"ares... ares yalvarırım aç gözlerini!"
sesim taht odasının o yıkık dökük, soğuk duvarlarına çarpıp bana geri dönüyodu. kucağımda yatan bedeni buz gibiydi. boynundaki o simsiyah, zehirli damarlar şahdamarına doğru iğrenç bi hızla ilerliyodu. göğsüne yasladığım ellerim onun kanıyla kaplıydı ve ne kadar sarsarsam sarsayım, o kömür karası gözleri açılmıyodu.
içimde bi yerlerde, ruhumun tam ortasında bi camın paramparça olduğunu hissettim.
"ne kadar trajik..."
o ses. o dondurucu, iğrenç ses.
başımı hızla tahta doğru çevirdim. vladimir, göğsüne saplı duran o siyah-gümüş kılıca rağmen ölmemişti. ama bedeni.. bedeni yavaş yavaş siyah bi küle, yoğun bi gölgeye dönüşüyodu. ay ışığı onu eritiyodu ama o hastalıklı gülümsemesi hala yüzündeydi.
"o kılıç beni tamamen yok edemez gece," diye fısıldadı vladimir, sesi artık zihnimin içinde yankılanıyodu. "ben karanlığın ta kendisiyim.. sadece uykuya dalıcam. ama o..." kanlı parmağıyla kucağımdaki ares'i işaret etti. "o zehir kadimlere ait. sıradan bi kara büyü değil. güneşi bi daha asla göremicek."
"onu nasıl kurtarıcam?!" diye bağırdım, sesimdeki o çaresizlik koca şatoyu titretecek kadar keskindi. "söyle bana!!"
vladimir'in silueti tamamen gölgelere karışmadan hemen önce, o son sözleri adeta beynime kazındı. "o zehri durdurabilecek tek şey, bu tahtın asırlık kan büyüsüdür.. ve o büyüyü sadece bu tahtta oturan kişi kullanabilir..."
ve vladimir tamamen siyah bi sise dönüşerek odanın zeminindeki çatlaklara karıştı. taht, o kanlı ve devasa obsidyen taht, artık tamamen boştu.
tam o saniye, kırık vitray camların oradan devasa gümüş bi kurt odaya atladı!!
pars'tı!!
pençeleri mermere değdiği an o kemik kırılma sesleriyle birlikte insan formuna dönüştü. üstü başı kan içindeydi, göğsü körük gibi inip kalkıyodu. sürü dışarıdaki muhafızları halletmiş olmalıydı.
pars'ın o vahşi kehribar gözleri önce boş tahta, sonra kucağımdaki ares'e ve en son elimde sımsıkı tuttuğum o yeşil panzehir şişesine kaydı.
"gece!" diye koşarak yanımda diz çöktü. ares'in boynundaki siyah damarları gördüğünde yüzündeki ifade kasıldı. "bu.. bu çok kötü. zehir kalbine ulaşmak üzere."
"pars yardım et lütfen.." diye hıçkırdım, ares'i kendime daha çok bastırarak. "onu kaybedemem."
pars çenesini sıktı, gözlerindeki o karmaşık duyguları- kıskançlığı, acıyı ama en çok da bana olan o derin sadakatini görebiliyodum. elini uzatıp omzumu sıktı. "vakit yok gece. annenin de vakti kalmadı. panzehri aldık, hadi gidelim! onu gümüş mağara'daki şifacılara götürürüz, belki bi umut..."
"yetmez." diye fısıldadım. gözyaşlarım ares'in solgun yüzüne damlıyodu. "şatodan çıktığımız an kalbi durucak, bunu biliyosun."
pars'ın elleri omuzlarımdan düştü. ne demek istediğimi, ne yapmayı planladığımı o saniye anlamıştı. "gece.. saçmalama. hayır. o tahta oturursan, konseyin ve bütün bu karanlığın bir parçası olursun! kendini yok edersin!!"
Bu bölümün ilk 19 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları