Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
parmak uçlarım obsidyen tahtın soğuk, pürüzlü yüzeyine değdiği an bütün şatonun temelinden sarsıldığını hissettim. sanki taşların içine hapsolmuş binlerce yıllık ruhlar, yeni sahibini tanımış gibi fısıldamaya başlamıştı.
derin, titrek bi nefes aldım. arkama dönüp mermer zeminde cansız gibi yatan ares'e son kez, o insan, o masum gece olarak baktım.
ve tahta oturdum.
oturduğum o ilk saniye... beynimin içinde yankılanan o korkunç çığlıklarla birlikte gözlerim fal taşı gibi açıldı!! tahtın içindeki o asırlık kara büyü, milyonlarca iğne gibi derimden içeri sızdı, doğrudan damarlarıma hücum etti!! çığlık atmamak için dudaklarımı o kadar sert ısırdım ki ağzıma kan tadı yayıldı.
karanlık, resmen hücrelerime kazınıyodu! içimdeki mor alevler önce bu yabancı güce direndi, sonra ikisi birbirine karışıp o kadar korkunç bi enerji patlaması yarattı ki, taht odasında kalan son sağlam sütunlar da ortadan ikiye çatladı!
gözlerimi kapattım. acı yerini yavaş yavaş mutlak bi hissizliğe, dondurucu bi güce bırakıyodu. zihnim genişledi. şatodaki her bi karanlık köşeyi, avludaki kan kokusunu, saklanan hizmetkarların kalp atışlarını bile duyabiliyodum artık. gölge zirve, benim bi uzvum haline gelmişti.
gözlerimi açtığımda, görüşüm tamamen değişmişti. her şey daha keskin, daha netti.
hemen tahtın kollarını sıkıca kavrayıp bütün irademle o asırlık gücü kucağıma çağırdım. aklımda sadece tek bi isim vardı: ares.
"bana... itaat et!" diye kükredim kendi damarlarımdaki o yeni, karanlık büyüye.
sağ elimi tahttan ayırıp ares'in yattığı yere doğru uzattım. parmak uçlarımdan fışkıran enerji artık sadece mor bi alev değil, simsiyah damarlarla örülü bi güç halesiydi! bu enerji havada süzülerek ares'in bedenini sardı.
ares'in boynuna kadar ilerleyen o iğrenç zehir, kollarımın hareketiyle birlikte sanki görünmez bi kancaya takılmış gibi geriye doğru çekilmeye başladı. zehir, ares'in teninden siyah dumanlar halinde yükselip havada parçalanıyodu.
ama vladimir haklıydı. bu çok kadim bi zehirdi. tamamen yok olmuyodu.
ares'in boynundaki o ölümcül siyahlık silindiğinde, göğsünün yavaşça kalkıp indiğini gördüm. nefes alıyodu! kalbi yeniden atmaya başlamıştı! ama.. uyanmıyodu. yüzü mermer kadar beyazdı, kaşları çatılmıştı ve sanki çok derin, çıkılması imkansız bi kabusun içine hapsolmuş gibi görünüyodu.
onu ölümden kurtarmıştım ama bilincini geri getirememiştim. o lanetli zehri dondurmuş, şimdilik sadece zaman kazanmıştım.
tahttan kalkmadan, sadece tek bi el işaretiyle ares'in bedenini görünmez bi güç kalkanının içine aldım. ona artık kimse dokunamazdı.
tam o sırada, devasa taht odasının parçalanmış obsidyen kapılarından içeri ayak sesleri doluşmaya başladı.
konseyin hayatta kalan üst düzey muhafızları, dükler ve vampir lordları.. savaşın bittiğini anlayıp temkinli adımlarla odaya girdiler. hepsi kılıçlarını çekmişti. vladimir'i arıyolardı.
ama karşılaştıkları manzara başkaydı.
paramparça olmuş bi taht odası, ay ışığının vurduğu yıkık bi kule ve o efsanevi kan tahtında oturan, gözleri hem kehribar hem de zifiri karanlık parlayan melez bi kız.
Bu bölümün ilk 19 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Lütfen ikisi kavuşsun lütfen
Çok iyi ama niye gece niye oturdun o tahta ama inşallah Ares yaşarr
Yorum
Yorum bulunamadı.