Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
limanın ağır, tuza ve pasa bulanmış havası ciğerlerime dolarken, elimdeki o küçük metal parçasının ağırlığı bütün bedenimi aşağı çekiyordu. devasa konteynerlerin arasında, sadece pamir’in arabasının farlarıyla aydınlanan o boşluğa doğru yürüyorduk. yağmur, asfalta çarptıkça çıkardığı sesle sanki yaklaşan felaketin ritmini tutuyordu.
pamir'in adamları etrafı çoktan sarmıştı. kargo gemisinin devasa, paslı gövdesi arkamızda bir dağ gibi yükseliyordu. ve o dağın eteklerinde, ıslak zeminde diz çöktürülmüş bir adam vardı.
babam.
beni satarak karşılığında kendi hayatını satın aldığını sanan, turgut'un köpeklerine beni yem olarak atan adam. ona doğru attığım her adımda, içimdeki o küçük, sevgiye aç kız çocuğu yavaş yavaş ölüyordu. yerine, pamir'in karanlığıyla beslenen buz gibi bir kadın doğuyordu.
far ışıkları babamın yüzüne vurduğunda, gözlerindeki o saf dehşeti gördüm. beni gördüğüne şaşırmıştı. hayatta olmama şaşırmıştı.
"efsun..." diye fısıldadı çatallı bir sesle. elleri arkasından bağlanmıştı. yüzü yara bere içindeydi ama pamir'in adamları onu özellikle hayatta tutmuştu. "kızım... yaşıyorsun."
"yaşıyorum," dedim. sesim o kadar ruhsuz çıkmıştı ki, kendi kelimelerimi tanıyamadım. "bu seni hayal kırıklığına uğratmış olmalı."
babamın gözleri doldu, çaresizce dizlerinin üzerinde kıvrandı. "hayır, hayır yemin ederim öyle değil! turgut beni zorladı, efsun. o diski vermezsem ikimizi de öldüreceklerini söylediler. seni oraya bıraktım çünkü pamir'in seni koruyacağını biliyordum! mecburdum!"
kocaman bir yalan.
pamir, hemen arkamda, adeta gölgemden fırlamış bir iblis gibi duruyordu. nefesi ensemdeydi. eli yavaşça belime kaydı, parmakları kazağımın üzerinden tenimi kavradı.
"yalancılar ölürken bile yalan söylerler," diye fısıldadı pamir kulağıma doğru. sesi, fırtınanın içindeki en tehlikeli rüzgar gibiydi. "ona truva atı dosyasını gördüğünü söylemedin mi, küçük katil?"
babamın gözleri dehşetle büyüdü. "efsun, dinle beni..."
"annemin ölüm yıldönümünü şifre yaptın," diyerek sözünü kestim. silahı yavaşça havaya kaldırdım. namlu, farların ışığında soğuk bir parıltıyla parladı. "beni o adamların önüne attın. yalının havaya uçacağını, benim o betonların altında can vereceğimi bile bile kaçmaya çalıştın."
"lütfen," diye ağlamaya başladı babam. o güçlü, yıkılmaz sandığım figür, şimdi çamurun içinde merhamet dilenen zavallı bir yaratıktı. "ben senin babanım. kendi kanından olan birini öldüremezsin."
ellerim titremeye başladı. silah ağırlaştı. kanımdan olan biri... haklıydı. ne kadar canavarlaşsam da, tetiği çeken o parmak hala bir kız çocuğuna aitti. içimdeki o son insani kırıntı, merhamet etmem için yalvarıyordu.
tam o an, pamir'in sıcak eli silahı tutan elimin üzerine kapandı. parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi. silahı benden almadı, sadece o ağır yükü benimle birlikte omuzladı.
"kan bağı sadece bir biyolojiden ibarettir, efsun," dedi pamir, gözleri doğrudan babamın korku dolu yüzüne kilitlenmişken. "gerçek bağlar, senin için kan dökenlerle kurulur."
pamir'in parmağı, tetiğin üzerindeki parmağımın üzerine bindi. yalnız değildim. o tetiği tek başıma çekmiyordum; bu karanlık, yıkıcı dünyayı benimle paylaşan o acımasız adamla birlikte çekiyordum.
Bu bölümün ilk 18 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları