Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
istanbul’un yeraltı dünyası sadece çamurlu asfalttan, paslı depolardan ve barut kokan sokaklardan ibaret değildi. bazen en vahşi cinayetler, kristal avizelerin altında, keman sesleri ve şampanya kadehlerinin çınlaması eşliğinde işlenirdi.
çengelköy’deki o devasa yalının balo salonundaydık. dışarıdan bakıldığında şehrin en seçkin isimlerinin katıldığı bir sanat müzayedesiydi. ama içerideki gerçeklik, elitlerin maskesi ardına saklanmış bir güç savaşıydı. turgut’un ölümünden sonra tahtımızı sadece yerel köpekler değil, dışarıdan gelen kurtlar da sınamak istiyordu.
üzerimde sırtımı tamamen açıkta bırakan, kan kırmızısı ipek bir elbise vardı. boynumdaki elmaslar avizenin ışığında parlarken, adımlarımda o eski efsun'un tedirginliğinden eser yoktu. salonun diğer ucunda, siyah smokini içinde bir ölüm meleği gibi dikilen pamir’le göz göze geldik. aramızdaki o karanlık, kelimesiz iletişim artık nefes almak kadar doğaldı.
pamir başıyla hafifçe balkon kapısını işaret etti. avımız oradaydı.
ivan volkov. turgut’un bıraktığı boşluğa sızmaya çalışan, rus mafyasının kibirli ve tahammülsüz elçisi. benim sadece pamir'in yatağını ısıtan, sanatla uğraşan zararsız bir vitrin mankeni olduğumu sanıyordu.
şampanya kadehimle birlikte kalabalıktan sıyrılıp denize açılan o geniş taş balkona çıktım. istanbul boğazı'nın kapkara suları, yalıyı dövüyordu. ivan, elinde sigarasıyla trabzanlara yaslanmış, boğaz köprüsü'nün ışıklarını izliyordu. topuklularımın mermerde çıkardığı sesi duyduğunda bana döndü. dudaklarında o iğrenç, küçümseyici rus gülümsemesi vardı.
"pamir'in küçük ressamı," dedi, aksanlı ama akıcı türkçesiyle. "içerideki o sıkıcı tablolardan bunalıp hava almaya mı çıktın?"
yanına yaklaştım. kadehimden küçük bir yudum alırken, yüzümde sadece buz gibi bir nezaket vardı. "tablolar ilgimi çekmiyor ivan," dedim, sesim dalgaların sesine karışırken. "ben daha çok canlı performanslarla ilgileniyorum."
ivan alayla güldü. sigarasından derin bir nefes alıp dumanı yüzüme doğru üfledi. "pamir büyük bir hata yapıyor efsun. o rotaları bize devretmeliydi. istanbul onun boyunu aşıyor. üstelik yanına da senin gibi narin bir kızı alarak zayıflığını herkese ilan etti." üstüme doğru bir adım attı. iri, ayı gibi cüssesiyle beni korkutabileceğini sanıyordu. "pamir öldüğünde, o kanlı tuvalinde yalnız kalacaksın. ama korkma, rusya'da senin gibi güzel kızlara her zaman yer vardır."
gülümsemem dudaklarıma yayıldı. o kadar içten, o kadar karanlık bir gülümsemeydi ki bu, ivan’ın gözlerindeki o alaycı ifade bir anlığına tökezledi.
"içeride çalan parçayı duyuyor musun ivan?" diye sordum, konuyu aniden değiştirerek.
kaşlarını çattı. "ne?"
"mozart," diye fısıldadım. "requiem. bir cenaze marşı."
ivan'ın yüzündeki kaslar seğirdi. elini iç cebindeki silahına atmaya niyetlendiği o saniye, balkonun ağır cam kapısı açıldı. pamir, karanlığın içinden süzülen bir gölge gibi dışarı çıktı. yalnız değildi; ardında cihan ve takım elbiseli iki adamımız daha vardı. adamların ellerinde, ivan'ın kapıda bıraktığı o iki 'yenilmez' korumasının kanlı kravatları duruyordu.
ivan'ın yüzündeki o kibirli rus kızarıklığı yerini ölü bir beyazlığa bıraktı. silahını çekmeye fırsat bulamadan, cihan onun kollarını arkaya kıvırıp mermer tırabzanlara yapıştırdı.
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları