Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
balkondaki kanın kokusu üzerime sinmişti ama umurumda değildi. pamir'in koluna girip balo salonuna geri döndüğümüzde, mozart'ın requiem'i bitmiş, yerini neşeli ve sahte bir vals almıştı. içerideki kalabalık, dışarıda bir adamın boğaz'ın dibine doğru batmakta olduğundan habersiz, şampanyalarını yudumlayıp sanat üzerine boş sohbetler ediyordu.
biz ise aralarına birer ölüm meleği gibi sızdık.
insanların bakışları üzerimize döndü. pamir'in etrafa yaydığı o saf karanlık, kristal avizelerin ışığını bile emiyor gibiydi. ben ise başım dik, adımlarım mermeri ezercesine sert bir şekilde onun yanında yürüyordum. kırmızı elbisemin eteği arkamdan bir kan seli gibi sürükleniyordu.
müzayedenin yapıldığı podyuma yaklaştık. sunucu, terlemiş alnını mendiliyle silerken, arkasındaki devasa tuvali gösteriyordu. tablo, zifiri karanlık bir okyanusun ortasında batan, paslı demirlerden yapılmış bir kafesi tasvir ediyordu. eserin adı 'çöküş'tü.
"ve şimdi," dedi sunucu titreyen bir sesle, bizi fark ettiğinde. "bu eşsiz eser için açılış fiyatımız..."
"satıldı," diye kesti pamir, sesini yükseltmeye bile gerek duymadan. salon bir anda ölüm sessizliğine büründü. pamir elini cebinden çıkarıp sunucuya o dondurucu bakışlarından birini attı. "o tablo artık efsun'un. paketlemeye bile uğraşmayın. cihan alacak."
salondaki zengin iş adamları, koleksiyonerler ve elitler nefeslerini tutmuştu. kimse itiraz etmedi. kimse fiyat sormadı. pamir'in kuralı buydu; o isterse alırdı, geri kalanlar ise sadece izlerdi.
podyuma doğru bir adım attım. tabloya yakından baktığımda, o paslı demirlerin ardındaki karanlık suların, pamir'in gözlerindeki o dipsiz uçurumla aynı renkte olduğunu gördüm. bu tablo bir çöküş değildi; bu bizim portremizdi.
pamir arkamdan gelip ellerini belime doladı. çenesini omzuma yasladığında, sıcak nefesi tenimi yaktı. "sanat zevkinin değiştiğini görmek güzel," diye fısıldadı. "eskiden sadece çiçekleri ve aydınlık manzaraları severdin."
"aydınlık kör eder pamir," dedim, bakışlarımı tablodan ayırmadan. "ben karanlıkta görmeyi öğrendim."
arkamızı dönüp salondan çıkarken, ardımızda bıraktığımız o sessiz kalabalık, bizim ne kadar ulaşılamaz olduğumuzu bir kez daha kanıtlıyordu. arabaya bindiğimizde, cihan tabloyu çoktan arka koltuğa yerleştirmişti.
rezidansa döndüğümüzde, istanbul ayaklarımızın altındaydı. pamir ceketini fırlatıp içki dolabına yöneldi. ben ise devasa camların önünde durmuş, şehre bakıyordum. bir zamanlar bu şehir beni yutacak kadar büyüktü. şimdi ise parmaklarımın arasında ezilecek kadar küçük ve zavallıydı.
pamir elinde iki kadehle yanıma geldi. viskiyi bana uzattığında, parmaklarımız birbirine değdi. o tanıdık, elektrikli ve tehlikeli temas...
"ivan'ın ölümü moskova'yı karıştıracak," dedi, kadehinden büyük bir yudum alarak. "büyük bir savaş kapıda."
ona döndüm. gözlerinde korku değil, o savaşa duyduğu vahşi bir açlık vardı. "savaşları severiz," diye fısıldadım, elimi onun ensesine atarak. "eğer bu şehri baştan yaratacaksak, önce eskisini tamamen yakmalıyız."
pamir kadehini yere bıraktı, benimkini de elimden alıp umursamazca halının üzerine fırlattı. beni hızla cam duvara yasladığında, dudaklarımdaki kan kırmızı ruju kendi dudaklarına bulaştırarak beni öptü. o öpücükte savaş, ölüm, zehir ve mutlak bir aidiyet vardı.
Bu bölümün ilk 16 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları