Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
nişantaşı’ndaki alevler istanbul'un gri gökyüzüne karıştığından beri şehir kör bir kuyuya dönmüştü. haber bültenleri gaz kaçağından, trafo patlamalarından bahsediyordu ama biz gerçeği biliyorduk. yeraltı dünyası nefesini tutmuş, yaklaşan o devasa kasırganın ilk kurbanlarını bekliyordu.
pamir, şehre sızmaya çalışan rus tetikçilerin rotalarını kesmek için maslak'taki ana karargahta kalmıştı. beni de orada, güvenli o çelik kasanın içinde tutmak istemişti ama ben artık korunacak bir piyon değildim.
yanımda cihan ve dört adamımızla birlikte karaköy’deki o rutubet kokan, duvarlarından pas sızan eski gümrük deposundaydım. masada, turgut’un ölümünden sonra bize biat eden ama rusların parasıyla gözleri parlayan üç eski yerel patron oturuyordu. rüzgarın yönüne göre eğilen o zavallı, omurgasız adamlar...
deponun ağır demir kapıları kapalıydı. sadece tepemizdeki sallanan sarı ampulün cılız ışığı vardı.
"volkov'un adamlarıyla gizli görüşmeler yaptığınızı biliyoruz," dedim, masanın üzerindeki paslı çakmağı parmaklarımın arasında çevirerek. sesimde zerre kadar öfke yoktu, sadece saf bir ölüm soğukluğu vardı. "istanbul yandığında, o ateşte ilk kimin kül olacağını seçmeniz gerekiyor."
ortada oturan, kel ve terli adam boğazını temizledi. "efsun hanım... biz sadece ticaretimize bakarız. rusların çok adamı var, çok parası... yani eskiden vardı. biz sadece tedbir..."
cümlesini tamamlayamadı.
deponun kepenkleri büyük bir gürültüyle, patlayıcıyla havaya uçurulduğunda içerisi bir saniyeliğine beyaz bir dumana boğuldu. otomatik silahların o sağır edici takırtısı depoyu doldurdu. ruslar gelmişti.
cihan beni omuzumdan tutup masanın arkasına fırlattı. adamlarımız anında karşılık vermeye başladı. mermiler başımın üzerinden ıslık çalarak geçiyor, paslı demirleri delik deşik ediyordu. masadaki o üç yerel patrondan ikisi ilk saniyede delik deşik olup kanlar içinde yere yığılmıştı.
saklanabilirdim. cihan’ın beni korumasını, pamir’in gelip beni bu enkazın altından çıkarmasını bekleyebilirdim. ama eski efsun o yalıda yanarak ölmüştü.
belimdeki silahı çektim. namlusunun ucuna susturucusunu hızla vidaladım. masanın arkasından sürünerek, görüş açısının dışındaki o zifiri karanlık kolonların arkasına geçtim.
rus tetikçiler yavaş yavaş içeri sızıyor, namlularını cihan'ın olduğu yere doğrultuyordu. siyah, taktiksel kıyafetler içindeki bir rus, benim saklandığım kolonun hemen çaprazına geçti. nefesini duyabiliyordum. silahını kaldırdı.
karanlığın içinden sessizce çıktım. silahımın soğuk namlusunu adamın diz kapağına nişan alıp tetiği çektim. adam boğuk bir çığlıkla yere yığıldığında, ikinci kurşunu tereddüt etmeden tam şakağına indirdim.
diğerleri sesi duyup bana dönene kadar, bir sonraki kolonun arkasına çoktan geçmiştim. bir hayalet gibiydim. pamir'in o hastalıklı, kusursuz gölgesi olmuştum. ikinci tetikçi beni bulmaya çalışırken, bu kez arkasından yaklaşıp namluyu ensesine dayadım ve tetiği çektim. kanı, deponun tozlu zeminine sıçradı.
çatışma sadece üç dakika sürdü. cihan ve ben, depoya giren yedi rusu da temizlemiştik. ama asıl kokuşan şey, mermilerin arasında sağ kalmayı başaran o üçüncü yerel patrondu. kel adam, kanlar içindeki arkadaşlarının yanında, cenin pozisyonunda titriyordu.
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları