Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
karargahın eksi dördüncü katındaki o steril, beyaz koridora geri döndüğümde, üzerimdeki benzin, is ve yanık et kokusu dezenfektan kokusunu saniyeler içinde bastırdı. adımlarımda bir yorgunluk yoktu; aksine, kilyos'ta yaktığım o devasa ateşin enerjisi damarlarımda zehirli bir adrenalin gibi dolaşıyordu.
yoğun bakım odasının kapısındaki korumalar, beni gördüklerinde başlarını eğerek geri çekildiler. artık bana sadece 'pamir'in kadını' olarak değil, kendi ölüm fermanlarını yazabilecek o acımasız kraliçe olarak bakıyorlardı.
kapıyı yavaşça itip içeri girdim.
makinelerin o düzenli bip sesi odanın sessizliğini bozuyordu. ama yatağa baktığımda, pamir'in gözlerinin açık olduğunu gördüm. o dipsiz, karanlık uçurumlar uyanmıştı ve doğrudan bana bakıyordu. solgundu, nefes alırken göğsündeki sargılar geriliyordu ama bakışlarındaki o tehlikeli, yırtıcı ifade zerre kadar değişmemişti.
yatağın yanına yaklaştım. üzerimdeki isli montu çıkarıp köşedeki sandalyeye fırlattım.
pamir'in dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. zorlukla elini kaldırdı ve parmaklarını havada, bana doğru uzattı. elini tuttum. teni sıcaktı.
"üzerin..." diye fısıldadı, sesi kuru ve çatallıydı. derin bir nefes aldı, odaya dolan kokuyu ciğerlerine çekti. "...bir mezarlık gibi kokuyor, küçük şeytan."
"çünkü sana bir mezarlık getirdim," dedim, yatağın kenarına, onun bacaklarının hemen yanına otururken. parmaklarımı onun saçlarında gezdirdim. "viktor ve o kilyos'taki deponun içindeki herkes... artık sadece rüzgarda savrulan bir avuç kül."
pamir'in gözlerindeki karanlık, duyduğu bu kelimelerle adeta alev aldı. acısını tamamen unutmuş gibiydi. benim o depoyu, içindeki elli adamla birlikte kendi ellerimle ateşe verdiğimi bilmek, ona dünyadaki tüm ağrı kesicilerden daha büyük bir haz vermişti.
"bensiz bir savaş başlattın," dedi, sesindeki o hastalıklı gururu gizleme gereği duymadan.
"hayır," diye fısıldadım, yüzümü onun yüzüne yaklaştırarak. "bensiz bir savaş başlatmalarına izin vermedim. sen uyurken, bu şehri kendi etrafımızda çelikten ve ateşten bir kafese çevirdim. artık kimse içeri giremez pamir. moskova bile o küllerin üzerine basmaya cesaret edemez."
pamir, sargılı göğsüne inat, elini enseme attı ve beni kendine doğru çekti. dudakları dudaklarıma değdiğinde, nefesindeki o metalik kan tadı, benim dudaklarımdaki is tadına karıştı. bu, bir hastane odasında paylaşılan masum bir geçmiş olsun öpücüğü değildi. bu, iki canavarın zafer kutlamasıydı.
geri çekildiğinde, gözlerini gözlerime kilitledi.
"seni o sanat galerisinin bodrumunda, o beyaz tuvallerin arasında ilk gördüğümde..." diye fısıldadı, başparmağıyla çenemi okşayarak. "...içindeki o karanlığı görmüştüm. babanın günahları altında ezilen bir kurban değildin sen. sadece, uyanmak için cehennemini bekleyen bir iblistin."
"ve sen o cehennemin kapılarını benim için açtın," dedim.
"şimdi o kapıları ikimizin üzerine kilitledin," dedi pamir. yüzündeki tebessüm genişledi. "bu şehir artık sadece bizim oyun alanımız, efsun. dışarıdaki herkes sadece bizim sahnemizde figüran."
odanın kapısı hafifçe tıklandığında, ikimiz de o büyülü, hastalıklı anın içinden çıkmadan kapıya baktık. cihan eşikte duruyordu. pamir'in uyanık olduğunu gördüğünde omuzları rahatladı ama gözlerini benden kaçırdı.
Bu bölümün ilk 17 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları