Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
dudaklarımızdaki o kanlı ve barut kokulu mühür koptuğunda, etrafımızdaki dünya hala kırmızı alarmın o boğucu ışıkları altında yanıp sönüyordu. yerdeki üç ceset, istanbul'da yaratacağımız o devasa mezarlığın sadece küçük bir ön izlemesiydi.
pamir'in göğsündeki sargı tamamen kızıla dönmüştü. eli hala belimdeydi, beni bırakmaya niyeti yoktu ama bedenindeki o ağır tahribatı hissedebiliyordum. onu yavaşça geriye, yatağın kenarına doğru ittim. itiraz etmedi, sadece o karanlık ve tatmin olmuş gözleriyle beni izledi.
koridordaki silah sesleri tamamen kesilmişti. birkaç saniye sonra cihan, elinde dumanı tüten bir m-16 ile paramparça olmuş kapıdan içeri girdi. yerdeki cesetleri, kan gölüne dönmüş bembeyaz fayansları ve ayakta dimdik duran beni gördüğünde yutkundu.
"patron... kraliçem..." dedi nefes nefese. "koridordakileri temizledik. bina güvenli."
"bu fareler bu binaya kendi başlarına sızamaz cihan," dedim, sesimdeki o dondurucu sakinlikle pamir'in yanından ayrılarak cihan'a doğru yürüdüm. "bu intihar timinin bir tasması olmalı. o tasmanın ucu kimin elinde?"
cihan tabletini çıkardı, titreyen parmaklarıyla ekranda bir şeyler kaydırdı. "sinyalleri takip ettik. moskova'nın buradaki son konsolosu, dimitri. tarabya'daki o devasa, yüksek güvenlikli köşkte saklanıyor. emrinde hala yüz civarı adam var. şehri terk etmeden önce patronun işini bitirmek için bu son timi yollamışlar."
arkamdan, pamir'in o boğuk, karanlık kıkırdaması duyuldu. acı çekiyordu ama aynı zamanda dünyanın en komik fıkrasını dinlemiş gibi eğleniyordu.
"tarabya'daki köşk..." dedi pamir, zorlukla nefes alarak. "orası bir kaledir. surları kalındır."
ona döndüm. gözlerinin içindeki o dipsiz kuyulara baktım ve içimdeki o vahşi, kana susamış kadının zincirlerini tamamen kopardım.
"hiçbir kale, içeriden yanmaya başlayan bir ateşten kurtulamaz," dedim.
cihan'a döndüm. gözlerimde en ufak bir duygu, en ufak bir insanlık belirtisi yoktu. "bütün adamlarımızı topla cihan. istanbul'daki her hücremizi, her tetikçimizi, her sadık köpeğimizi uyandır. tarabya'daki o köşke saldırmayacaksınız."
cihan kaşlarını çattı. "ne yapacağız efendim?"
"orayı kuşatacaksınız," diye fısıldadım. "köşke giden bütün yolları, bütün çıkışları tutun. içeriye roketatarlarla, alev makineleriyle, ne bulursanız onunla saldırın. duvarların kalın olması umurumda değil. o duvarların içindeki oksijeni yakın. dimitri ve o yüz adamının çığlıklarını boğaz'ın karşı yakasından duymak istiyorum. tek bir canlı çıkmayacak. tek bir esir alınmayacak."
cihan'ın kanı donmuştu. bu bir mafya hesaplaşması değil, bir savaş suçuydu. bir katliam emriydi. ama benim gözlerime baktığında, itiraz etmenin sadece kendi sonunu getireceğini biliyordu. başını yavaşça, derin bir saygı ve korkuyla eğdi.
"emredersiniz, kraliçem."
cihan odadan çıktığında, karargahın o kalın çelik duvarları ardında istanbul'un kaderi mühürlenmişti. ben, efsun, resim yapan, babasının gölgesinde saklanan o küçük kız... bir şehrin ölüm fermanını kendi dudaklarımla imzalamıştım.
yatağa, pamir'in yanına geri döndüm. o, bana hayatında gördüğü en kusursuz ve en korkunç esere bakar gibi bakıyordu. elini uzatıp, kanlı parmaklarıyla yüzümü okşadı.
Bu bölümün ilk 17 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları