Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
bir yıl sonra.
yağmur, istanbul'un üzerine adeta günahlarımızı yıkamak istercesine yağıyordu ama bizim günahlarımız suya karışıp gidecek türden değildi. onlar bizim tenimize, ruhumuza ve paylaştığımız bu karanlık yatağa kazınmıştı.
rezidansın en üst katındaki devasa camların önünde, devrilmiş bir şövalenin yanında duruyordum. elimdeki fırçadan siyah ve koyu kırmızı boyalar damlıyordu. bir zamanlar sadece güneşli manzaralar, umut dolu yüzler çizen ellerim, şimdi sadece şiddeti, kaosu ve ölümü resmediyordu. tuvalin üzerinde, kana bulanmış bir şehrin silueti vardı.
arkamdan yaklaşan ayak seslerini duymama gerek yoktu; onun varlığı havayı ağırlaştırır, nefesimi düzene sokardı.
pamir, sırtımdan bana sarıldığında, kollarının o dondurucu ama bir o kadar da koruyucu ağırlığını hissettim. göğsündeki yara izi çoktan iyileşmiş, sadece ölümden çaldığı bir nişan olarak teninde kalmıştı. çenesini omzuma yasladı, gözleri tuvaldeki vahşi fırça darbelerinde gezindi.
"hala kırmızı ve siyah," diye fısıldadı kulağıma. nefesi boynumdaki tüyleri ürpertti. "içindeki karanlık bir türlü doymak bilmiyor, küçük katilim."
elindeki viski kadehini bana uzattı. fırçayı paletin üzerine bırakıp kadehi aldım, o yakıcı sıvıyı boğazımdan aşağı gönderirken gözlerimi istanbul'un o uçsuz bucaksız, köleleşmiş siluetine diktim.
"çünkü artık ışığı tanımıyorum pamir," dedim, başımı onun göğsüne yaslayarak. "biz aydınlığı o gemide, o depoda ve o yalıda kendi ellerimizle boğduk."
şehir bizim için sadece bir oyun alanıydı artık. moskova geri çekilmiş, diğer aileler yer altına saklanmıştı. cihan, imparatorluğun işleyişini kusursuz bir saat gibi yönetiyordu. artık silah tutmamıza, deponun birine baskın yapmamıza gerek yoktu. sadece bir emrimizle fırtınalar koparıyorduk.
mutluyduk. hastalıklı, çarpık, zehirli ama mutlak bir mutluluktu bu.
pamir kadehi elimden aldı, köşedeki masaya fırlatıverdi. kristal bardağın kırılma sesi odada yankılanırken, beni aniden kendine çevirdi ve dudaklarıma vahşi bir açlıkla kapandı. ellerim hemen onun siyah gömleğinin yakalarını buldu. o beni öptüğünde, içimdeki tüm cinayetler, tüm kan lekeleri ve tüm acılar birer zafere dönüşüyordu.
geri çekildiğinde, yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, gözlerindeki o dipsiz cehennemde kendi yansımamı gördüm. o eski, korkak efsun artık bir anı bile değildi.
"o gün," dedi pamir, sesi boğuk ve karanlık bir fısıltıydı, "seni o sanat galerisinden alıp kendi kafesime kilitlediğimi sanmıştım. senin bir kurban, benimse gardiyan olduğumu sanmıştım."
"öyleydik," diye mırıldandım, parmaklarımı onun saçlarında gezdirerek.
"hayır," diyerek gülümsedi. "sen kurban değildin. sen o kafesin anahtarıydın efsun. ve o anahtarla kilidi sadece benim üzerime kapattın."
gözlerimi kapattım ve onun o karanlık sıcaklığına tamamen teslim oldum.
biz iyileşmemiştik. biz birbirimizi kurtarmamıştık. biz sadece birlikte çürümeyi ve o çürümenin içinde mutlak gücü bulmayı seçmiştik. dışarıdaki dünya ne kadar aydınlık olursa olsun, bizim paslı kafesimiz sonsuza dek kapalı kalacaktı. ve biz, o karanlığın içinde sonsuza dek kanayacak, sonsuza dek birbirimize aşık olacaktık.
Bu bölümün ilk 17 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Emeğine sağlık 😎😎
Güzeldi emeğine sağlık
Yorum
Yorum bulunamadı.