Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
yalıya döndüğümüzde, arabanın içindeki o ağır sessizlik koridorlara taştı. pamir, bileğimi bırakmıştı ama bakışları hala üzerimdeydi; görünmez bir zincir gibi tenimi sızlatıyordu. çalışma odasına girdiğinde arkasından gelmemi beklemedi, bunu zaten biliyordu.
oda, gece yarısının soğuk ışığıyla aydınlanıyordu. pamir masasına geçti, bir kadeh viski doldurdu. buzun kristale çarpma sesi, odadaki tek gerçeklikti.
"notu çıkar, efsun," dedi. sesi bu kez bağırmıyordu, fısıldamıyordu da. sadece bir gerçeği dile getiriyordu. "elindeki o kağıdın seni kurtaracağını sanıyorsan, babanın seni buraya bırakırken ne kadar çaresiz olduğunu henüz anlamamışsın demektir."
avucumun içindeki kağıt terden ıslanmıştı. yavaşça masaya bıraktım. buruşmuş, zavallı bir kağıt parçası. pamir tek hamlede kağıdı kaptı, üzerine düşen titrek ışıkta satırları süzdü. yüzünde hiçbir ifade belirmedi; ne bir şaşkınlık, ne bir öfke. sadece o her zamanki ukala, yıkılmaz maske.
"ne yazıyor?" diye sordum, sesimdeki merakı gizleyemeyerek.
kağıdı masanın üzerine geri itti. üzerinde sadece bir dizi rakam ve tek bir kelime vardı: "tuval."
"04.12.19 - tuval," diye mırıldandım. "bu ne demek?"
pamir ayağa kalktı, masanın etrafından dolanıp tam karşımda durdu. ellerini masaya dayayıp üzerime doğru eğildiğinde, o tanıdık viski ve tütün kokusu genzimi yaktı.
"bu, babanın sanat galerisindeki o meşhur deposunun şifresi efsun," dedi, dudaklarında çarpık, zehirli bir gülümseme belirdi. "turgut’un adamları sana bu bilgiyi veriyor çünkü içeri girmemi istiyorlar. o disk, senin o tozlu tuvallerinden birinin arkasına saklanmış olmalı. ama bir sorun var."
parmağını çenemin altında gezdirdi, tenimi ürperterek.
"turgut o depoya girerse seni öldürür. ben girersem, sadece seni değil, o depoyu da yakarım. seçim senin. babanın hatıralarını mı kurtaracaksın, yoksa o diski bana verip bu kafesteki yerini mi sağlamlaştıracaksın?"
kağıdı tekrar elime aldım. 04.12.19... annemin öldüğü tarihti. babam, en büyük günahını annemin hatırasının arkasına saklamıştı. pamir bunu biliyordu. o her şeyi biliyordu.
"oraya gitmeliyiz," dedim kararlı bir sesle. "ama tek başıma gireceğim. o depo benim geçmişim, senin değil."
pamir bir süre gözlerimin içine baktı. o an, bakışlarında ilk kez bir şeylerin kırıldığını gördüm; ya da belki de sadece daha büyük bir fırtınanın sessizliğiydi bu. elini saçıma daldırıp başımı hafifçe geriye doğru çekti.
"benim dünyamda 'tek başıma' diye bir şey yok, efsun," diye fısıldadı. "bundan sonra attığın her adımda gölgen değil, ben olacağım. şimdi hazırlan. o depoya gidiyoruz. ama unutma; eğer o kağıtta yazanlar bir tuzaksa, oradan sadece ben çıkarım. sen ise o tuvallerle birlikte kül olursun."
yalının kapısından çıktığımızda yağmur dinmişti ama hava her zamankinden daha ağırdı. pamir’in siyah arabasına binerken, avucumdaki notu sıktım. mürekkep tenime bulaşmıştı. kan gibi, silinmesi imkansız bir leke gibi.
Bu bölümün ilk 16 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çok güzel yazılmış
Devamını merakla bekliyorum 👏👏
Yorum
Yorum bulunamadı.