Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
galerinin bodrum katına inen merdivenler, çocukluğumun en huzurlu anılarını barındırırdı. annemin fırça darbeleri, kurumuş yağlı boya kokusu ve babamın o zamanlar henüz kirlenmemiş olan gülüşü... şimdi ise aynı merdivenlerden, arkamda bir cellatla iniyordum.
pamir, adımlarını bilerek yavaşlatıyordu. ahşap basamakların iniltisi, sessiz bodrumda birer silah sesi gibi yankılanıyordu. elini siyah paltosunun cebine sokmuştu; orada ne taşıdığını sormama gerek yoktu. o, tehlikeyi bir aksesuar gibi üzerinde taşıyan adamlardandı.
"anılar," dedi pamir, sesindeki o ukala tını merdivenlerin rutubetli havasına karışırken. "insanı zayıflatmaktan başka işe yaramayan çöp yığınları. baban bu çöplüğe çok güvenmiş."
"herkes senin gibi ruhsuz değil, pamir," dedim, arkama bakmadan. sesimin titremesini engellemek için tırnaklarımı avucuma bastırıyordum. "bazı insanların korumak istediği şeyler vardır."
merdivenlerin sonuna geldiğimizde, paslı demir kapının önünde durduk. kapının üzerindeki toz tabakası, buraya uzun zamandır kimsenin uğramadığını gösteriyordu. kalbimin ritmi, pamir’in dizini döven o meşhur yüzüğünün temposuna ayak uydurmuştu sanki: tık, tık, tık.
elimi dijital panele uzattım. parmaklarım titriyordu. annemin ölüm tarihi... 04.12.19.
rakamları tek tek tuşladım. her bip sesi, beni geçmişimden biraz daha koparıp pamir’in o kan kokan dünyasına yaklaştırıyordu. son rakama bastığımda içeriden ağır bir mekanik klik sesi geldi ve kapı hafifçe aralandı. içeri sızan hava, yılların tozuyla ağırlaşmıştı.
pamir, beni omzumdan hafifçe geriye iterek öne geçti. silahını çıkarmamıştı ama duruşu, her an bir infaz gerçekleştirecek kadar tetikteydi. fenerin beyaz, çiğ ışığını karanlık odanın içinde gezdirdi. odanın her yerinde beyaz çarşaflarla örtülmüş devasa tuvaller, eski heykeller ve kırık dökük şövaleler vardı. burası bir sanat deposu değil, babamın geçmişini gömdüğü bir mezarlıktı.
"hangisi?" diye sordu pamir, ışığı tuvallerin üzerinde gezdirerek. fenerin ışığı yüzüne vurduğunda, o keskin yüz hatlarındaki acımasızlık daha da belirginleşti.
"bilmiyorum," dedim içeri girerken. çarşaflardan birini hızla çektim. annemin yarım kalmış bir portresiydi. hüzünlü gözleri sanki bana bakıyordu. boğazıma bir düğüm oturdu ama pamir’in karşısında ağlamayacak kadar gururluydum. "babam buraya her şeyi saklamış olabilir."
"zamanımız az, efsun," dedi pamir, bana doğru yaklaşarak. aramızdaki o tehlikeli mesafeyi yine sıfırlamıştı. nefesi, odadaki toz tanelerini havalandıracak kadar yakındı. "turgut’un adamları dışarıda bizi bekliyor olabilir. eğer o diski birkaç dakika içinde bulamazsak, bu odayı senin anılarınla birlikte havaya uçurmak zorunda kalırım."
"yapamazsın," dedim gözlerinin içine bakarak. meydan okuyordum ona. o buz gibi dünyasını eritemeyeceğimi biliyordum ama en azından çatlatabilirdim.
pamir hafifçe gülümsedi. elini yavaşça saçlarımın arasına daldırdı, parmaklarını kafa derime bastırarak başımı geriye doğru eğdi. acıtmıyordu ama tam anlamıyla bir esaret hissiydi bu.
"benim yapamayacağım hiçbir şey yok, küçük kuş," diye fısıldadı, dudakları neredeyse dudaklarıma değecekti. "seni bu kafeste tutmamın tek nedeni, bana henüz vermediğin o cevaplar. beni zorlama."
Bu bölümün ilk 14 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları