Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
ellerimdeki kana bakarken dünyanın durduğunu hissettim. midemden boğazıma doğru yükselen o saf dehşet duygusu, pamir’in beni kolumdan sertçe çekmesiyle yarım kaldı. ölümü ilk kez bu kadar yakından tatmıştım ve tadı, paslanmış bir metal gibiydi.
cesedin üzerinden atlarken pamir bir an bile tereddüt etmedi. beni sürükleyerek yalının altındaki otoparka, gizli bir asansör boşluğundan geçirdi. arkamızda yanan imparatorluğu, silah seslerini ve babamın bana bıraktığı o devasa enkazı bırakıyorduk.
siyah, zırhlı bir aracın yolcu koltuğuna fırlatıldım. pamir direksiyona geçti. motorun kükremesi otoparkta yankılanırken gaza kökledi. bariyerleri kırıp gecenin içine daldığımızda, yağmur tüm şiddetiyle tekrar başlamıştı.
yol boyunca tek kelime etmedik.
gözlerim sadece ellerime kilitlenmişti. tenimdeki o kırmızı, yapışkan sıvı kurumaya başlamıştı. ben birini öldürmüştüm. babamın beni içine ittiği o cehennemde, hayatta kalmak için kendi şeytanımı yaratmıştım.
"titremeyi kes," dedi pamir. sesi, arabanın içindeki o ağır havayı bir bıçak gibi kesti. gözünü yoldan ayırmıyordu. "eğer o cam parçasını saplamasaydın, şu an senin kanın o koridoru boyuyor olacaktı. vicdan, benim dünyamda sadece lüks bir hastalıktır ve senin o hastalığa ayıracak vaktin yok."
ona doğru başımı çevirdim. yüzündeki o pürüzsüz sakinlik, az önce ölümden kıl payı kurtulan bir adama ait değildi. o zaten ölümün kendisiydi.
"ben senin gibi değilim," diye fısıldadım. sesim o kadar cılızdı ki camları döven yağmurun sesinde kayboldu sandım.
pamir aniden frene bastı. araba, yapımı henüz tamamlanmamış, istanbul'u tepeden gören o devasa gökdelenlerden birinin karanlık şantiyesinde durdu. burası onun diğer sığınağıydı; soğuk, bitmemiş, etrafı sadece brüt betonla çevrili bir inşaat.
bana doğru döndü. karanlıkta sadece gözlerindeki o dipsiz boşluk parlıyordu. elini uzatıp, kanlı parmaklarımı avucunun içine aldı. tenindeki hastalıklı sıcaklık, ellerimdeki soğuk kanla birbirine karıştı.
"artık öylesin," dedi, kelimelerin üzerine basa basa. "ellerindeki bu kanı yıkadığında geçeceğini sanıyorsun ama geçmeyecek. o leke artık ruhuna işledi. ve biliyor musun efsun? bu halinle babanın o korkak kızından çok daha fazlasısın."
beni arabadan indirdi. inşaat asansörüyle rüzgarın acımasızca uğuldadığı, etrafı açık bir kata çıktık. köşede derme çatma bir şantiye lavabosu ve masanın üzerinde birkaç şarjör vardı.
beni lavaboya doğru itti. paslı musluğu açtı. buz gibi su ellerime çarparken, arkama geçti. göğsü sırtıma yaslanmıştı. ellerini kanlı ellerimin üzerine koydu ve parmaklarımı yıkamaya başladı. bu bir şefkat değildi; bu, bir sahibin mülkünü kendi istediği gibi yeniden şekillendirmesiydi. su kırmızıya dönüp lavabo deliğinden akıp giderken, gözlerimi aynadaki yansımamıza diktim. pamir'in çenesi omzumdaydı.
"babam nerede?" diye sordum, titreyen çenemi sıkmaya çalışarak.
pamir suyu kapattı. ellerini ıslak tenimden çekmeden belime doladı, dudaklarını kulağıma yasladı.
"onu bulacağım," diye fısıldadı. nefesi boynumu yaktı. "ve sen, kendi ellerinle o tetiği çekip babana bu paslı kafesin kurallarını öğreteceksin."
Bu bölümün ilk 16 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları