Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
rüzgar, yarım kalmış beton sütunların arasından bir ağıt gibi uğuldayarak geçerken, istanbul ayaklarımızın altında karanlık bir uçurum gibi uzanıyordu. üşüyordum. ama bu soğuk rüzgardan değil, içimde açılan o devasa boşluktan geliyordu. ellerim artık temizdi, su ve pamir'in hastalıklı dokunuşu kanı akıtıp götürmüştü. ama ruhumdaki o kırmızı leke, her kalp atışımda biraz daha yayılıyordu.
pamir benden uzaklaştı. o şefkatsiz, sadece sahiplenme güdüsüyle dolu dokunuşu tenimden koptuğunda, istemsizce titredim. şantiyenin karanlık köşesindeki metal bir dolaba doğru yürüdü. kapağı açtığında içerideki silahları, mühimmatı ve yedek kıyafetleri gördüm. burası sadece bir inşaat değildi, pamir'in şehre tepeden bakan sığınağıydı.
dolaptan siyah, kalın bir kazak çıkardı ve bana doğru fırlattı.
"giy şunu," dedi, sesinde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. "donarak ölmen turgut'un işine gelir, benim değil. bu gece bizim için yeni başlıyor."
üzerimdeki ıslak, kana ve toza bulanmış elbiseyi çıkarmak için tereddüt etmedim. pamir arkasını bile dönmemişti. beni izlemiyordu çünkü o, zaten bana tamamen sahip olduğunu biliyordu. kazağı başımdan geçirirken, kumaşına sinmiş o tanıdık barut ve tütün kokusu genzime doldu. artık onun kokusunu giyiyordum. onun dünyasının bir parçası olmuştum.
"babama tetiği çekmemi söyledin," dedim, sesimdeki o yeni, buz gibi tınıya ben bile şaşırmıştım. şantiyenin uçurum kenarına doğru bir adım attım. "bunu yapabileceğimi nereden biliyorsun?"
pamir, dolaptan çıkardığı yedek şarjörleri beline yerleştirirken hafifçe duraksadı. yavaşça bana döndü. karanlığın içinde bile o delici gözleri ruhumu deşiyordu.
"çünkü ihanetin tadını aldın efsun," diyerek üzerime doğru yürümeye başladı. adımları yavaş, tehditkar ve kararlıydı. tam karşımda durdu. rüzgar ikimizin de saçlarını savururken, aramızdaki o görünmez, zehirli çekim her saniye daha da yoğunlaşıyordu. "seni bir et parçası gibi o yalıya atan adamın yüzüne baktığında, hissedeceğin şey merhamet olmayacak. sadece intikam isteyeceksin. ve ben, o intikamı sana altın bir tepside sunuyorum."
elini çeneme attı. başparmağı az önce kendi elleriyle sildiği kan lekesinin olduğu yerde gezindi.
"seni kurtardığımı sanıyordun. baban seni sattığını sanıyordu. turgut seni öldüreceğini sanıyordu. hepsi yanıldı," diye fısıldadı yüzüme doğru. "sen benim yarattığım en kusursuz silahsın artık."
pamir haklıydı. saatler önce babamı öldürme düşüncesi midemi bulandırırdı. ama şimdi? annemin anılarını kendi kirli oyunlarına kalkan yapan, beni o paslı kafese kendi elleriyle kilitleyen adama karşı hissettiğim tek şey saf bir nefretti.
cebinden çıkardığı siyah telefonu eline aldı ve bir numarayı tuşladı. telefonu kulağına götürdüğünde, yüzündeki o ince alaycı ifade yerini ölümcül bir ciddiyete bıraktı.
"bütün mekanlarını yakın," dedi sadece. emri veriş şekli, bir tanrının kıyameti başlatması kadar sıradandı. "turgut'un nefes aldığı her deliği betonla doldurun. ve bana o adamı getirin. evet... efsun'un babasını."
Bu bölümün ilk 13 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları