Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Eminönü, gündüzleri insan selinin altında boğulan o koca şehir, gece yarısı sağanak yağmurun altında sırılsıklam bir mezarlığa dönmüştü. Mısır Çarşısı’nın arkasındaki dar sokaklarda in cin top oynuyordu. Leyla, SUV’yi yüz yıllık, köhne bir tekstil iş hanının gölgesine çekti. Arabanın silecekleri düzenli bir ritimle çalışıyordu: Vıjt... Vıjt...
Leyla dizüstü bilgisayarını ceketinin içine sabitleyip binanın girişindeki ana telefon ve internet dağıtım kutusuna yöneldi. "Ben buradan Asaf’ın siber çıkışını baskılamaya çalışacağım," dedi, gözlerinde ilk kez gitmeni istemiyorum der gibi bir bakış vardı. "Sarnıcın kalın taşları sinyali keser, içeride tamamen yalnızsın Sinan. Üç dakikadan fazla oyalayamam o protokolü."
"Üç dakika bana yeter," dedim. Belimdeki Canik’in şarjörünü son kez vurdum. Şlak. Sol omzum artık tamamen hissiz bir kütleydi, ceketimin sol kolunu cebime sıkıştırmıştım. Tek elle dövüşecektim, tek elle bitirecektim.
Hanın rutubet kokan kömürlüğünden içeri girdim. Duvarlardaki döküm sıvaları takip ederek, Tarık’ın bahsettiği o eski, paslı demir kapağı buldum. Asma kilidini Canik’in kabzasıyla kırıp kendimi aşağıya, zifiri karanlığa bıraktım. Botlarım buz gibi bir suya gömüldü. Diz boyu suyun içindeydim.
Burası resmi haritalarda yer almayan, Bizans’tan kalma devasa bir yeraltı sarnıcıydı. Tavandaki kemerlerden süzülen su damlaları, sarnıcın yüzlerce taş sütunu arasında devasa, boğucu bir akis yaratıyordu. Tıp... Tıp... Tıp...
Gece görüş gözlüğüm yoktu ama Asaf’ın adamlarının nerede olduğunu anlamak zor değildi. Suyun içindeki o ritmik dalgalanmalar ve fener ışıklarının sise çarpan cılız hüzmeleri yerlerini belli ediyordu. Sütunların gölgesine sinerek ilerledim. İlk koruma tam yanımdaki sütunun arkasından geçerken suyun sesini kullandım. Sağ elimdeki taktik bıçağı adamın gırtlağına saplayıp ses çıkarmasına izin vermeden suyun dibine bastırdım. Suyun yüzeyi anlık olarak köpürdü ve sustu.
İkinci adamı da karanlığın ve taşların yardımıyla gafil avladım ama üçüncüsü suyun içindeki o ani hareketi fark etti. Fenerini doğrudan benim olduğum sütuna çevirdi.
"Kim var orada!" diye bağırdı. Sesi sarnıçta yüz kez yankılandı.
Cevap vermedim, sütunun arkasından çıkıp Canik ile iki el sıktım. Dan! Dan! Sarnıcın içinde patlayan silah sesi kulak zarlarımı patlatacak gibi vurdu. Adam omzundan vurulmasına rağmen tetiğe bastı, otomatik silahından çıkan mermiler sarnıcın tarihi tuğlalarını paramparça edip üzerime savurdu. Suyun içinde fırlayıp adamın üzerine atladım. Tek kolla boğazına yapışıp onu sarnıcın o kirli, asırlık suyunda boğana kadar bırakmadım.
Tam o sırada kulağımdaki telsiz cızırdayarak Leyla’nın sesini ulaştırdı: "Sinan! Asaf siber protokolü tetikledi! Sistem ana bilgisayarlara sızıyor, geri sayım başladı! Son iki dakikan var, içeri gir!"
Sarnıcın en dibindeki o modern, çelik korumalı kripto odasının kapısına ulaştım. Burası tarihi dokunun ortasına inşa edilmiş gizli bir tümör gibiydi. Sağ ayağımla hidrolik kapının menteşesine bütün gücümle yüklendim. GÜM! Kapı içeri doğru patlayarak açıldı.
Eminönü’ndeki eski bir iş hanının altından Bizans sarnıcına sızan Sinan, Asaf’ın son koruma çemberini karanlık sütunların arasında tek tek temizler. Leyla dışarıda siber protokolü yavaşlatmaya çalışırken, Sinan sarnıcın kalbindeki çelik kripto odasının kapısını patlatır. İçeride, yüzü sargılı Asaf ve tüm şehri kaosa sürükleyecek geri sayımın son bir dakikası onu beklemektedir.
Bu bölümün ilk 12 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları