Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Saône Nehri’nden yükselen nemli kış rüzgarı, Lyon’un tarihi Vieux Lyon semtindeki taş binaların arasına bir bıçak gibi giriyordu. Arnavut kaldırımlı dar sokaklar gece yarısının sessizliğine bürünmüştü. Sarı sokak fenerleri ıslak taşlara loş daireler çizerken, karşımızdaki devasa ferforje kapılı Rönesans konağı bir mezarlık kadar hareketsiz duruyordu. Ama o taş duvarların ardında, beş yıl önce hayatımı cehenneme çeviren, Asaf’ı toprağa sokan ve timimi satan adam nefes alıyordu: Harun Tekin.
Kira plakalı aracın içinde Leyla kucağındaki frekans tarayıcıyı kapattı. "Cenevre’nin haberi buraya yeni ulaştı Sinan," dedi, sesi sokak kadar soğuktu. "Konaktaki tüm hatlar kilitlendi. Harun içeride panik halinde. Üç özel güvenlik dış avluda, iki kişi de kapıda bekliyor. Şehir güvenliğiyle bağlantı kuramıyor çünkü Cenevre’deki tüm diplomatik koruma kodları silindi."
Browning’in namlusundaki susturucuyu kontrol ettim. Gözlerimi konağın ikinci katındaki sarı ışığa diktim. "Bu gece o kodlar onu kurtarmayacak Leyla. Bu bir baskın değil; bu yarım kalmış bir tebligat."
Ana kapıdan girmek zaman kaybıydı. Leyla’nın bulduğu o eski Lyon traboule’lerinden —binaların altından geçen tarihi gizli dehlizlerden— süzülerek konağın iç avlusuna açılan ahşap mahzen kapağına ulaştık. Gııırt.
Avluya adım attığım an sisin arasından yaklaşan iki korumanın silueti belirdi. Ellerinde kısa namlulu MP7’ler vardı ama adımları gergindi; patronlarının bittiğini seziyorlardı. Çakıl taşlarının üzerine tek bir ses düşürmeden gölgelerin arasından fırladım. İlk adamın arkasına geçip sol kolumla boynunu kilitledim, sağ elimle çenesini kavrayarak omurunu tek bir sert hamlede büktüm. ÇAT! Adam dizlerinin üstüne yığılırken ikinci koruma arkasını döndü; namluyu doğrultamadan susturuculu tabancanın kabzasını şakağına indirdim. İkisi de sessizce soğuk taşlara serildi.
Leyla konağın arka servis kapısının elektronik kilidini üç saniyede ekarte etti. Klik. Konağın mermer merdivenlerinden üst kata bir gölge gibi aktım.
İkinci kattaki meşe kapıyı sessizce ittim. Geniş çalışma odasında ağır bir yanık kağıt kokusu vardı. Şöminenin önünde, şifreli diplomatik evrakları alevlerin içine fırlatan **Harun Tekin** duruyordu. Saçları ağarmış, yüzündeki o eski bürokratik kibir yerini çiğ bir telaşa bırakmıştı.
Adım sesimi duyduğu an omzunun üzerinden baktı. Namlumu tam alnına sabitlenmiş görünce elindeki dosyalar yere saçıldı.
"Sinan..." dedi, boğazı kurumuş gibi hırıldayarak. Şöminenin alevleri yüzüne kızıl gölgeler düşürüyordu. "Buraya kadar gelebileceğini... Konsey’i yıkabileceğini düşünmemiştim."
"Şırnak’ta o telsizi kapattığın gün başladım bu yola Harun," dedim, sesimdeki sakinlik odadaki alevleri bile donduracak güçteydi. "Asaf’ın kanı, o dağda bıraktığım kardeşlerimin hesabı... Masaya oturup devleti satan bir müsteşarlık faresinin canıyla kapanır mı sandın?"
Harun geri adım atarak masanın kenarına yanaşmaya çalıştı. "Anlamıyorsun! Biz o gün o kararı vermeseydik Konsey tüm operasyonlarımızı felç edecekti! Bir timi feda ettik ama sistemi ayakta tuttuk!"
Cenevre’den Lyon’a geçen Sinan ve Leyla, beş yıl önceki Şırnak pususunun ve teşkilat içi ihanetin mimarı olan eski amir Harun Tekin’in izini bulur. Tarihi bir Lyon konağında gerçekleşen soğuk ve acımasız yüzleşmede Sinan, Harun Tekin ile geçmişin hesabını kapatır. Ele geçirilen diplomatik evraklar, Konsey’in son askeri gücünü Marsilya Limanı’nda topladığını gösterir.
Bu bölümün ilk 12 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları