Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Thames Nehri’nden yükselen ağır, gri sis, Canary Wharf’ın göğe uzanan cam kulelerini adeta yutmuştu. Londra’nın o bitmek bilmeyen ince yağmuru caddeleri ayna gibi parlatırken, Isle of Dogs’un terk edilmiş eski su tahliye galerilerine süzüldük. Paslı demir ızgaraların ardındaki loş sarı fenerin ışığında bir siluet bekliyordu: Tayfun.
Üzerindeki siyah taktik yağmurluğu, gözlerinin altındaki derin uykusuzluk izleri ve elindeki askeri şifre çözücü konsolla tam karşımızdaydı. Şile’deki o alev cehenneminden sağ çıkmış, Maslak’ta başlayan o ilk kıvılcımı buraya kadar taşımıştı. Sözcüklerle vakit kaybetmedik; sadece sert bir baş selamı ve gözlerdeki o çelik kararlılık yetti.
"Zamanımız dakikalarla ölçülüyor Sinan," dedi Tayfun, terminal ekranındaki karmaşık veri ağını göstererek. "Konsey köşeye sıkıştı. Finans bitti, ordu battı, eski amirleriniz tasfiye oldu. Şimdi dünyayı kör etmek istiyorlar. Docklands’teki ana telekomünikasyon ve veri geçiş merkezi Telehouse’a sızdılar. İçeriye 'Acheron' adında askeri bir veri solucanı bırakıyorlar. Bu solucan aktifleştiğinde sadece Londra’nın elektrik şebekesi çökmeyecek; dünya genelindeki tüm banka arşivleri, adli kayıtlar ve Konsey’i mahkum edecek o ana delil havuzu tamamen silinecek."
Browning’in şarjörünü yuvasına sert bir vuruşla oturttum. Şlak. "O ışıklar sönmeyecek Tayfun. İçeri nasıl giriyoruz?"
Telehouse binasının dışı zırhlı özel güvenlik araçlarıyla kuşatılmıştı; içerideki personel rehin alınmış, giriş kapıları biyometrik kilitlerle dış dünyaya kapatılmıştı. Ancak binanın altından geçen soğutma galerileri Leyla ve Tayfun’un koordineli atağına dayanamadı. Tayfun binanın yangın tahliye protokolünü sahte bir gaz sızıntısıyla tetikledi; havalandırma kapakları mekanik bir tıslamayla aralandı. Fıııısss...
Dar tünellerden kayarak ana sunucu katına indik. İçerisi eksi on derecelik steril bir hava akımıyla buz kesmişti. Yüzlerce siyah sunucu kabini, üzerlerindeki mavi ve yeşil LED ışıklarıyla karanlıkta devasa bir labirent gibi uzanıyordu. Havalandırma motorlarının o derin, ritmik uğultusu koridoru dolduruyordu: Vıııı-hummm...
Labirentin ortasındaki ana veri terminalinde, siyah taktik kasklı ve hafif makineli tüfekli dört sabotajcı duruyordu. Konsola kilitledikleri harici bellekten kırmızı bir yükleme çubuğu hızla ilerliyordu: SİSTEM SİLİNİYOR: %78... %79...
Tereddüt etmedim. Sunucu kabininin köşesinden fırlayıp susturuculu MP5’i devreye soktum. Puf-puf! Puf-puf!
İlk iki muhafız göğüslerine aldıkları isabetlerle sunucu camlarını kırarak zemine serildi. Kalan ikisi kabinlerin arkasına kayıp anında karşılık verdi. Tak-tak-tak-tak! Ağır mermiler fiber optik kablo kanallarını biçti; havaya kıvılcımlar ve yalıtım tozları saçıldı.
m.yigit90 kuralı: Ateş hattında durma, açıyı düşmanın beklemediği kör noktadan kapat.
Yere kayarak kabinlerin altındaki dar kablo kanalından geçtim. Üçüncü tetikçinin tam arkasında belirdim; taktik bıçağı boyun zırhının altındaki boşluğa saplayıp silahını tek hamlede yere düşürdüm. Sonuncusu namluyu çevirmeye çalışırken Leyla yan taraftan açtığı iki net atışla adamı konsolun üzerine mıhladı.
Sayaç kırmızıyla yanıp sönüyordu: %94... %95...
Londra’ya geçen Sinan ve Leyla, Şile patlamasından sağ kurtulan Tayfun ile buluşarak Konsey’in dünyayı kör etmeyi amaçlayan küresel siber sabotajını engellemek için harekete geçer. Docklands’teki Telehouse veri merkezine sızan ekip, sunucu koridorlarında gerçekleşen sert bir çatışmayla sabotaj timini etkisiz hale getirir ve karartma protokolünü kırar. Sunuculardan elde edilen son veri, Konsey’in tepe yöneticilerinin Kuzey Denizi’ndeki izole ada kalesine ("Kartal Yuvası") sığındığını ortaya çıkarır.
Bu bölümün ilk 13 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Mükemmelldiiiiii
Yorum
Yorum bulunamadı.