Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Doktor Nuri’nin bodrum katındaki dairesinden çıktığımda sokaklar henüz tam uyanmamıştı. Kurtuluş’un puslu sabahında hava keskin bir is kokuyordu. Belimdeki Glock ağır ve tamamen boş bir demir yığınından ibarettir. Sol omzumdaki dikişler sızlıyordu. Kurtuluş Caddesi’ne çıkıp Taksim yönüne yürümeyi düşündüm ama sokağın başındaki o gri, plakasız Fiat Egea’yı gördüğüm an durdum.
İçeride iki kişi vardı. Takım elbiseli değillerdi; üzerlerinde ucuz montlar, altlarında işçi botları vardı. Dikkat çekmemek için her şeyi yapmışlardı ama profesyonel göz yanılmazdı. Dikiz aynasına bakışları, çevre kontrolü... Bunlar Vedat’ın paralı adamları değildi. Bunlar, sızdırdığım dosyaların ulaştığı o Ankara hattının pisliğini temizlemeye gelen sahra operasyon elemanlarıydı.
Beni fark ettiklerini anladığım an ana caddeye çıkmaktan vazgeçtim. Oraya çıkarsam sırtıma iki el sıkıp bir arabaya atar, beni kimsenin bulamayacağı bir çukura gömerlerdi. Sağa saptım. Kurtuluş’un dik, birbirini kesen labirent gibi dar sokaklarından aşağıya, Feriköy’e doğru koşar adım inmeye başladım. Egea arkamdan yavaşça hareketlendi. Takiptelerdi.
Boş silahla açık alanda yakalanırsam ölürdüm. Onları kendi seçtiğim, kameraların olmadığı tekinsiz bir araziye çekmek zorundadır. Feriköy Mezarlığı’nın paslı demir kapısını gördüğümde tereddüt etmedim. Kendimi içeri attım.
Mezarlık sessizdi. Yağmur, eski mermer taşların üzerindeki tozları yıkıyor, patikaları çamura buluyordu. Selvi ağaçlarının gölgesine sığındım. Arkamdan gelen ayak seslerini duydum. İki kişiydiler, aralarında yirmi metre mesafe bırakarak taktiksel yayılıyorlardı. Silahlarını çekmişlerdi.
Eski bir aile mezarlığının demir parmaklıklarının arkasına, çalılıkların içine sindim. Nefesimi tuttum. Kalbimin ritmi kulaklarımda güm gümlüyordu. İlk adam tam önümden geçti. Çamurlu botunun çıkardığı o ıslak ses... Şlop. Şlop.
Geçtiği an arkasından fırladım. Boş Glock’un çelik namlusunu bütün gücümle ensesine indirdim. Küt.
Adam acı bir ses çıkararak yere kapaklanırken üzerine çöktüm. Sol omzumdaki dikişlerin koptuğunu, sıcak kanın montumun içine sızdığını hissettim ama durmadım. Adamın çırpınmasına izin vermeden boğazını sıktım, bilinci kapanana kadar nefesini kestim. Saniyeler içinde belindeki dolu Canik marka tabancayı ve kulağındaki sivil kulaklık telsizini çekip aldım. Silahın emniyetini açtım. Çıt. Şimdi eşitlenmiştik.
Diğer adamın beni fark etmesini beklerken kulağıma taktığım telsizden cızırtılı bir ses yükseldi. Kulaklığı daha sıkı bastırdım.
"Ekip 1, hedef Feriköy mezarlık bölgesinde sıkıştı. Çemberi daraltın, görüldüğü yerde imha edin," diyordu soğuk bir ses.
Tam o sırada telsizden ikinci bir anons daha geçti. O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü.
"Merkez, Ekip 3 konuşuyor. Karaköy’deki hırdavatçı kontrol altına alındı. Yaşlı adam elimizde. Evrakları ve Sinan’ın yerini arıyoruz."
Tarık’ı almışlardı.
Elimdeki silahı daha sıkı kavradım. Parmak eklemlerim beyazladı. İstanbul sokaklarında saklanabileceğim son sığınak da yok olmuştu. Çember tamamen kapanmıştı. Artık sadece kaçamazdım; Tarık’ı o adamların elinden çekip almak zorundaydım. Önümdeki çamurlu patikaya baktım, uzaktan gelen diğer ayak seslerini duyabiliyordum. Zaman tükeniyordu.
Sinan, Doktor Nuri'nin evinden çıkınca takip edildiğini anlar. Belindeki boş silahla ana caddelerde yürüyemeyeceğini bildiği için peşindeki sivil infaz ekibini Feriköy Mezarlığı'nın çamurlu patikalarına çeker. Burada kurduğu pusuyla adamlardan birini etkisiz hale getirip dolu bir silah ve telsiz ele geçirir. Ancak telsizden gelen anonsla Tarık'ın Karaköy'deki dükkanının basıldığını ve yaşlı adamın rehin alındığını öğrenir. Sinan artık İstanbul'da tamamen yapayalnız ve sığınaksızdır.
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Bu yorum silinmiştir
Yorum
Yorum bulunamadı.