Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Arkamdan sıkılan iki kör kurşun selvi ağaçlarının kabuklarını patlatırken durmadım. Feriköy Mezarlığı’nın çamurlu patikalarından sıyrılıp, arka taraftaki yıkık taş duvardan caddeye atladım. Sol omzumdaki sızı artık kolumu tamamen uyuşturmuştu. Zamanım yoktu. Ara sokaklardan birinde, tentesi yırtık eski bir kurye motosikleti gözüme çarptı. Canik'in namlusunu kontağa sokup sertçe kanırttım, kabloları çekip birbirine sürttüm. Vınn. Motor tekmeleyerek çalıştı.
Kask falan yoktu. Şişhane yokuşundan aşağı, Karaköy’e doğru son sürat sürerken soğuk yağmur damgaları yüzüme iğne gibi batıyordu. Tarık’ı o piçlerin elinde bırakamazdım. O adam benim bu şehirdeki son bağımdı, son sığınağımdı. Eğer ona bir şey olursa, bu hikayede benden geriye sadece bir ceset kalırdı.
Perşembe Pazarı. Kepenkleri yarıya kadar inmiş hırdavatçı dükkanının tam karşısında, o lanet olası gri Fiat Egea çalışır vaziyette bekliyordu. Egzozundan çıkan beyaz duman yağmurlu havaya karışıyordu. Ana kapıdan girmek intihardı. Motoru iki sokak arkada bırakıp dükkanın arkasındaki dar mal kabul boşluğuna süzüldüm. Duvara monte edilmiş paslı su borusuna tutunarak çatıya tırmandım. Eski, sac havalandırma kapağını sessizce kanırtıp kendimi dükkanın asma katındaki karanlığa bıraktım.
İçerisi motor yağı, tiner ve ağır demir kokuyordu. Yavaşça yere yatarak asma katın parmaklıklarından aşağıya baktım.
Tarık, kendi ağır demir tezgahına kalın bir zincirle bağlanmıştı. Kafası öne düşmüştü, beyaz sakalları kana belenmişti ama gözleri hala dikti. Başında iki adam vardı. Biri Tarık’ın yakasını toplamış, yüzüne sert bir yumruk daha indiriyordu. Küt. Diğeri ise masadaki kalın kasalı bilgisayardan eski kayıtları harici bir diske kopyalamakla meşguldü. Bilgisayar ekranının yeşil ışığı yüzlerini çiğ bir şekilde aydınlatıyordu.
Asma katın merdivenlerinden parmak uçlarımda indim. Demir rafların gölgesinde ilerledim. Bilgisayarın başındaki adam, malzeme bakmak için arkasını dönüp rafların arasına girdiğinde tam önümdeydi. Silahı kullanmadım; susturucum yoktu ve ses dükkanı patlatırdı. Tezgâhın üzerindeki devasa, ağır İngiliz anahtarını kavradım ve bütün gücümle adamın çenesine savurdum.
Çatırt.
Kemik kırılma sesi boş dükkanda yankılandı. Adam tek bir çığlık bile atamadan, bir çuval gibi tiner tenekelerinin üzerine devrildi. Tarık’ın başındaki diğer adam durumu fark edip belindeki silaha davrandı. Zamanlama her şeydir. Bu kez tereddüt etmedim. Canik’i doğrultup göğsünün tam ortasına iki el sıktım.
Dan! Dan!
Susturucusuz namludan çıkan ses kulaklarımı sağır etti. Adam sırtüstü tezgahın üzerine yığıldı, masadaki cıvatalar ve matkap uçları etrafa saçıldı. Hızla Tarık’ın yanına koştum. Tezgahtaki spiral taşını çalıştırdım. Çıkan kıvılcımlar karanlığı aydınlatırken zinciri saniyeler içinde kestim. Tarık derin bir nefes alarak öksürdü. "Geç kaldın evlat," dedi fısıltıyla. "Eski yedekleri aldılar. Ankara ne yaptığını biliyor."
Tam Tarık’ı ayağa kaldıracaktım ki yerdeki ölü adamın göğsündeki telsiz cızırdayarak açıldı. Bu kez ses diğer saha elemanları gibi tetikçi sesi değildi. Tok, eğitimli, emir vermeye alışmış yaşlı bir bürokratın sesiydi.
Sinan, Feriköy Mezarlığı'ndaki ikinci adamla çatışmaya girmeden kaçmayı başarır ve düz kontak yaptığı eski bir kurye motosikletiyle Karaköy’e ulaşır. Perşembe Pazarı’ndaki dükkana çatıdaki havalandırma kapağından sızan Sinan, Tarık’ı kendi çalışma tezgahına zincirlenmiş ve hırpalanmış halde bulur. İki operasyon elemanını acımasızca etkisiz hale getirdikten sonra Tarık’ın zincirlerini keser. Ancak ölü adamın telsizinden yükselen operasyon yöneticisinin sesi ve dükkanın dışından gelen fren sesleri, etraflarındaki çemberin tamamen kapandığını gösterir.
Bu bölümün ilk 12 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Okurken resident evil geldi aklımaa
Bu yorum silinmiştir
Yorum
Yorum bulunamadı.