Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
müzik sınıfının aralık kapısından duyduğum o iğrenç kelimeler beynimde yankılanırken, ayaklarım yere çivilenmiş gibiydi. nefes alamıyodum. o gün arka bahçede ege'nin babasının ona attığı o tokat, ege'nin o çaresiz, ufalanmış hali gözümün önüne geldi.
o adam... o acımasız adam eğer bizim beraber olduğumuzu, ege'nin benim için tayfasını dağıttığını öğrenirse ege'yi mahvederdi. okulu ona zindan ederdi! benim bursumun yanması falan zerre umrumda deildi ama ege'nin o adam tarafından tekrar ezilmesine dayanamazdım.
"sakin ol melis," diye fısıldadım kendi kendime titreyen ellerimi yumruk yaparak. "ege'ye söylemelisin. hayır... hayır söylersen gider o cenk'i öldürür, okuldan atılır. kendi başıma halletmem lazım."
kapıdan hızla uzaklaşıp kendimi kızlar tuvaletine attım. yüzüme defalarca soğuk su çarptım. aynadaki yansımam kireç gibiydi. gözlerimde saf bi korku vardı. ama benim için deil, onun için.
yalan söyleyemeyen gözler 🥺
tuvaletten çıktığımda koridorda ege'yi gördüm. duvara yaslanmış, elleri cebinde beni bekliyodu. beni gördüğü an yüzündeki o rahat ifade anında silindi, kaşları çatıldı. iki uzun adımla yanıma geldi.
"melis? noldu güzelim, yüzün bembeyaz olmuş?" dedi ellerini hemen yanaklarıma koyarak. elleri sıcacıktı, benim tenim ise buz gibi.
"h-hiçbişey," diye kekeledim gözlerimi ondan kaçırarak. "sadece... midem bulandı biraz. kantindeki tostun yağı dokundu galiba."
ege'nin okyanus gözleri kısıldı. benim yalan söylediğimi o kadar iyi anlıyodu ki! başparmağıyla çenemi tutup yüzümü yavaşça kendine çevirdi.
"bana yalan söyleme," dedi boğuk ve ciddi bi sesle. "biri bişey mi dedi? alara falan mı canını sıktı? söyle bana melis, yemin ederim okulu başlarına yıkarım."
"hayır!" dedim panikle kollarını tutarak. onun başını belaya sokmasını istemiyodum. "gerçekten ege, kimse bişey demedi. sadece kendimi iyi hissetmiyorum. eve gitmek istiyorum."
ege bana bikaç saniye daha o delici, herşeyi okuyan bakışlarıyla baktı. sonra derin bi iç çekip ellerimi ellerinin içine aldı.
"tamam," dedi yumuşak bi sesle. "okul mokul umrumda deil zaten. gidiyoruz."
saklı dünya 🌍
arabaya bindiğimizde evin yoluna girmediğini fark ettim. şehir merkezinden uzaklaşıp, daha sanayi tipi, eski depoların olduğu bi bölgeye doğru sürüyodu.
"nereye gidiyoruz? evim bu tarafta deil ki," dedim şaşkınlıkla.
"seni o daracık odana kapatıp kendi kendini yemeni izliyceceğimi sanıyosan yanılıyosun burslu," dedi yola bakarak ama dudaklarında o meşhur çarpık gülüşü vardı. "benim canım sıkkın olduğunda nefes aldığım biyere gidiyoruz."
eski, tuğlaları dökülmüş devasa bi deponun önünde durduk. ege arabadan inip deponun paslı kepengini cebinden çıkardığı bi kumandayla açtı. içeri arabayla girdik.
içerisi inanamıycağım kadar güzeldi! eski, sökük bi deri koltuk, köşede kum torbası, bi sürü sprey boya kutusu, devasa bi müzik sistemi ve... deponun tam ortasında duran, simsiyah, mükemmel bi motosiklet!
"oha..." diye mırıldandım arabadan inerken. "burası harika biyer ege."
Bu bölümün ilk 20 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Devamı acil devamı
Yorum
Yorum bulunamadı.