Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
o gece gözüme zerre kadar uyku girmedi. yatakta bir o yana bir bu yana döndüm durdum. aklım ege'deydi... babasının o devasa şirketine, o adamın karşısına tek başına gitmişti. ona mesaj atmak, "iyi misin" diye sormak için defalarca telefonu elime aldım ama telefonu parçaladığı aklıma gelince geri bıraktım. çaresizlik hissi okadar iğrenç bişeydi ki.
ama sabaha karşı, penceremden içeri ilk gün ışıkları sızarken o çaresizlik hissi yerini buz gibi, saf bi öfkeye bıraktı.
ben ağlamaktan, ege'nin arkasına saklanmaktan ve o plastik insanların hayatımla oynamasından bıkmıştım. cenk ve alara... o iki zehirli yılan, ege'nin en büyük yarasını kanatmışlardı. şimdi sıra bendeydi.
okula adım attığım an herkesin gözü yine benim üzerimdeydi ama bi eksik vardı: yanımda ege yoktu. dünkü o el ele yürüyüşümüzden sonra ege'nin okula gelmemesi koridorda hemen fısıltılara sebep olmuştu.
"ege nerde ya? kızı tek bırakmış." "kesin babası öğrendi, ege'yi okuldan aldı." "kızın yüzüne baksana, duvar gibi."
onların bu boş laflarını zerre umursamadan doğruca kantine doğru yürüdüm. adımlarım okadar sert ve kararlıydı ki, önüme çıkanlar irkilip yol veriyodu.
kantinin kapısından girdiğimde hedefimi anında buldum. alara ve cenk, o meşhur "Dörtlü" masasına kurulmuş, ellerinde kahveleriyle gülüşüyolardı. zafer kutlaması yapıyolardı akıllarınca! ege'yi babasının önüne atıp ortadan kaldırdıklarını sanıyolardı.
çenemi dikleştirdim, gözlerimi onlara kilitledim ve masalarına doğru yürümeye başladım.
beni ilk fark eden cenk oldu. yüzündeki o sırıtan ifade bi anlığına dondu, sonra yanındaki alara'yı dürttü. alara bana dönünce yüzünde o iğrenç, sahte acıma ifadesi belirdi.
"aa, ezik burslu tek kalmış bugün," dedi alara o tiz sesiyle. bütün kantinin gözü bize dönmüştü. "noldu canım? ege babasından fırçayı yiyince seni kapı dışarı mı etti?"
masalarına geldim. ellerimi masanın iki yanına dayayıp onlara doğru eğildim. yüzümde zerre kadar duygu kırıntısı yoktu.
"ege'nin babasının nerden haber aldığını biliyorum," dedim buz gibi bi sesle.
alara ve cenk birbirlerine kaçamak bi bakış attılar ama hemen toparlandılar. cenk güldü. "ne saçmalıyosun sen ya? bizi ilgilendirmiyo ege'nin aile sorunları."
"öyle mi?" diyip telefonumu cebimden çıkardım. ekranda bi ses kaydı dosyası açıktı. parmağımı 'oynat' tuşunun üzerinde beklettim. "dün müzik sınıfının kapısı aralıktı alara. sesin o kadar çok çıkıyodu ki, ege'nin babasıyla olan ortaklığınızı, beni bu okuldan kazımak için adama ispiyonladığınızı duyduğumda midem bulandı."
alara'nın rengi bi anda kireç gibi oldu. "s-sen... yalan söylüyosun! blöf yapıyo cenk, inanma şuna."
yüzüme o en acımasız, en sinsi gülüşümü yerleştirdim. "vadi koleji'nin kurallarını öğrenmeye başladım," diye fısıldadım sadece onların duyabileceği bi sesle. "ve en önemli kural şu: asla kanıtsız saldırma."
Bu bölümün ilk 18 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları