Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
okulun son zili çaldığında, o lanet demir kapıdan nasıl fırladığımı bilemezsiniz. bütün gün beynimi kemiren o belirsizlik beni delirtmek üzereydi. ege'nin babası ona ne yapmıştı? o koca şirkette ne yaşanmıştı da ege bugün o okula adımını atmamıştı?
gökyüzü sanki benim içimdeki sıkıntıyı yansıtıyomuş gibi kapkaranlıktı. istanbul'un o meşhur, insanın içini donduran sonbahar yağmuru çiselemeye başlamıştı.
otobüs durağına gitmedim. cebimdeki son harçlıklarla bi taksi çevirip şöföre dün ege'nin beni götürdüğü o sanayi bölgesindeki eski deponun adresini tarif etmeye çalıştım. eğer ege babasının o soğuk, ruhsuz evinde deilse... gidebileceği tek bi yer vardı. onun saklı dünyası.
taksiden indiğimde yağmur artık bardaktan boşanırcasına yağıyodu. formam saniyeler içinde sırılsıklam oldu. deponun o büyük, paslı kepengine doğru koştum.
kepenk tamamen kapalıydı. kalbim bi anlığına hayal kırıklığıyla sıkıştı. "burda deil," diye mırıldandım yağmurun altında titreyerek.
ama tam arkamı dönüp gidicektim ki, deponun yan tarafındaki o küçük personel kapısının hafifçe aralık olduğunu fark ettim. içerden çok cılız, sarı bi ışık sızıyodu.
nefesimi tutup kapıyı yavaşça ittirdim.
içeri girdiğim an o keskin sigara kokusu burnuma doldu. ege'nin o siyah porsche'u karanlığın içinde bi canavar gibi yatıyodu. sessiz adımlarla deponun ortasına doğru ilerledim.
ve onu gördüm.
o eski, sökük deri koltuğa yığılmış gibi oturuyodu. kafasını arkaya yaslamış, gözlerini tavana dikmişti. parmaklarının arasında sönen bi sigara vardı ama içmiyodu bile, sadece dumanının odaya dağılmasını izliyodu.
üzerinde dünkü o jilet gibi okul forması yoktu. siyah, basit bi tişört giymişti. saçları darmadağınıktı. ama beni asıl dehşete düşüren şey bunlar deildi.
dudağının kenarı patlamıştı. kurumuş kan izi çenesine kadar iniyodu. sol kaşının üzeri yarılmıştı ve elmacık kemiğinde korkunç, morarmaya başlamış bi kızarıklık vardı.
ellerimle ağzımı kapattım. o adam... kendi öz oğluna, vadi koleji'nin o yenilmez kralına bunu yapmıştı.
"ege..." diye fısıldadım. sesim okadar cılız çıkmıştı ki, ben bile zor duydum.
ama ege o fısıltıyı anında yakaladı. başını hızla bana doğru çevirdi. okyanus gözleri beni o sırılsıklam halimle, kapıda titrerken gördüğü an irice açıldı. sigarayı hızla yere atıp ezdi ve ayağa fırladı.
"senin ne işin var burda?" sesi okadar kaba, okadar pürüzlü çıkmıştı ki yerimde sıçradım. "sana benden uzak durmanı söylemiştim melis! git burdan!"
bana doğru yürümedi. aksine benden uzağa, motosikletin olduğu o gölgelik tarafa doğru bi adım attı. sanki kendinden iğreniyodu, sanki benim onu o halde görmemden utanıyodu.
"hiçbiyere gitmiyorum," dedim çenemi titreterek. ıslak saçlarım yüzüme yapışmıştı ama umursamadan ona doğru yürüdüm. "o adam sana ne yaptı? allah'ın cezası piskopat adam sana vurdu mu?!"
"SANA GİT DEDİM!" diye kükredi deponun duvarlarını sarsarak. elini yanındaki metal rafa öyle bi geçirdi ki, bütün alet edevat büyük bi gürültüyle yere saçıldı.
Bu bölümün ilk 20 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Allahım şerefsiz babasıı
Yorum
Yorum bulunamadı.