Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
kantinin o devasa, çift kanatlı cam kapılarından içeri adım attığımızda, uğultu bıçak gibi kesildi. ege'nin eli elimdeydi, parmaklarımız birbirine sımsıkı kenetliydi.
gözlerim direkt kantinin tam ortasındaki o meşhur, deri koltuklu, herkesten biraz daha yüksekte duran "Dörtlü" masasına kaydı. ve tabi ki beklediğim manzara ordaydı.
cenk, ege'nin her zaman oturduğu o baş köşeye yayılmış, ayaklarını sandalyenin demirine uzatmıştı. alara da hemen yanına kurulmuş, yalakalarına bişeyler anlatıp yapmacık bi kahkaha atıyodu. ege'nin babası tarafından silindiğini sandıkları için mekanın yeni sahipleri gibi davranıyolardı akıllarınca.
ege adımlarını bi milim bile yavaşlatmadı. çenesini dikleştirdi, okyanus gözlerine o buz gibi, ölümcül ifadeyi yerleştirdi ve beni de peşinden çekerek doğrudan o masaya doğru yürüdü.
masaya yaklaştığımızı gören alara'nın gülüşü yüzünde dondu. cenk'in oturuşu anında dikleşti.
ege tam cenk'in karşısında, masanın ucunda durdu. ellerini masaya dayayıp hafifçe cenk'e doğru eğildi.
"kalk," dedi sadece tek bi kelimeyle. sesi bağırmıyodu ama kantindeki herkesin duyabileceği kadar net ve keskindi.
cenk yutkundu ama etraftaki yüzlerce kişiye rezil olmamak için direnmeye çalıştı. "senin devrin dün gece bitti ege," dedi sesi hafifçe titreyerek. "baban seni sildi. bu masa artık bizim."
ege'nin dudaklarında o meşhur, karanlık ve çarpık gülüş belirdi. "benim devrim, ben bitti demeden bitmez," diye fısıldadı ege. aniden uzanıp cenk'in oturduğu sandalyenin kolçağını öyle sert bi şekilde kavradı ki, cenk korkuyla geriye sindi.
"berke'nin o dosyaları babama karşı kullanırken, sizin o iğrenç şirketlerinizin de ne pisliklere bulaştığını görmediğini mi sandın cenk?" diye tısladı ege sadece cenk'in ve alara'nın duyabileceği bi sesle. "o masadan şimdi kendi rızanızla kalkmazsanız, yemin ederim ikinizin de ailesini babamın yanındaki hücreye gönderirim. şimdi defolun gözümün önünden."
cenk'in yüzü bembeyaz oldu. kanı çekildi resmen. dehşetle alara'ya baktı. alara zaten titremeye başlamıştı bile. ikisi de tek bi kelime bile edemeden, tepsilerini bile masada bırakarak apar topar ayağa kalktılar ve kantinden resmen koşarak çıktılar.
ege arkalarından omuz silkip cenk'in tepsisini çöpe fırlattı. sonra benim sandalyemi çekip oturmamı işaret etti. o meşhur "Dörtlü" masası, artık sadece ikimizindi.
kantindeki uğultu yavaş yavaş tekrar başlarken, artık herkes yerini öğrenmişti. kimse bize yan gözle bile bakmaya cesaret edemiyodu.
ben hala şok içindeydim. tostumdan küçük bi ısırık alıp ege'ye döndüm. o ise rahatça arkasına yaslanmış, elindeki kahvesini yudumlayarak beni izliyodu.
"ege, cidden soruyorum," dedim merakla. "baban seni beş parasız bıraktı sandım. o arabayı sabahın köründe nasıl aldın? bundan sonra kiranı, masraflarını nasıl ödiyceksin?"
ege kahvesini masaya bıraktı, bana doğru eğilip okyanus gözlerini gözlerime kilitledi.
"peder bey benim kazandığım paraları, turnuva ödüllerini falan çar çur ettiğimi, tamamen onun eline baktığımı sanıyodu," diye fısıldadı gülümseyerek. "ama ben o karanlık evden kurtulcağım günü yıllardır planlıyorum melis. uzun zamandır midas üzerinden para piyasa fonlarına yatırım yapıyorum. tp2 ve tly gibi fonlarda biriktirdiğim, adamın ruhunun bile duymadığı okadar çok param var ki... sadece o arabayı deil, ikimize yepyeni bi hayat bile kurarım."
Bu bölümün ilk 18 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları