Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
cuma günü okulun son zili çaldığında, içimdeki o kıpır kıpır heyecanı bastırmam imkansızdı. bütün hafta boyunca ege ile okulda omuz omuza, kimseye boyun eğmeden yürümüştük. alara ve cenk resmen köşe bucak kaçıyolardı bizden. Dörtlü masası artık tamamen yıkılmıştı.
çantamı sırtıma takıp otoparka indiğimde, gri clio'sunun kaputuna yaslanmış beni bekleyen okyanus gözlü adamı gördüm. üzerindeki o jilet gibi okul formasından kurtulmuş; siyah, salaş bi tişört ve rahat bi eşofman altı giymişti.
yanına yaklaştığım an beni belimden tutup kendine çekti ve alnımdan uzun uzun öptü.
"hazır mısın bakalım?" dedi o çarpık gülüşüyle. "çünkü bu şehirden bi süreliğine tamamen kaçıyoruz."
"hazırım," dedim gülerek. arabaya bindik ve ege gaza bastı.
istanbul'un o boğucu trafiğini ve gri binalarını arkamızda bırakırken, radyoda çalan o hafif şarkı ve ege'nin direksiyondaki rahat tavrı bütün yorgunluğumu alıp götürmüştü. yaklaşık iki saatlik bi yolculuğun ardından, ormanın içine doğru kıvrılan, etrafı ağaçlarla çevrili bi yola saptık.
arabayı durdurduğunda karşımızda ahşap, iki katlı, kocaman camları olan rüya gibi bi dağ evi duruyodu.
"ege..." dedim şaşkınlıkla arabadan inerken. "burası harika! kimin burası?"
"artık bizim," dedi bagajdan sırt çantasını alırken. "berke'nin ailesinin eski bi eviydi, uzun zamandır kullanılmıyodu. biraz masraf yaptım, içini toparladım. babamın o soğuk malikanesinden sonra burası benim ilk gerçek sığınağım oldu."
kapıyı açıp içeri girdiğimizde ağzım açık kaldı. içerisi okadar sıcak ve huzurlu dizayn edilmişti ki! şöminenin yanında kocaman, koyu yeşil deri bi koltuk vardı. ama asıl dikkatimi çeken şeyler bitkilerdi.
salonun köşesinde devasa, yaprakları pırıl pırıl parlayan bi monstera duruyodu. pencerenin hemen önünde ise güneş ışığını içine çeken çok sağlıklı bi yucca bitkisi vardı.
"bunlara sen mi bakıyosun?" dedim hayretle monstera'nın devasa yapraklarına dokunurken. ege'yi o kavgacı, acımasız vadi koleji kralı olarak tanıdıktan sonra salonunda bitki yetiştirmesi inanamıycağım kadar tatlıydı.
"terapi gibi geliyo," dedi yanıma yaklaşıp kollarını arkamdan belime sararak. çenesini omzuma yasladı. "o evdeki stresten, babamın baskısından kaçtığım zamanlarda buraya gelip bunlarla uğraşıyodum. sessizler, yargılamıyolar ve sadece biraz suyla sevgi istiyolar. aynen benim gibi."
gülümseyerek ona doğru döndüm ve kollarımı boynuna doladım. "benim sana verecek çok sevgim var," diye fısıldadım.
dudakları dudaklarımı usulca ama büyük bi açlıkla bulduğunda, orman evinin o sessizliğinde sadece ikimizin hızlanan nefesleri yankılanıyodu.
uzun bi süre o şöminenin önündeki koltukta sarılıp öylece oturduk. güneş batmaya başlamış, evin içine o turuncu, romantik akşam ışığı dolmuştu.
midemden gelen o guruldama sesi sessizliği bozduğunda ikimiz de kahkaha attık.
"sanırım acıktım," dedim yüzümü ellerimle kapatarak utançla.
ege gülerek ayağa kalktı. "o zaman mutfağa geçiyoruz kraliçem. sana ellerimle öyle bi efsane yapıcam ki parmaklarını yiyceksin."
Bu bölümün ilk 21 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları