Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Yağmur, Ankara Garı’nın paslı çatısına sert sert vuruyordu. Gece yarısını çoktan geçmişti. Peronlar neredeyse boştu; birkaç görevli, elinde bavul taşıyan yorgun insanlar ve rayların arasında dolaşan ince sis dışında hayat belirtisi yoktu.
Mert, cebindeki buruşturulmuş bileti tekrar çıkardı.
“Doğu Ekspresi — Vagon 7.”
Biletin arkasına siyah mürekkeple tek bir cümle yazılmıştı:
“Gerçeği öğrenmek istiyorsan uyuma.”
Bu mesajı kimin bıraktığını hâlâ bilmiyordu.
Trene adım attığında eski metalin ve kömürün kokusu yüzüne çarptı. Koridor lambaları ara sıra titriyor, sarı ışık vagona hasta bir atmosfer veriyordu. Kompartıman 8’in kapısını açtığında içeride sadece bir kişi vardı.
Uzun siyah pardösülü yaşlı bir adam.
Adam başını kaldırmadan konuştu.
“Geç kaldın.”
Mert dondu.
“Beni tanıyor musunuz?”
Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.
“Senin beni tanıman daha önemli.”
Tren ağır ağır hareket etmeye başladı. Raylardan gelen ritmik ses kompartımanı doldururken Mert karşı koltuğa oturdu. Camın dışındaki şehir ışıkları yavaş yavaş karanlığa gömülüyordu.
“Benim burada olmam gerektiğini nereden biliyorsunuz?” dedi Mert.
Adam cebinden eski bir cep saati çıkardı. Kapağını açtı.
Saat durmuştu.
“Çünkü bu saat, yirmi yıl önce tam bu hatta durdu.”
Mert’in kalbi hızlandı.
Babası.
Yirmi yıl önce aynı hatta kaybolmuştu. Ne cesedi bulunmuştu ne de geride açıklama bırakmıştı.
“Babamı mı tanıyorsunuz?”
Adam ilk kez gözlerini kaldırdı. Solgun gri gözleri vardı.
“Tanıyordum. O da gerçeği öğrenmeye çalışıyordu.”
Tren bir tünele girdiğinde ışıklar aniden söndü.
Kompartıman zifiri karanlığa gömüldü.
Sonra…
Koridordan ayak sesleri duyuldu.
Yavaş.
Düzenli.
Bu bölümün ilk 30 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları