Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Merhabalar ilk bölüme hoşgeldiniz♡
İlk başlayanlar için isterseniz başlangıç tarihinizi alalım;)
Satır aralarında yorum yapmayı unutmayın...
Daha fazla uzatmadan bölüme geçelim iyi okumalar🎀✨️🥰
1.Bölüm:Yolculuk
Ezgi Doğan'ın anlatımıyla;
"Kızım, hadi kalk bak geç kalacaksın sonra."
Sabah yine annemin bana seslenmesiyle yarım yamalak olan uykumdan uyanmıştım. Bu olay genellikle hep böyle olurdu, alarmımı kurar annemin odasına bırakırdım. Neden diye soracak olursanız utana sıkıla bile olsu şu cevabı veririm; çünkü uykuyu biraz fazla sevdiğimden asla uyanmak istemezdim. Bunu yok için her yol mübahtı bana göre. Ama bir de keşke tüm gece heyecandan gözüme uyku girebilseydi...
Annemin giderek daha da şiddetlenen bağırmasıyla yatakta boş boş pineklemeyi bırakarak yavaşça gözlerimi araladım. Pikeyi üzerimden yavaşça kenara doğru çekmeye çalışırken tam o sırada annemin bana tekrardan seslendiğini işittim.
"Kime diyorum ben Ezgi? Kalk artık bak kahvaltı hazır annem. Hem daha eksiklerini tamamlamamışsın hâlâ yatıyorsun! Kalk bak yoksa terlik geliyor!"
Onun bu çok kibar çağırışı karşısında sessiz bir şekilde ofladım. Bir kere düzgün uyandırılmaz mıydı bir insan. Tüm alarmların canı cehennemeydi.
Aklımdan geçirdiğim düşünceleri bir kenara bırakarak hafif gür çıkan sesimle anneme karşı homurdandım.
"Ya of tamam anne beş dakika sonra bak söz kalkacağım."
"Yahu yarım saattir sesleniyorum anca 'ya' 'of' 'uf' falan diyorsun, yok sana beş dakika! Ya şimdi kalkarsın ya da terlik senin yanaklarından öper!"
Annemin dediğiyle gözlerimi hafifçe aralayarak nefesimle güldüm. Aklımda bir an küçüklüğümden beri ezbere bildiğim o poz canlandı. Bir elinde terlik, diğer eli bükük bir şekilde belindeyken şakacı ama bir o kadar da ciddi görünmeye çalıştığı bir poz. Şu anda eline terliği aldığına o kadar emindim ki yemin etsem yeriydi. Ama annemin sinirlerini daha fazla zorlamamak adına sessiz bir şekilde homurdanmaya devam ederken şeytanın bacağını kırarak kalkmaya başladım. Çarpık adımlarla lavaboya doğru gitti. Elimi yüzümü yıkayıp, diğer işlerimide hallettikten sonra odama geri geçtim ve dolabımı açarak dün gece ayırdığım kıyafetlerimle bakıştım. Üç beş parça kıyafet bırakmıştım burada, geri kalanını tayinim Hakkâri'ye çıktığından valize koymuştum. Hızlı bir şekilde kıyafetlerle bakışmayı sonlandırıp askıda asılı duran kıyafetlerimi kavradım. Üzerime lacivert askılı bir badi, altıma ise beyaz kumaş bir pantolon giyip son kez aynaya baktıktan sonra odadan çıktım. Makyaj yapmaya hiç uğraşamazdım. Üzerimde zaten bir stres vardı ve birde makyajım aktı mı akmadı mı diye düşünemezdim. Zaten pekte ihtiyacım yoktu. Her zaman doğallıktan yana olmasam bile yolculuk yapacağımdan makyaja gerek yoktu.
Aşağıya indiğimde annemin mutfakta telaşla bir o yana bir bu yana koşuşturduğunu gördüm. Aslında bugün babamda olacaktı ama ani bir işi çıktığından sadece telefonla görüntülü konuşabilmiştik. Babam mesleği dolayısıyla iki gün önce gitmişti, aslında kalmayı çok istemişti ama işte nasip. Bu tür olumsuzlukları kafama takmayarak yüzüme her zamanki tebessümümü kondurarak telaşla koşturan annemin yanına gittim ve kollarımı sırtına doğru dolayarak yanaklarından öptüm.
"Anneciğim niye bu kadar uğraştın gerek yoktu, boş yere yoruldun."
Çünkü masada bir kuş sütü eksikti, çok uğraşmıştı belli. Ona günler öncesinden ne kadar söylersem söyleyeyim beni dinlemeyip yine bildiğini yapmıştı.
Bana hüzünle karışık hafiften dolu gözkerle gülümsediktem sonra annemle sofraya geçip bir süre klasik sohbetlerimizden ettik. Daha sonra bir ara duvara bakıp daldığını fark ettim. Üzgün bakıyordu. Ağzımdaki lokmayı yutup efkarlı efkarlı boş duvarı izleyen annemin eline uzanıp kavradım ve teselli eder gibi bir şekilde okşadım.
"Anne ben Hakkâri'ye atandım diye mi üzgünsün? Bak kötü düşünme ve üzülme, tatillerde yanınıza gelirim ya da siz gelirsiniz. Bu kadar dert etme. Ben zaten her gün arayacağım seni bak endişelenme gerçekten.''
Kaşları çatılırken bakışları elim ve gözlerim arasında gidip geldi. Akabinde içli bir nefes vererek sitem etti.
"Ya orası öyle kızım ama Hakkâri de nereden çıktı? Keşke İstanbul'a biraz daha yakın bir yer olsaydı. Ayrıca 'Aklın bende kalmasın' diyorsun ama demesi kolay, anlamazsın sen. Ana yüreği denir ona."
Her ne kadar bana yakınsa bile aslında Hakkâri'yi gerçekten istememin bir sebebi de biraz uzaklaşmaktı ama birazcık fazla abartmış olabilirdim bu konuda. Ama yani annemde her boş bulduğu anımda görücü fotoğrafları gösteriyordu bana. Yapılmazdı bu bir insana, evlenmek istesem zaten karşısına çıkarır söylerdim.
Bizim bu konularda çok saçma, anı bile denmeyecek kadar kötü olaylarımız vardı. Bir keresinde eve görücü çağırmıştı benden habersiz. Tabii ben arkadaşlarımla dışarıda olduğumdan eve gelenlerin kim olduğundan haberim yoktu. Allah'tan onları beni isteyecek noktaya getirmeden olayı anlamış ve istemediğimi düzgün bir dille onların yanında da belirtip göndermiştim. Bunun gibi daha sayısız anı vardı. Belki her fırsatta beni birisitle evlendirmeye çalışmasaydı böyle olmazdı. Neyse artık söylenmenin hiç bir hükmü yoktu çünkü olanlar olmuştu, tayinimi istemiştim. Bundan sonrasını yaşayıp görecektim.
"Anne ben orada tek olmayacağım sakin ol, için rahat etsin. Bizim kızlar da oraya çıkmış. Nazlı'yı biliyorsun zaten, Yüksekova'da bir taburda Kıdemli Üsteğmenlik yapıyor, bizim Ecrin hemşire onunla aynı hastanedeyiz. Eslem Rana'da psikolog yine bizim hastanede. Tanımadığım bir ev arkadaşımız var, o da kadın. Zaten öğretmenmiş galiba, yani kötü düşünmeni gerektirecek hiç bir şey yok. Başımıza birşey gelirse diye de Nazlı, 'bana söyleyebilirsiniz' diye bizi tembihledi. Yani başıma bişey gelme ihtimali çok az."
"Tamam kızım öyle diyorsan öyle olsun ama ben her ezan saati sana dua edeceğim, sen de et. Bak sadaka falanda vermeyi unutma tamam mı?"
"Tamam anneciğim merak etme." Dedim ve bu üzücü konuşmamıza son noktayı koyarak kahvaltıma geri döndüm. Annemle biraz daha güzel konulardan konuşup kahvaltımızı bitirdikten sonra beraber sofrayı topladık. Sonra bende dün halledemediğim, geriye kalan az buçuk eksiklerimi tamamladım ve zaten uçağın kalkmasına 1 saatten az bir süre kaldığı için çıkmak için son hazırlıklarımı yaptım. Ben Ecrin'le gidecektim. Nazlı, Hakkâri'de çalıştığından bizi Eslem Rana ile o karşılıyacaktı. Eslem Rana'nın görevine normalden daha erken başlaması gerektiğinden bizden yaklaşık bir ay kadar önce gitmişti Hakkâri'ye. Artık tüm hazırlıklarımı bitirip bavullarım elimde kapıya doğru yürümeden önce cebimden telefonumu çıkartarak Ecrin'e mesaj attım.
Siz:Ecrin ben hazırlıklarımı bitirdim çıkarım birazdan. Sen ne durumdasın?
Ecrin:Bende çıkacağım birazdan.
Siz:Tamam. Orada buluşuruz.
Ecrin:Tamam.
Mesajlaşmamız bittiğinde telefonumu çantamın içine atıp valizlerimi iki elimle sıkıca kavrayarak odamın kapısından çıktım. İçimden bir ses daha uzun bir süre odamı göremeyeceğimi söylediğinden son kez detaylıca inceledim odamı. Aklıma yaşadığım olaylar ve diğer anılarım gelince boğazımda bir yumru oluştu. Duygularımı kontrol altında tutup ağlamamak adına hızla mutfakta olduğunu tahmin ettiğim annemin yanına valizlerimi merdivenlerden sürükleyerek ilerledim. Tahminlerimde yanılmayıp mutfak kapısındaki annemi gördüğümde dolu gözlerle bana baktığını fark ettim. İçimde şimdiden kendini belli eden özlem duygusunu bastıramadan yanına gittim ve çenem istemsizce titrerken anneme sıkıca sarıldım.
"Anne ama ağlama bak beni de ağlatıcaksın, sonra maymuna benzeyeceğim. Zaten makyaj da yapmadım."
Üzüntümü bastırmak için artık herkesin çözmüş olduğunu bilsem bile kızıyormuş gibi yaptığım o tekniği kullandım. Annem bana baktı ve sanki geçmişe gitmiş gibi gözünden damlayan yaşların eşliğinde konuştu.
"Sen küçüklüğünden beri süslüydün zaten deli kız. Hayır ne ara büyüdünde gidiyorsun?"
"Anne yemin ediyorum kocaya gitsem bu kadar ağlamazsın, tamam bak üzülme her gün arayacağım zaten seni. Ayrıca sen böyle yaparsan aklım sende kalır, görevimi iyi yapamam."
İlk kurduğum cümleye gülerken tabii ki de son noktayı koymaktan geri durmadı. İllaki araya sıkıştıracaktı bu mevzulara amin demeyi.
"O günlerini de görürüz inşallah Ezgi'm. Tamam ağlamıyorum ama bari havaalanına kadar gelseydim."
"Yok, gerek yok anne bir daha yollara dökülme. Taksiyle geçeceğim zaten."
"Tamam yavrum, bak dikkat et ama annem. Varınca mutlaka ara tamam mı?"
Birkaç tane daha klasik uyarılarını dinlerken bakışlarım kolumdaki saatime kaydı. Biraz daha oyalanırsam gerçekten geç kalıp uçağı kaçıracaktım. Hızlı bir şekilde duygusallığı bir kenara bırakarak anneme son kez sarıldım ve geri çekilirken vedalaştım.
"Tamam anne merak etme. Hadi görüşürüz ben gideyim artık, yoksa gerçekten bileti yakıp gidemeyeceğim Hakkâri'ye."
Yalandan söylenirken benim arkamda kalan valizlerimi de yanıma çekerek kapıya doğru yöneldim. Ayakkabılarımı giydikten sonra yol belki soğuk olur diye aldığım ceketimide kolumda tuttum. Çağırdığım taksinin kağıya doğru yanaştığını görürken anneme son kez gülümsedim. Sonra daha fazla beklemeden çağırdığım taksiye bindim ve yolculuğum artık kısmen başlamış olduğunu fark ederek yüzümdeki hüzünle karışık mahzun bir ifade ile havaalanına kadar geçtiğimiz yolları izledim...
***
Takside, yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından havaalanına geldiğimde ücreti ödeyip valizlerimi alınca etrafa boş boş bakınmaya başladım. Ecrin'i arıyordum ama galiba daha gelmemişti. Neden gelmedi şimdiye diye içimden söylenirken tam telefonumu çantamdan çıkarıp onu arayacağım vakit arkamdan biri omzuma dokundu ve bıkkın bir ses tonuyla, "Çok şükür gelebildin Ezgi. Hadi uçağı kaçıracağız yürü." Dedi aşırı tanıdık bir inatçılıkla karışık ukala şahıs. Bu sesin sahibi tabii ki de Ecrin'di. Başta omzuma dokunmasıyla irkilsemde hemen toparladım ve en ters bakışlarımı kuşanarak ona döndüm.
"Abartma Ecrin, o kadar geç kalmadım."
"Meliha teyze bırakamadı değil mi?"
Başımı onaylarcasına salladım. "Evet, her zamanki gibi kafasındaekırk türlü senaryo üretmiş. Yok kaçırılırsam, yok başıma birşey gelirse diye. Ya tamam, annemi anlıyorum ama bazen fazla üzerime düşüyor bence. "
"Tek çocukların kaderidir bu. Yani tabi bende tek çocuk olduğum için seni anlayabiliyorum merak etme."
"Sende olmazsan zaten"
Derken, elimi omzuna doğru dostça vurduktan sonra kıkırdadım. Bir süre sonra gerekli işlemleri de hallettikten sonra uçağa bindik. Kemerimi taktıktan sonra ben hem yorgun, hemde fazla heyecanlı olduğum için direkt olarak başımı cama doğru yaslaladım. Heyecanlı olduğumdan gece hiç uyuyamamıştım ve bu yüzden biraz olsun uykumu getirmeye çalıştım. Ama malesef ki heyecandan karnımın ağrısı tutmuştu ve uykum gelmek yerine daha çok gitmişti. Bu sebeple Ecrin'e doğru baktığımda telefondan müzik dinlediğini gördüm. Bakışlarındaki o telaş ve merek yoğun bastırınca etrafa bakamadığından bende önüme dönerek Hakkâri'ye gidince neler olabileceğini düşündüm.
Başıma annemin dediği gibi şeyler gelmezdi herhalde?
Yok canım, bence gelmez. Annem fazla üzerime düşüyor. Sadece buydu.
Benim aklımdan bu tür düşünceler geçerken de göz kapaklarım yavaş yavaş ağırlaşınca kapanmalarına daha fazla karşı koyamadım. Ne kadar geçtiğini bilmediğim bir süre sonra artık karanlık, tamamen beni içine almıştı...
***
-1.Bölüm Sonu-
Düşüncelerinizi çok merak ediyorum. İnşallah güzel bir bölüm olmuştur.
●İlk bölümü nasıl buldunuz?
● Bölüm hakkında düşünceleriniz neler, beğenmediğiniz bir yer var mı?
● Sizce Ezgi'in başına annesinin tahmin ettiği gibi olaylar gelecek mi?
Birde 1-2 bölüm sonra yani 3.Bölümde falan baş karakterlerimiz tanışacaklarr.
Ben şimdiden çok heyecanlıyım umarım beğenirsiniz. Kendinize iyi bakın. Seviliyorsunuz🥰
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Bu yorum silinmiştir
Yorum
Yorum bulunamadı.