Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Doğan’ın Anlatımı
Burnuma çam, ıslak yosun ve toprağın derin ve keskin kokusu doluyordu. Derin bir nefes çektim ve ormanının göğe uzanan devasa ağaç gövdelerini gördüm. Güneş, yaprakların arasından süzülüyordu. Dirseklerim ve dizlerim nemli toprağa gömülmüştü. Avuçlarımda, babamın bana emanet ettiği eski model tüfeğin soğuk metalini hissediyordum.
Nefesimi tutmuş, tek bir hedefe odaklanmıştım. Uzakta meşe palamudu yiyen iri bir domuz. Homur homur sesler çıkarıyordu. Onun sesi, uzak olmamıza rağmen ormanın sessizliğinde kulaklarımı tırmalıyordu. Parmak ucum tetiğe hafifçe dokunuyor, kalbimin her atışı kulaklarımda vuruyordu. Tam o an, bacağıma dokunan yumuşak bir şeyle irkildim. Yılan olmasından korkarak tüfekten gözlerimi ayırıp ona doğru döndüm.
Yanı başımda, boynunu uzatmış, bana bakan bir çift iri, koyu kahverengi göz vardı. Bir ceylan. Ömrümde ilk kez bu kadar yakından görüyordum.
Gözleri…
Tıpkı annemin gözlerine benziyordu. Aynı güzellikte, aynı hatlarla ve aynı o derin, hüzünlü bakış. Hayran olmamak elde değildi.
O bakış bana nişan almam gereken domuzu, tüfeği, avı, her şeyi unutturdu.
Usulca, onu korkutmamaya dikkat ederek, yavaş hareketlerle doğruldum. Ceylan geri çekilmedi, benden korkmuyordu. Aksine, başını avucuma doğru uzattı, sanki onu okşamamı istiyordu. Tüfeğim bir el atımımdaki mesafedeydi. Ama o gözlere bakarken, silahı kaldırma düşüncesi bile ihanet gibi geliyordu. Elimle alnına, yumuşacık tüylerine dokundum. Sıcaktı, canlıydı. Hafifçe titriyordu.
Bu bölümün ilk 8 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları