Soğuk bir kış akşamıydı. Şöminenin çıtırtısı, odanın sessizliğinde yankılanıyor; alevlerin turuncu ışığı duvarlarda dans ediyordu. Aylin, dizlerini kendine çekmiş, pencerenin dışındaki parıldayan yıldızlara dalmıştı. Gecenin bu sakinliği ona iyi gelirdi… ama içindeki yalnızlık yine de sessizce oturuyordu.
Herkes tarafından tanınan ünlü bir yazardı. Kitapları milyonlara ulaşmış, binlerce insanın kalbine dokunmuştu. Fakat garip bir şekilde, hayatında konuşabileceği tek bir kişi bile yoktu. Ne kadar çok seveni olsa da gerçek anlamda yanında olan kimse yoktu. Bunu her düşündüğünde içi sızlardı.
Yalnızlığını bastırmak için kendini yazmaya veriyordu. Çünkü yazmak, onun hem dostu hem de sığınağıydı. Bazen şöminenin başında otururken şunu düşünürdü: "Bir sonraki kitabımı mı, yoksa kendi hayatımı mı yazıyorum?"
Yine de kendini teselli etmeyi biliyordu. Hayatındaki kötü şeylere takılıp kalmak yerine, küçük ama güzel yanları fark etmeye çalışırdı. Belki de onu milyonlarca okurla buluşturan şey tam olarak buydu: içindeki ışığı asla söndürmemesi.
Yazma tutkusu çocukluğundan beri vardı. Okumayı ve yazmayı öğrendiği günden beri kitaplara hayran olmuş, sayfaların kokusunu bile sevmeye başlamıştı. Her okuduğu kitap ona yeni bir hayal kurdurur, bir gün kendi hikâyelerini yazacağı günü düşlerdi.
Bu hayal, küçük yaşlarda yazdığı minicik öykülerle başladı. Zamanla bu öyküler büyüdü, karakterler derinleşti, duygular güçlendi. Artık sadece yazmıyor; kelimeleriyle insanların kalbine dokunuyordu.
Ve bir gün… o küçük kız, hayalini kurduğu gibi herkes tarafından tanınan ünlü bir yazar oldu.
Ama Aylin şunu hep biliyordu:
Onu bu noktaya getiren şey, yalnızlık değil; yalnızlığın içinden çıkarmayı başardığı umut olmuştu.
- SON -
Bölüm Yorumları