🧩 "Maskeler düşer, roller biter; geriye sadece hakikat kalır."
🧩 "En büyük zaferler, gölgelerin içinden çıkıp ışığı getirenlerin olur."
iyi okumalar :)
~~~~~~
/ Kubilay Aktaş' tan /
Derler ki hikayeler iki türlü başlar: Ya biri yolculuğa çıkarsın ya da şehre yabancı biri gelir.Benim hikâyem ise ikisi de değil. Ne yeni bir yolculuğa çıktım ne de şehre yabancı biri gelmişti ; ben ise aynı şehirde, dağların o dondurucu soğuğunda olan biriyim.
Şu an dağda olmasam da görevdeyim. Herkes için ölü bir beden olsam da, başka bir kimliğe bürünmeliydim ve büründüm.Bu hainlerin dünyasında ben, zengin iş insanı ve yeraltında adını duyurmuş 'Hakan Varcı' yım. Onlar benimle iş birliği yaptığını sanarken, aslında ben; ölü Üsteğmen Kubilay Aktaş olarak, tam da onların bastığı toprağın altına kuyu kazıyordum.
Son bir günleri kalmıştı. Yarın akşam, bu masadakilerin kimisi kara toprağın altına girecek, kimisi ise demir parmaklıkların ardına.
"Hakan, toplantıya," dedi Hıdır. Benim gözümde sadece bir piyon; kendi dünyasında ise 'benim en iyi adamım' rolünü üstlenen bir zavallı.
Toplantı odasına girdiğimde yine o tanıdık, nefret kokan yüzlerle karşılaştım.
"Son beş ayda kaybedeceğimiz kadar adam kaybettik. Böyle giderse yakalanırız," dedi Kurun. İsmi kadar garip ve itici bir adam... Ama söyledikleri umurumda mı? Asla.
"Haklısın Kurun, ama yarın risk almayacağız," diyerek lafa girdi Sazen. Sesi beklentiliydi. Benim içinse risk demek, bu iki yıllık cehennemin son bulması demekti. İşimi bozmasına izin veremezdim.
Araya " Sazen haklı risk almalıyız " diye katıldı yalaka Yabo
Bende hızla : "Sazen haklı, risk almalıyız," diye araya girdim.
Sesimi Hakan Varcı'nın o soğuk ve otoriter tonuna bürüdüm. "Tüm parayı temin edeceğim."
Kurun kararsızdı. Gözlerinde o tanıdık korkuyu gördüm; ama üç kişi aynı fikirdeyken, kabul etmek zorundaydı.
"Hadi be Kurun! Hep senin yüzünden kaç tane önemli işi beklettik. Korkak mısın? Bu sefer risk alacağız!" dedi Yabo, beni şaşırtarak. Onun o yalaka sesindeki hırs, planımın tıkır tıkır işlediğinin kanıtıydı.
Tabii, içimdeki o alaycı gülümsemeyi dışarıya tek bir mimik olarak bile yansıtmadım.
"Tamam," dedi Kurun. İş bitmişti. Yarın onlar için kıyamet, benim içinse nihayet huzura açılan bir bayram sabahı olacaktı.
"Toplantı bitmiştir," dedim soğuk ve otoriter bir sesle.
Ayağa kalkıp masadan uzaklaştım.
Ofisime geçtiğim an, ardımdan kapıyı kilitledim. . Cebimden, kimsenin varlığından haberdar olmadığı o gizli telefonu çıkardım. Ve Albay’a o beklenen mesajı yazdım
Yarın, şafak vakti her şey değişecekti.
Yarın mükemmel bir gün beni bekliyordu; kan, kaos ve adaletin yerini bulacağı o son an... Bunlar benim en sevdiğim şeylerdi. Görevim uğruna gömdüğüm Üsteğmen Kubilay, artık gün yüzüne çıkmaya hazırdı.
~~~~~~~~~~~~~
Sabah olmuştu; yeni bir gün, görevimin ise son günüydü.
Evden çıkıp arabama bindim. Motorun o tanıdık kükreyişi sessizliği bozarken, radyoda klasik bir müzik açtım; bu, Hakan Varcı’nın o meşhur, sakin ve soğukkanlı maskesinin bir parçasıydı.
Yolda ilerlerken aklım istemsizce görev sonrasına kaydı. Herkes beni ölü sanıyordu. Yaşadıklarımı öğrendiklerinde, timim ne diyecekti? Hele yakın arkadaşım Kutay ve ailem...
"Göreve odaklan, Kubilay," dedim kendi kendime. Ama insanız, ister istemez düşünüyordum. Yola odaklanmaya çalıştım; ofise varıp eşyaları toplayacak, sonra sevkiyat alanına geçecektim. Sadece bunlardan ibaretti her şey.
Son düzlüğe girmiştim.
Ofise gelip gerekli eşyaları ve dosyalar halindeki delilleri aldım. Ardından sevkiyat alanına, her şeyin bittiği yere sürdüm. Saat, kıyamet vaktine doğru akıyordu. Son 3 dakika...
"Hakan gelmeyecek mi?" Sazen’in o tedirgin sesini duydum.
"Yok, Hakan Bey onun yerine beni gönderdi bu sefer. Sonuçta onun sağ koluyum, en güvendiği kişi benim," dedi Hıdır.
İçimden alaycı bir gülümseme yükseldi. Sen benim en güvendiğim adamım değil, sadece en iyi piyonumdun Hıdır. Seni sadece oraya yerleştirdim, hepsi bu.
Onları uzaktan izlemeye devam ettim. "İyi," diye mırıldandı Sazen.
Ve işte beklediğim an geldi; ele başları sahneye çıkmıştı. Kimse gerçek adını bilmiyordu. İki yıllık görevim boyunca sadece üç kez görmüştüm onu, bu dördüncü oluyordu.
"Hadi başlayın," dediği an, pusuda bekleyen tim bir anda harekete geçti. Alan, askerlerimizin baskınıyla bir anda kaosa büründü. Suçüstü yakalanmışlardı; hem de ele başlarıyla birlikte! Bunu o kadar uzun zamandır bekliyordum ki...
Biraz süren çatışmanın ardından, maskemi düşürmenin vakti gelmişti. Saklandığım yerden, gölgelerin arasından çıktım.
"Kıyametinize hoş geldiniz," dedim.
Şaşkınlıktan donup kalmışlardı.
Gözlerinde sadece korku ve büyük bir yıkım vardı
"Hakan?" diye fısıldadılar, sesleri titriyordu.
Dudaklarımda o soğuk ve zafer dolu gülümseme belirdi. Üniformamın üzerindeki o tozları silker gibi, sahte kimliğimden sıyrıldım.
"Hayır, Hakan değil," dedim, sesimde ki o askeri tınıyla. "Ben Üsteğmen Kubilay Aktaş. Ve sizler de... yakalanan hainlersiniz."
Görevim bitmişti. İki yıllık o bitmek bilmeyen yalan, yerini hak edilmiş bir adalete bırakmıştı.
🧩🧩🧩🧩🧩🧩🧩🧩🧩🧩
Birinci bölüm burada sona erdi; artık asıl hikâyenin kapılarını aralamanın vakti geldi
Desteğiniz için teşekkürler, sizleri seviyorum!
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
İlginç
Yorum
Yorum bulunamadı.