Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Onu kendimden uzak tutmalıydım, bana aşık olmamalıydı ona cazip geldiğimi biliyordum,şimdilik aşkı çıkar aşkı olsada , bu gerçeğe dönüşmemeliydi.
Bu yüzden aklıma bir şey geldi. Hayatımda birinin olması onu benden uzak tutmaya yetebilirdi.
Metalin soğukluğu parmaklarıma işlediğinde arabanın kapısını açmıştım. Arabaya bindiğimde deri koltukların kokusu, sanki eski bir mezarın nemli havasını taşıyacak cinstenti. Motoru çalıştırdığımda çıkan uğultu, geceye karışan bir ağıt gibi yükseliyordu.
Aklıma Eliza'nın sonradan söyledikleri geldi. Bir vampir bir insana aşık olursa ölür demişti. Ama sonra kan taşıyıcısına aşık olduğunda bir şık daha var dediği aklıma geldi.
"Ama kan taşıyıcısına aşık olduğunda bir şık daha vardır,"
O şık Kael'in fiziksel olarak ölmesi değildi ama o da Kael'i öldürebilirdi daha doğrusu vampirliğini öldürebilirdi.
İşte hiçbirisi olmasın diye Baleroun'un yanına gidiyordum. Kael, onunla benim samimiyetimi görmüştü ve aramızda birşeyler olduğuna inanabilirdi. Baleron'u buna ikna etmeliydim.
Arabaya bindiğim sırada Baleron'un bana verdiği numarayı tuşladım. "Hey, beni bu kadar çabuk arayacağını düşünmüyordum," dedi telefonu açtığı gibi.
Haklıydi, yanyana olduğumuzdan bu yana en fazla 2-3 saat geçmişti.
"Selam Baleron," dedim. "Kafem var demiştin değil mi? Bana adresi verir misin?"
"Buraya mı geleceksin?"
"Sakıncası mı var?"
"Eee aslında yok ama burada baya ünlüsün, bu senin için sıkıntı olur mu?" Aslında olurdu ama şu anki konu daha önemliydi.
"Olmadı kafeni benim için biraz boşaltırsın," dedin gülerek ve kapadım. Attığı konumu açarak arabamı çalıştırdım.
Farlar karanlığı yarıyor, ama yolun kenarındaki gölgeler bana Kael'i hatırlatıyodu. Her ilerlediğim anda, her ışıkta onun yüzü zihnimde beliriyor. Beni yüksekten kendimi bıraktığımdaki tutuşu...Bana gözlerini dikerek, korumacı bir şekilde bakışı...
Direksiyonu kavrayan ellerim titredi; korku ve heyecandan çok acı damarlarımda birbirine karışıyordu.
Sokaklar boş, ama rüzgâr camlara vurdukça sanki fısıldıyordu. Telefon konumu yine arasokakları göstermeye başlayınca tedirginliğim arttı ama devam ettim. Bu işi halletmeliydim.
Kilisenin çanları uzaktan çalıyordu, ses arabamın içine sızmış, düşüncelerimi bölmüştü. İşte konum yanıp sönüyordu, yaklaşmıştım ama arabamı park edip geri kalan yolu yürümeliydim. Uygun bir yer bulup arabamı park ettikten sonra dar sokağa daldım.
Arka sokaklara adımımı attığımda, şehrin gürültüsü bir perde gibi geride kaldı. Dar, taş yolların üzerine çöken gölgeler, sanki beni izliyordu ya da ben çok paronoyaktım.
İşte, konumun yanıp söndüğü yerin kapısında durdum. Kapısında ne parlak bir tabela ne de davetkâr bir ışık vardı; sadece eski demirden yapılmış, örümcek ağı gibi kıvrılan bir işaret... Kan kırmızısı bir ay figürü. Onu gören sıradan biri belki ürkerdi, ama ben biliyordum: burası vampirlerin sığınağıydı.
Kapıyı ittiğimde, içeriden yükselen loş ışık yüzüme vurdu. İçerisi dışarıdan daha sessizdi, ama sessizlik burada bir huzur değil adeta sinsi bir tehlikeyi andırıyordu.
Bu bölümün ilk 21 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları