Deponun tam ortasına çektiğim sandalyede oturmuş, Cihan’la havadan sudan sohbet ediyorduk. Parmaklarımın arasında bilmem kaçıncı sigaram yanıyordu. Dumanı deponun yüksek tavanına doğru savururken Cihan yine o bildik, aşina olduğum konuları açmıştı.
"Ya abi, gel seninle gidelim işte bir yerlere," diyordu ısrarla. "Ne uzatıyorsun bu kadar?"
Yine başlamıştı karı kız mevzularına. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.
"Oğlum," dedim, sesimdeki bıkkınlığı gizleme gereği duymadan. "Niye anlamak istemiyorsun? El alemin karısında, kızında gözüm yok benim. Bana ne karı kızdan? Ben senin gibi pezevenk miyim?"
Cihan lafı yiyince yüzünü ekşitti, sanki çok haksız bir şey söylemişim gibi triplere girdi. Sigaramdan derin bir nefes daha çekip dumanı onun yüzüne doğru üfledim.
"Ayyy, anladık!" dedi alayla, ellerini iki yana açarak. "Dünyanın en bakir, en namuslu erkeğisin sen! Tamam!"
Onun bu haline alayla güldüğüm sırada deponun ağır demir kapısı gıcırtıyla aralandı ve Sedat telaşlı adımlarla içeri girdi.
"Abi," dedi nefes nefese. "Mallar geldi."
Sözünü bitirir bitmez sigaramı ayaklarımın altında ezdim, oturduğum sandalyeden kalkıp dışarıya, açık havaya doğru ilerledim.
Gözlerimin önüne dizilen manzara tam tamına on iki tırdan ibaretti. Hepsi de ağzına kadar ağır silahlarla doldurulmuş tırlardı. Ancak tırların hemen arkasında, tüm bu toz bulutunun arasından sıyrılan siyah bir binek araç daha vardı. Araba tırların ortasında durdu, sürücü kapısı yavaşça açıldı. İçinden çıkan kişiyi gördüğüm an kaşlarım hayretle yukarı kalktı.
Bu gerçekten de büyük bir sürprizdi... Tam anlamıyla beklenmedik bir misafir kapımıza dayanmıştı.
------
Elimdeki dürbünü gözüme sabitlemiş, karşıdaki evi santim santim izlemeye devam ediyordum. Hatay’ın bu unuttuğu, harap köyü sessizliğe gömülmüştü. Çoğu insan burayı çoktan terk etmiş, geriye kalanlar ise sadece çaresizlikten, maddi imkansızlıklardan dolayı bu yıkık dökük evlerde yaşamaya mahkum olmuşlardı.
"Komutanım, daha ne kadar bekleyeceğiz böyle?" diye fısıldadı hemen yanı başımdan İdris abi.
Gözümü dürbünden ayırmadan, "O evdeki son ışık sönene kadar beklemeye devam edeceğiz," dedim net bir sesle.
Soner piçinin saklandığı o sığınağı nihayet bulmuştuk. Tam bir yıldır peşinde koşturup duruyorduk ve artık herkesin sabrının son demleriydi.
İdris abinin hemen arkasından Karun’un o hırslı sesi duyuldu: "Şu Soner piçini bir elime geçireyim, o bir yılın acısını fitil fitil getireceğim burnundan. Sorgusuna bizzat ben gireceğim değil mi komutanım?"
Karun lafını bitirir bitmez Samet hemen arkadan atıldı: "Sıranı bekle oğlum, ilk sorgu benim hakkım! Adamın kemiklerini eline vermeyi düşünüyorum. Düşünmekle de kalmayacağım, bizzat uygulayacağım vallahi!"
Onların bu intikam ve sorgu sırası kapışmasını duyunca dudağımın köşesi hafifçe yukarı kıvrıldı. Hepsi dolmuştu ama Samet'in sanki sıradan bir sıra kavgası yapıyormuş gibi heyecanlanması timin havasını bozmayan o klasik hallerindendi.
Tam o sırada Akın araya girdi, o her zamanki patavatsızlığıyla: "Abi sen fazla düşünme bence. Düşünmeyince düşünüyorsun çünkü..."
Duyduğum şeyle kaşlarımı çattım. Ne diyordu yine bu çocuk? "Ne diyor bu ya? Ne saçmalıyorsun yine Akış?"
Samet’in sinirli sesi gecikmedi: "Ne diyorsun oğlum sen? Ne demek o?"
"Abi vallahi kötü bir şey demedim," dedi Akın, sesindeki o saf korku hemen kendini belli etmişti. "Sadece sinirin geçsin diye şey etmiştim... Ama pek şey edemedim galiba. Daha fazla sinirlendin sanki. Şey etmem ben bir daha, valla bakma bana öyle abi."
Akın’ın korku dolu sesini duyunca içimden güldüm. Samet karanlıkta Akın’a artık nasıl bir ölümcül bakış fırlattıysa, zavallı çocuğun kalbi ağzına gelmişti resmen.
Samet dişlerinin arasından homurdandı: "Sen bir daha hiç konuşma, şey etme Akış."
Cemal abi de arkadan kısık sesle gülerek bu diyaloğa katıldı. Onların kendi arasındaki bu tatlı didişmeleri dinlerken, bir taraftan da gözümü evden ayırmıyordum. Yanımda, benim gibi pürdikkat evi izleyen Aylin’e döndüm. Ortamdaki gerginliği biraz dağıtmak, biraz da merakımı gidermek için bir taş attım ortaya.
"Bezan’la aranız nasıl?" diye sordum fısıltıyla.
Aylin ilk başta ne dediğimi tam algılayamadı herhalde, birkaç saniye ses vermedi. Soner'in evini izlemeye devam ederken bana doğru hafifçe döndü. "Bezan ne alaka komutanım? İlgilenmiyorum ben onunla."
Bizim inatçı kız durumun ciddiyetini yeni idrak edebilmişti.
"Ne demek ne alaka kızım?" dedim, sesimi daha da kısarak. "Çocuk seni köpek gibi seviyor, iki yıldır etrafında pervane oldu. Sen hâlâ burada 'ne alaka' diyorsun. Duygusuz musun kızım sen? Hiç mi tık yok içinde?"
Bezan, Aylin'i iki yıldır seviyor, peşinde dolanıyordu ama bizim kızda yaprak bile kımıldamıyordu. Tam bir duygusuzdu.
Aylin o inatçı tavrıyla omuz silkti. "Ben mi dedim ona benim etrafımda dönsün diye?"
Aylin tam lafını bitirmişti ki, kulaklığımdan Karun’un o buz gibi, ciddi askeri sesi yükseldi: "Komutanım, ters giden bir şey var. Bir araç yanaşıyor eve. Hatta iki..."
Karun’un uyarısıyla aramızdaki fısıldaşmayı bıçak gibi kestim. Bakışlarımı tamamen eve diktim. Aylin’e doğru hafifçe fısıldadım: "Bu konuyu seninle sonra detaylı konuşacağız Aylin."
Gözlerimizin önünde iki karanlık araç evin önünde sert bir frenle durdu. Vakit kaybetmeden telsizimin mandalına bastım: "Herkes dikkatli olsun, namlular hedefe baksın."
Arabalardan inen eli silahlı adamlar, saniyeler içinde eve doğru kurşun yağdırmaya başladılar. Demek ki Soner piçinin peşinde sadece biz yoktuk; birileri onun hesabını kesmeye gelmişti. Ama bizim operasyonumuzu bozmaya kimsenin hakkı yoktu.
"Hiçbiri buradan canlı çıkmayacak!" diye emrettim.
Kulaklığımdan hep bir ağızdan yükselen o tok ve kararlı ses yankılandı: "Emredersiniz komutanım!"
Yerleştiğimiz o gizli noktalardan birer gölge gibi sıyrıldık. Evin etrafını saran o kimliği belirsiz adamları, daha ne olduğunu bile anlamadan tek tek indirdik. Bahçe temizlenince eve doğru seri adımlarla ilerlemeye başladık.
"İdris, Cemal! Arka taraftan dolanın, kaçış yollarını kapatın," diye talimat verdim.
"Emredersiniz komutanım!" diyerek hızla karanlığa karıştılar.
Geri kalan timle birlikte tam evin ahşap kapısının önüne geldiğimiz an, içeriden kulakları tırmalayan, acı dolu bir kadın çığlığı yükseldi.
Adımlarım anında çakıldı. Elimi havaya kaldırıp timi durdurdum.
Bu ses... Neyin nesiydi şimdi?
Selammm
Umarım severek okursunuz oy ve yorumlarınızı bekliyorum
Birce ile Asrın sizce ne zaman yan yana gelir.
Bölüm Yorumları