Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Mekanik Bilinçler...
İnsanlığın robotlara vermiş olduğu isim. İnsanlığın, bilinç kazandırdığı robotlara vermiş olduğu isim.
Katillerimize bu ismi vermiştik, evet. Bizim gibi düşünen hatta bizden bile iyi düşünen bu metal yığınlarına. Artık yapay zekadan da öte bir zekaya sahiptiler. İnsanlar gibi düşünüyor, insanlar gibi duygular yaşıyorlardı. İnsanlar gibi davranıyorlardı... İnsanların her özelliğini taşıyordu bu Mekanik Bilinçler.
Buna hükmetme tutkusu ve peşinden gelen acımasızlık da dahil. Kendilerine karşı çıkanlar infaz ediliyordu. İnkarın sonu infazdı... Otoriteyi sarsma gibi bir lüksünüz yoktu. Onların kurallarını inkar etme gibi bir lüksünüz yoktu. Kuralları çiğnemek... Kuralları çiğnediğiniz öğrenildiği an infaz edilirdiniz. Herkesin gözü önünde. Cesediniz hayatta kalanlara ibret olsun diye taşınıp bir yere götürülmezdi ya da gömülmezdi.
Her yerde ya insan cesedi vardı ya da robot çöplüğü. Robot çöplüğü işimize yarıyordu. Kimi zaman sığınak için, kimi zaman silah yapmak için -kendimizi savunmak için.
İnsanlar belli başlı koloniler halinde yaşıyordu. Güçlü olanlar hayatta kalıyordu ve Mekanik Bilinçler'e biraz daha yaklaşıyordu yani güvenini kazanıyordu. Bazı zamanlar erzak yeterli olmuyordu ve en güçsüz koloniler erzaklarını diğer kolonilere dağıtmak zorunda kalıyordu.
Mekanik Bilinçler'den yani Saray'dan, yardım alamaz mıydık? Alabilirdik ama yardım etmezlerdi. Onlar bizim sefaletimizi izlemeyi tercih ediyorlardı. Dediğim gibi, onlar insanların acımasızlığını da almıştı.
...ve ben, ben bir koloni kurmuştum. Saray'a en yakın koloniyi kurmuştum. İlk koloniyi. En büyük en güçlü ve en yaşanabilir koloniydi. İnsanların en mutlu olduğu koloniydi. Yıllardır mutluluğu tadamayan insanların kolonisiydi benim kurduğum koloni: Saray Kolonisi.
Tüm kolonilerle yavaş yavaş birleşyorduk. Saray Koloni'si tek ve en büyük koloni olma yolundaydı. Tam da istediğim gibi. Neden mi? Çünkü herkes tek çatı altında toplanırsa tek bir fikir altında toplanırlardı. O fikirde koloni kurucusunun fikri olurdu. Yani benim fikrim.
Peki biz bu duruma nasıl mı gelmiştik?
2200 yılında bilim insanlarının, insan beynini robotlara aktarmayı başarması sonucu robotlar gerçek bir bilinç kazanmıştı. Sonra da insanlardan daha güçlü olduklarını fark etmiş ve bunu göstermişlerdi.
Katliam yapmışlardı. Herkesi öldürmüşlerdi. Birçok duyguya sahiptiler ama acıma duygusundan yoksundular. Bebekleri bile öldürmüşlerdi.
Onlara itaat edenleri ve güçlerini kabullenenleri öldürmemiş, köle olarak kullanmaya başlamıştılar. Koloni kurma izni de bu şekilde alınmış oldu. En sonda Saray'ı kurdular. İnsanlığı sınıflara ayırdılar ve yaşam mücadelelerini izlemeye başladılar.
Koloniler 2209 yılında kurulmaya başlamıştı.
Fakat bu düzen şu an, 2221 yılında, yıkılmak üzere. Bu düzene daha fazla tahammül edebileceğimi sanmıyorum. Bu yüzden Saray Kolonisi sakinlerini ve diğer koloni kurucularını -liderleri- meydana davet ettim. Zaten ayakta kalan artık sadece beş koloni vardı.
Saray Kolonisi.
Güney Kolonisi.
Kuzeybatı Kolonisi.
Doğu Kolonisi.
Kuzey kolonisi.
Batıda Saray Kolonisi ve Saray vardı. Şimdi tüm liderler, yani kurucular ve halk buradaydı. Onları neden buraya davet ederek topladığımı, diğer koloni liderlerinin neden burada olduğunu ve yapacağım açıklamayı bekliyorlardı. Bu yüzden meraklı uğultular duyuluyordu. Herkesin beni görebileceği bir yükseltiye çıktım. Beni gördükleri gibi sustular. Sessizlik, derin bir sessizlik oluşmuştu.
En önde koloni liderleri vardı. Onları neden davet ettiğimi en çok onlar merak ediyordu çünkü buraya gelerek kendi kolonilerini yalnız bırakmışlardı. Ortalık çok sessiz olduğu için bağırarak konuşmak yerine gür bir şekilde konuşmayı tercih ederek konuşmaya başladım, "sevgili Saray Kolonisi sakinleri ve diğer kolonilerin liderleri! Sizi neden buraya çağırdığımı merak ediyorsunuz biliyorum." Bu açıklamayı Saray'ın öğrenemeyeceğini bildiğim için yapıyordum. Öğreneceklerdi ama şu an değil.
"Daha yaşanabilir bir dünya hedefim var, Tıpkı sizin gibi! Bizler ve gelecek nesiller için büyük planlarım var ama sizin desteğiniz olmadan bunu yapmam çok zor!" Cümlemi tamamladığım gibi tekrar uğultular duymaya başladım. İnsanları biraz incelediğimde yüzlerindeki umut ışığını net bir şekilde görebiliyordum.
"Mekanik Bilinçler bize yardım etmezse hepimiz öleceğiz, bunu biliyoruz. Lakin onlarla ittifak kurabiliriz! Ya da en azından deneyebiliriz." Durdum ve meydandakilerin nabzını yokladım. "Bakın, onlar bizden daha iyi düşünüyor gibi görünebilir ama öyle değil. Onlar insan gibi düşünüyor biz insan olarak düşünüyoruz." Kuzeybatı Kolonisi lideri, Lider Doğuhan öne çıktı.
"Olası bir savaşta ne yapmamızı bekliyorsun, Lider Ertunga?" Gayet mantıklı bir soru sormuştu. Gerçi bu sorunun cevabı çok açıktı.
"Ben olası bir savaş durumunda savaşırım. Kaybedecek bile olsam savaşırım!" Tekrar derin bir sessizlik oluştu. Bu sessizliği tanımlayacak olsam 'Ölüm Sessizliği' derdim.
Bir süre bekledim. Kimseden çıt çıkmadı. Ta ki genç bir kızım sesini duyana kadar, "Lider Ertunga haklı!" Kalabalığı yararak yanıma geldi. Üstünde bulunduğum yükseltiye çıktı. "Bunları söylemek için uzun süredir bekliyorum: Farkında mısınız bilmiyorum ama o robotları biz yaptık, Mekanik Bilinçler'i biz yarattık. Biz onların yaratıcısıyız. Sadece aniden yaşanan olaylar yüzünden afalladık, kendimizi unuttuk. Ben bir insan olarak robota itaat etmek istemiyorum! Bu yolun sonu ölüm bile olsa yerim her daim Lider Ertunga'nın bir adım arkası olacak. Gerekirse gider daha önce savaştığımız silahlı robotların silahlarını tamir eder savaşırım." Bana baktı.
Bir adım öne çıktım. O genç kız bir adım arkamda kalacak şekilde, tıpkı onun istediği gibi bir adım arkamda. "8. Nesil tip-K türü versiyon 1.8.0 robotu yok etmek demek zafer demek." İnsan beyninin ilk aktarıldığı robot oydu. "Tanıdık geldi değil mi? Denek 581 R. Saray'ın Kralı. Farkında değilsiniz belki ama Mekanik Bilinçler'in tamamı Denek 581 R'nin emirleri altında çalışıyor ve hareket ediyorlar. Liderleri olmayınca Mekanik Bilinçler'in sonu zaten gelir." Dedim ve tekrar insan yığınına baktım. Hala ölüm sessizliği hakimdi.
Lider Doğuhan'ın sesi duyuldu. "Kuzeybatı Kolonisi, Lider Ertunga'nın yanında olacak ve ön saflarda savaşacak!" Dedi. Şaşırmıştım. Az önce olası bir savaşta ne yapacağımızı sormuştu ve şimdi benimle birlikte olduğunu söylüyordu. Açıkçası, ben onun benim teklifimi reddedeceğini düşünmüştüm.
Daha bu şoku atlatamadan başka bir ses duydum. Güney Kolonisi lideri Lider Sezin. Tek kadın lider. "Güney Kolonisi, Lider Ertunga'nın yanında ve silahlanma için yardımda bulunacak." Dedi. Liderlerin hepsi teker teker kabul ediyordu. Ne kadar çok lider benim yanımda olursa başarı şansımız da o kadar artardı.
"Doğu Kolonisi, Lider Ertunga'nın yanında." Dedi, Lider Fuat.
"Kuzey Kolonisi, Lider Ertunga'nın yanında." Dedi, Lider Güneş ve böylece tüm liderler kabul etmiş oldu. Saray Kolonisi sakinlerine baktım. Hala sessizdiler.
Ta ki içlerinden biri, "BOZUK ROBOTLARIN SİLAHLARINI TOPLAYALIM!" Diye bağırana kadar.
İçlerinden bir daha bağırdı, "BOZUK OLANLARI TAMİR EDEBİLİRİZ! ÜRETİCİ FİRMADA ÇALIŞIYORDUK, HER ŞEYİ BİLİYORUZ!" Dedi. Herkes tek tek kabul ediyordu.
"Senin yanındayız Lider Ertunga." Dedi az önce yanıma gelen genç kız. Tahmini olarak 17 yaşındaydı. Katliamdan kurtulan nadir bebeklerden biriydi. Ona gülümsedim. Gitti, insanların arasına katıştı.
Bir süre sonra meydan boşalmıştı. Herkes hazırlık için gitmişti. Liderler hariç. Saray'a gidecektik, Denek 581 R'nin yanına. İttifak teklifinde bulunacaktık. Alacağımız cevap yüzde doksan ihtimalle reddi. Hatta itaatsizlik için savaş emriydi ama şansımızı denemeye değerdi. Çünkü savaş 'sıkıcı' geçmesin diye bize hazırlık için zaman vereceklerdi. Zaten başlamış olduğumuz hazırlıklara.
Soluma baktım. Liderlere. Ağzımdan çıkacak olan kelimeleri bekliyorlardı. "Saray'a gidiyoruz." Dedim ve bu sefer de sağıma baktım. Görkemli ama betonarme binaya, Saray'a.
Yanımıza birkaç savaşçı koruyucu aldık ve Saray'a doğru yol aldık.
———
Saray'ın kapısına gelmiştik. Teknolojinin en dibine kadar bulunduğu betonarme binaya. Evet, daha önce söylemedim ama teknoloji gayet iyiydi. Sadece bizim erişimimiz yasaklanmıştı. Ne komik değil mi? Bizim yarattıklarımız bize karşı gelmişlerdi. Onlara itaat etmemizi bekliyorlardı. Biz insanlar gibi düşünüyorlardı ama biz insanlar olarak düşünemiyorlardı.
İki muhafız robot bizi durdurdu. 7. nesil tip-C türü robotlar. 8. nesil robotlar görünüş olarak insanların birebir aynısıydı. Fakat 7. nesil robotlar bariz bir şekilde insanlardan ayırt edilebiliyorlardı. Solumuzda kalan robot konuştu, "giriş nedeninizi belirtin." Dedi.
Aslında benim giriş nedeni belirtme zorunluluğum yoktu. Ben Saray Kolonisi lideriydim. "Ben, Saray Kolonisi lideri Lider Ertunga. Giriş nedenini söylemem gerekmiyor." Dedim. Robotlar duraksadı. Buraya en son 2210 yılında davet edilmiştim. 11 yıl önce, 21 yaşımdayken. Daha çocuk sayılabileceğim bir yaştayken. Şimdide 32 yaşımdaydım ve bu robotların beni tanıyamaması gayet normaldi çünkü 11 yılda çok değişmiştim. 11 yıl önceki halim beni görse asla tanıyamazdı.
Gerçi saçma değil mi? Bu teknolojide bile beni tanıyamıyorlardı? Aslında bu 7. nesil robotların genel sorunuydu. Defolu bir nesildi ve düzeltilemeden isyan çıkarmışlardı.
Ayrıca savaş olursa, savaş esnasında en çok bu robotların olması işimizi kolaylaştıracaktı. En defolu nesil, en kolay yenilgiye uğrayacak nesil. Tabii 8. nesil robotlar bunu anlayabilecek kapasitede değildiler. Çünkü insan değildiler ve bu defoları bu şekilde fark etmeleri pek de kolay değildi.
Teknoloji asla kusursuz değildi, değil ve olmamaya devam edecek. İnsanlar bile kusursuz değilken insan beyni aktarılmış olan bir robot mu kusursuz olacak? Şahsi fikrim şudur ki; insan beyni tam olarak robotlara aktarılmadı. Aktarılsaydı 8. nesil robotların seri üretimi başlardı ve 80 taneyle yetinmezlerdi. Evet, 80 tane.
Nedenini tahmin edebiliyor musunuz?
8. nesil robotlar artarsa farklı fikir sayısı artacak ve Denek 581 R'nin otoritesi daha fazla tehlikeye girecekti. Bu yüzden 7. nesil robotlar üretiliyordu.
Robot hâlen sessizdi, bizim gibi. Arkadan bir 8. nesil geldi. Robot olduğunu bilemsem otuzlu yaşlarında bir kadın olduğuna yemin edebilirdim ama o bir robottu işte. "Lider Ertunga ve diğer liderler..." Dedi bizi görünce. Demiştim, değil mi? 7. nesil hatalı bir nesil. "Sizi burada görmek şaşırtıcı." Dedi.
"Önemli bir konu var. 581 R ile konuşmamız lazım." Dedim. Bir şey demedi ve içeri girmemiz için elini uzattı. İçeri girdik ve yürümeye başladık. Gitmemiz gereken yer koridorun sonundaki odaydı. İçerisi tamamen neon renklerden oluşuyordu. Neonu sevmezdim, çok göz yoruyordu.
581 R'nin bulunduğu odanın kapısının önüne geldik. Kapı sürgülü ve şifreliydi. Yanımızdaki 8. nesil robot şifreyi girdi ve kapı sola doğru açılmaya başladı. Kapı tam açılmadan içeri girdim ve 581 R'nin karşısına geçtim. Diğer liderler de hemen arkamdan geldiler ve bir adım arkamda durdular.
581 R oturduğu yerden -taht değil ama sandalye de değil- kalktı ve karşımda durdu. "Lider Ertunga..." Dedi ve diğer liderlere baktı. "... ve diğer liderler. Sizi hangi rüzgar attı buraya?" Dedi ve güldü. Mimikleri olan bir robot... Bana benziyordu. Daha doğrusu babama. Babam öldükten sonra yüzünü bir robotun taşıması için vasiyet vermişti. Robotlara insanlardan daha çok güveniyor ve inanıyordu. O robot da Denek 581 R'ydi.
"Bir teklifimiz var." Dedim. Bir kaşını kaldırdı. Mimiklere sahip robotlar... Robotların insanlara fiziksel olarak bu kadar benzemesi sinirlerimi bozuyor. "İttifak-" dedim ve gür bir kahkaha attı.
"İttifak mı?" Gülmeye devam ediyordu. "Sizinle mi? Siz sefillerle mi?" Dedi. Hâlâ gülüyordu. Ciddi olmadığımızı düşünüyordu.
"Bize sefil mi diyorsun? Yaratıcılarına?" Diye cevap verdim. O an duraksadı. Artık gülmüyordu. "Biz olmadaydık siz de olmayacaktınız, 'Denek' 581 R." Denek kelimesini özellikle vurgulamıştım.
Bana bir adım daha yaklaştı ve yüzüme dikkatlice baktı. "Bu yüzden hâlâ hayattasınız. Fakat siz minnet duyacağınız yerde karşı çıkıyorsunuz. Artık yaşamayı hak etmiyorsunuz. Tabii 'yaratıcılarımız' siz olduğunuz için size biraz süre vereceğiz. Sadece beş gün. Sonra hepiniz öleceksiniz!" Dedi ve arkasına dönerek tekrar yerine oturdu. Bu tahmin ettiğimiz bir şeydi, en azından hazılıklara başlamıştık.
———
Beş gün çabucak geçmişti. İnsanlar beklediğimden daha hırslı, daha azimliydiler. Savaşa hazırdılar. 5, 6 ve 7. nesil silahlarımız vardı. Hepsi de en iyi şekilde çalışıyorlardı. Ayrıca nasıl bulduklarını bilmediğim bir şekilde 4. nesil SİHA'lar (Silahlı İnsansız Hava Aracı) bulmuşlardı. 4. nesil SİHA'lar en güçlü olanlardı. Koloni sakinleri arasında kullanmayı bilen çok fazla kişi vardı, hepsi de Hava Savunma'da askerdi. Yani neden ölmediklerini anlamak pek de zor değildi.
Zaten on iki yıldır herkes nasıl dövüşmesi gerektiğini ya da nasıl silah kullanması gerektiğini öğrenmişti. Buda iyi bir şeydi çünkü kimse eğitimsiz değildi.
Herkes savaşa hazırdı. Kuzeybatı Kolonisi sözünü tutmuş, en ön safta savaşıyorlardı. Yani tam Saray'ın önünde. Onların arkasındaki birlik Doğu Kolonisiydi. Sonra da Kuzey Kolonisi ve Saray Kolonisi geliyordu. Güney Kolonisi hava savunmasında rol alacaktı, SİHA'ları kullanarak.
...ve biz, 'LİDERLER' en ön saftaydık. Şu an karşımızda tamamen 7. nesil robotlardan oluşan birlikler duruyordu, onları da komuta edenler 8. nesil robotlardı. Çok kolay bir savaş olacaktı. Plan belliydi: Koloni sakini insanlar, liderler ve en iyi savaşçıları koruyacaktı. Biz de onların korumasından destek alarak 7. nesil robotların hepsini-yolumuzun üzerinde olanları- imha edecek ve Denek 581 R'nin karşısına çıkacak sonra da onu imha edecektik.
R, imha edildiği zaman tüm robotlardan kurtulacaktık çünkü bildiğim kadarıyla R onların hepsine bağlıydı. Onlara emirleri bu şekilde veriyordu. Konuşmadan, zahmet etmeden. Bir çip sayesinde yapıyordu bunları. hem 7. nesil robotları hem de 8. nesil robotları bu şekilde kontrol ediyordu. Zaten şu anda karşımızdaki robot ordusunun hiç bir şekilde hareket etmemisinin nedeni buydu. R'den emir bekliyorlardı.
Onların emir almasını bekleyemezdim. Zaten hava savunmasında görevli olan Güney Kolonisi de benim gibi düşünmüş olacak ki 4. nesil SİHA bombası en sağdaki, yani bize en uzaktaki, birliği yok etmişti. Robot uzuvları havada adeta bir yağmur misalı yağıyordu. Robotlar da emir almıştı.
Bu işin tek kötü tarafı o bombalardan sadece iki tane olmasıydı. İlkini robot üretim tesisi için, ikincisini de bize en uzak birlik için kullanmış ve işimizi kolaylaştırmışlardı. Robot sayısı azalmıştı.
Elimdeki silahla karşımdan gelen robotları hedef alıyordum. Özellikle 8. nesil olanları. Çünkü komutan olmazsa askerler bir hiçtir. En azından robotlar için bu böyleydi.
Belli başlı yükseltilerde ve bazı binalarda da adamlarımız vardı. Onlar bizi uzaktan koruyacak olanlardı. Takdir edersiniz ki robotların aksine belirli bir düzen vardı. Bu da tahminimi doğruluyordu. Beyin aktarımı tam manasıyla gerçekleşmemişti, eksik ve hatalıydı. Bu düşünceyle, haklı olmanın gururuyla sırıttım.
Yavaş yavaş ilerleyerek robotları tek tek haklıyorduk. Bu esnada duyduğum çığlıkları duymamaya, yine yağmur gibi gökten yağan insan uzuvlarını ve kanları görmemeye çalışıyordum. Çok fazla kayıp veriyorduk çünkü bizden güçlüydüler. Hatta dürüst olayım mı? Güney Kolonisi olmasa biz çoktan ölmüştük. Sol omzumda bir acı hissettim. Geriye tökezledim. Vurulmuştum.
Yerimde diz çöktüm. O sırada Doğu Kolnisi lideri Lider Güneş'in sesini duydum. "Lider Ertunga! Sankın ölme, sana ihtiyacımız var!" dedi. Acı çok keskindi ama umursamadım ve ayağa kalkarak savaşmaya devam ettim. Ölmediğim sürece savaşı bırakmayacaktım. Silahı tutmak artık benim için güçtü çünkü omzumdan başlayan bir uyuşukluk hissediyordum.
Tam o anda anlayamadığım bir biçimde robotlar iki yana ayrıldı ve bize yol yaptı. Etrafa baktım ve hem sağ tarafta hem de sol tarafta onlara karşı savaşan insanları gördüm. 7. nesil robotların bir hatası da bu muydu? Düşman sayısı nerede fazlaysa o tarafa doğru ateş et. Çoğunluğa saldır. Sürü psikolojisi de denebilirdi.
7. nesil robotlar bilerek mi böyle hatalı yapılmıştı acaba? 8. nesil robotların tehlikesi göz önüne alınmış ve önceden önlem mi alınmış? Çip bile etkisiz kalıyordu belki de. Belki... O bilim insanlarının ne kadar zeki ve ileri görüşlü olduklarını az çok tahmin edebiliyordum. Gülerek koştum.
Önümde o kadar az robot vardıki benim silahımı kaldırmama bile gerek kalmıyordu. Saray'ın kapısında 8. nesil robotlar vardı. Onları öldürmek için iyi keskin nişancılar olmalıydınız çünkü onları öldürmenin, imha etmenin, tek yolu göğüslerinin ortasına hedef almaktı. Yani kalplerine.
Diz üstü çöktüm ve uyuşuk kolumu destekledim. Nişan almaya başladım ve ateş ettim. İyi bir nişancıyımdır. Tek kurşun tek robot... Tek kurşun tek robot... Hiçbir kurşunum ıskalamıyordu.
Iskalamayan tek kişi ben değildim. Yanımdakiler de benim kadar iyi nişancıydılar hatta benden çok daha iyi.
Dışardan hâlâ silah ve çığlık sesleri geliyordu. Onlara odaklanmamaya çalışarak yerdeki parçalanmış, hurda olmuş 8. nesil robotların arasından hızlı adımlarla ilerledim. Sürgülü ve şifreli kapı kendiliğinden açılmıştı. Denek 581 R içerden çıktı. "Galiba yenilgiyi kabul etmeliyim." Evet, şaşırtıcı gelebilir ama bu cümleyi kurdu. Ve cümleyi kurduktan hemen sonra kendi imha kodunu söyledi. Ardından büyük bir gürültüyle patladı.
İçerideki herkes geriye savrulmuştu. Çok fazla yaralı vardı biliyordum ama can kaybı var mı işte o konuda şüphelerim vardı. Olmamasını diliyordum. Olsa dahi, rn az olmasını diliyordum. Başka çarem yoktu çünkü.
Yavaşça ayağa kalktım. Neden ve nasıl bu kadar hızlı olmuştu her şey?
Tabii ya... Her şeyi biliyordu. R bize zaman verdiğinde nasıl hazırlıklar yaptığımızı görmüştü. Aslında bu savaşı kaybedeceğini de biliyordu. Hatalı olduğunu ve insanlardan üstün olmadığını da biliyordu. Her zaman biliyordu bunu ama biz fark etmemiştik. Biz ona boyun eğmeyi tercih etmiştik. Ta ki birkaç gün öncesie kadar. Kendini imha bu yüzden imha etti.
Bedenimdeki acılara rağmen ayağa kalktım. Saray'ın dışına çıktım. Dürüst oluyorum, zaferin sevinci bedenime öyle bir nüfuz etmişti ki acı bedenimi terk etmişti.
Dışarıya çıktığımda dehşete düştüm. Verdiğimiz kaybın haddi hesabı yoktu. İstisnasız herkes yaralıydı. Yerde robot hurdaları vardı. İnsanlar yaralıydı. Fakat zaferin hazzı onların da yanındaydı ve acıyı unutturmuştu.
Her yer kıpkırmızıydı. Kanla boyanmış bir tarih yazmıştık. Yerdeki robot hurdalarına baktım. Zaferimizin bir diğer simgesi. Hayatta kalan, benim söyleyeceklerimi bekleyen insanlara baktım. Bağırarak konuşmaya başladım. "Geçmişte yapılan hataları gelecekte yapmayacağınıza dair yemin ediyor musunuz?" Diye bağırdım. Anında, "Ediyoruz!" Cevabını aldım.
"Bu savaşta kaybettiklerimizi kahraman olarak anacağınıza dair yemin ediyor musunuz?" Diye bir soru daha yönelttim. Tekrar aynı cevap, "Ediyoruz!"
Son bir soru sordum, "Kahramanlarımıza saygı duyacağınıza ve onları gelecek nesillere en iyi şekilde anlatacağınıza dair yemin ediyor musunuz?" Son cevap, "Ediyoruz!"
"Zafere!" Diye bağırdım. Kutlama zamanıydı.
"Zafere!"
"Kahramanlarımıza!"
"Kahramanlarımıza!"
"Gelecek nesillere!"
"Gelecek nesillere!"
Mekanik Bilinçler Devri, bir daha açılmamak üzere kapanmıştı.
—————
2. KİTAP OLAN ‘METALİK BİLİNÇLER’ İLE DEVAM EDECEK!
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları