Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Bir dakika içinde yıllarca yaşlanıvermişti...
İnsan her şeyini kaybettiğinde, elinde kalan son şey için umutsuzca savaşır.
-Stefan Zweig-
21 Temmuz 2024
Yavaş yavaş bilincim yerine geliyordu. İlk başta o tanıdık koku doldu burnuma. Temiz çarşaf ve deri kokusu. Gözlerimin üstüne sanki bir ton yük vardı, kirpiklerim birbirlerine yapışmışlardı. Zorlukla gözlerimi açtım, odamdaydım ilk bir an ne olduğunu anlayamadım sonra hatırladım...
Motor kazası, sürüklenmem, ambulansın gelişi ve Simay...
Bir rüya olmasını diledim o anda, kabus olsun istedim ama aniden doğrulmaya çalışınca kaburgama giren ve nefesimi kesen acı yüzünden yaşanan her şeyin gerçek olduğunu anlamama yetti, hayatımda yüz yüze kaldığım en acı gerçek...
Bakışlarım vücudum da gezindi başka yaram var mı? diye baktım. Elim sargılıydı ve sızlıyordu sanırım kesilmişti. Kollarımda morluklar vardı. Üstümdeki beyaz tişörtü hafifçe yukarıya doğru kaldırdım, karnımın sağ tarafında geniş bir morluk bulunuyordu.
Bunun nasıl olduğunu hatırlamaya çalıştım. On saniye kadar kaşlarım çatık şekilde yattığım yerden kalkmadan odaklanmaya çalıştım. Hatırladığımda az daha öleceğimi anladım çünkü bariyerlere çarptığımı hatırlıyordum.
Ölsem fena da olmazdı aslında en azından Simay’ımın yanına giderdim. Beni seven tek kişinin yanına giderdim. Benden başka kimsesi yoktu benim Simay’ımın...
Fiziksel olarak başka yaram yoktu. Çünkü asıl ve en derin olanı kalbimde açılmıştı. Kor gibi yanıyordu. Her nefes alışımda nefesim yarıda kalıyordu. Göğsümün üstünde bambaşka bir ağırlık vardı.
Yavaşça yatağımda doğruldum. Anlık bir başım döndü, gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ağır adımlarla odamın kapısına yürüdüm, kapıyı açıp ayaklarımı sürüyerek merdivenlere ilerledim. Korkuluklara tutunarak aşağıya inmeye başladım.
‘Acaba’ diye düşündüm
‘Üşüyor mudur benim biriciğim, toprak soğuk gelir mi ona’ böyle düşünürken birisinin omzuma sertçe çarpmasıyla irkildim. Bakışlarımı yerden kaldırıp karşımdaki kişiye baktığımda göz devirme isteğimi bastırmak için bir elimi yumruk yaptım.
“Ne oldu küçük kardeşim çok mu üzgünsün?”
“Başımdan çekil Alaz” dedim suratına bakmadan, bakarsam yüzündeki alaycı ifadeyi görüp sinirlenecektim.
“Çok üzücü canım kardeşim, canın yanıyor galiba” diyerek sırıttı.
Kesinlikle bu herifi burada boğmalıydım. Kaburgamdaki sızılar, hatta o kaza anının dehşeti... Hepsi Alaz'ın şu anki tavrının yanında bir hiçti. Damarlarımda dolaşan kanın çekildiğini hissettim yerini, gözlerimi karartan o zehirli öfke aldı.
Elimi yumruk yapmaktan parmak boğumlarım beyazlaşmıştı. Yavaşça başımı kaldırdım, gözlerimdeki o boşluğun yerini buz gibi bir nefretin almasına izin verdim. Ona bakarken bile kendimi zor tutuyordum.
"Alaz," dedim, sesim o kadar alçak ve tehlikeliydi ki, basamakların arasında yankılanıp geri döndü. "Şu an, sadece şu an... sana dokunursam, o ellerimle neler yapabileceğimi tahmin bile edemezsin. Benim sabrım zaten hayatımdaki en kıymetli şeyi toprağa verdikten sonra bitti. Senin o basit, çürümüş oyunlarına ayıracak bir saniyem bile yok."
Tam yanından geçip gidecekken, omuzuna sertçe çarptım. Dengesini sarsacak kadar güçlü bir çarpıştı bu.
"Hala aynı kibrin üzerindesin, kazada kızı öldürdüğün yetmedi mi?" dedi. Sesi, bir yılanın tıslayışı gibi kulaklarıma doldu.
Dünyanın ekseni kaydı sanki. Yavaşça, ama öyle bir yavaşlıkla döndüm ki, Alaz'ın yüzündeki o çarpık gülümseme donup kaldı. Gözlerimden akan yaşları silmedim bile. Bir hışımla üzerine atılıp yakasına yapıştım ve onu merdivenlerin korkuluğuna öyle bir çarptım ki, evin içindeki sessizlik sarsıldı.
“Eşşek herifler, kavga etmeyi bilirsiniz ancak ayrılın çabuk” diye bir ses geldi merdivenlerin diye bir ses geldi merdivenlerin başından.
Başımı çevirip baktığımda babam Aziz, pek sadık köpeği, çok pardon sağ kolu Vural ve annem Hüma duruyordu.
“Ancak kavga edersiniz, başka bir boka yaradığın yok, Alaz canım oğlum uyma kardeşine” dedi annem...
Annem bunu dedi, gözlerimin içine bakarak döküldü ağzından bu cümleler. Ben hep hissederdim, abim daha çok el üstünde tutulurdu ama hiç bu kadar belli etmemişti. Sinirli bir şekilde merdivenlerden inmeye başladım.
Tam merdivenlerin sonuna gelip mutfağa geçecekken annem kolumdan tuttu.
“Yürü salona baban şirket ile alakalı konuşacak seninle insanın canını sıkma” dedi, kolumu sıkıyordu canım yanıyordu kolumu sıkıyordu.
Acı bir şekilde tebessüm ettim. Kolumu sertçe çektim.
"Canımı sıkma mı?" dedim, boğazım düğümlenmesine rağmen sesim beklediğimden daha sert çıktı. "Şu evde bir kişinin bile canımı düşündüğü oldu mu acaba?"
Annemin yüzü bir an gerildi. Sinirleniyordu, bu zamana kadar susan Ayaz artık konuşacaktı.
"Terbiyesizlik etme."
Tebessümüm yüzümde büyüdü ve acı bir kahkahaya dönüştü.
"Tabii. Her zamanki gibi suçlu benim."
Salona geçtiğimde babam çoktan koltuğuna kurulmuştu. Vural her zamanki gibi birkaç adım gerisinde, ellerini önünde bağlamış bekliyordu, babamın yanında duran herkes kölesiydi. Alaz da gelmişti. Herkes yerini almıştı sanki. Bir tek ben fazlalık gibi duruyordum.
"Otur." dedi babam.
Ayakta kaldım. Oturmayacak onu dinlemeyecektim.
"Şirketin yeni yapılanmasına dahil olacaksın."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne?"
"Yarın sabahtan itibaren merkez binada çalışmaya başlayacaksın."
Bir an afalladım. Bunu sormamış olmasını umdum ama ciddi ciddi sormuştu. Sonra güldüm. Gerçekten güldüm. Çünkü bu dedikleri şeyi kabul edeceğimi düşünüyorlardı. Halbuki ben eylül ayında PMYO’ ya gidecek mezun olduktan sonra ise bu şehri terk edecektim.
Her şeyi burada bırakmak bencillik miydi bilmiyorum ancak bu şehir bana yaşadığım kazanın dehşetini arkamda bıraktığım acıları en net şekilde haykırıyordu.
"Neye gülüyorsun?" dedi Alaz yüzüme bakarak hiç sevmezdim onu, babamın kölelerinden birisiydi.
Başımı iki yana salladım. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
"Hiç."
"Yarın merkez binada olacaksın."
"Olmayacağım."
Salondaki hava bir anda değişti.
Annemin yüzündeki ifade silindi. Alaz başını kaldırıp bana baktı. Vural ise sanki olacakları biliyormuş gibi. "Ne dedin sen?"
"Olmayacağım dedim."
Ayağa kalktı. Ağır adımlarla tamda önümde durdu. Bakışlarım babamın yaklaşmasıyla onun hemen arkasına gelen Vural’a kaydı. Bir anda ortada hiç var olmayan iç sesim ortaya çıktı.
Bu ne be, aşıklar herhalde birbirlerine baksana ayrılamıyorlar
"Bu ailede kimse verdiğim kararı sorgulamaz."
"Dikkat et de ilk ben olmayayım." Dedim ve umursamazca omuz silktim. Bir anda ölüm sessizliği çöktü. Babam bana bakıyordu, ben de ona. Yıllardır ilk defa gözlerimi kaçırmadım.
“Terbiyesiz sen babana nasıl karşı gelirsin?” diye bağırdı annem.
“Yıllardır yapmadığımı bugün yapıyorum annecim, farkındaysanız on yaşında bir çocuk değilim” dedim duruşumu daha da dikleştirdim.
“Nereden geliyor bu özgüven” diyerek lafa atladı arkadan Vural.
“Seni hiç ilgilendirmiyor yalnız ama” dedim umursamazca.
Bakışlarım tekrar odadakilere kaydı.
Önce Alaz’a sonra, anneme, sonra babama ve en son da Vural’a...
Alazda ve annemde bir şey yoktu ancak babam ve Vural da dikkatimi çeken bir şey vardı.
Sağ taraflarında tam bel kısımlarındaki potluk. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü ne olduğunu direkt anladım...
Silah...
Bakışlarım istemsizce daha da sertleşti, gözlerimi kıstım.
“Zeki çocuk...” diye mırıldandı babam.
“Bizimle yarın şirkete gelip masanın başına geçeceksin itiraz yok, artık reşit oldun on dokuz yaşında koca adamsın” dedi babam tekrar.
“Gelmiyorum ve gelmeyeceğim” dedim yeniden.
Babamın eli aniden havaya kalktı ve yanağımda hissettiğim o sert tokatla başım sağa doğru düştü.
“Gidiyorum” dedim yavaşça arkamı dönerken nereye gideceğimi biliyordum... Simayım’a asıl evime, huzur bulduğum yere gidiyordum.
“NEREYE GİDİYORSUN” diye bağırdı babam arkadan.
“Sevgilimin yanına” diyerek bir cevap verdim, sesim beklediğimden yumuşak çıkmıştı. Çünkü Simay söz konusu olunca ciddi kalmak istemiyordum.
“Bir mezar taşı ile mi konuşacaksın çok acı” dedi abim arkamdan, duydum ama dönüp bakmadım...
Kapıyı sertçe vurup evden çıktım ancak çıkmadan önce babamın alayla çıkan çokta net olmayan o cümleyi duydum.
“...kaza sanıyor...”
2 Saat Sonra 18.00
Buradan sonra sizden ricam bu şarkıyı açmanız: Sezen Aksu- Küçüğüm
Saat biraz geç olmuştu, mezarlıkta olan tek kişi bendim ama umurumda değildi, insan hiç sevgilisinin evinden korkar mıydı?
Ben korkmazdım...
İsminin yazılı olduğu tahtanın biraz gerisine oturdum. Toprak soğuktu ve hafif nemliydi. Yağmur yağmamıştı, ailesi de yoktu benim ateşböceğimin kim su dökecekti ki mezarına, aklıma gelmiyordu.
Yoksa toprak bile ağlamış mıydı bu ayrılığa?
“Neden bıraktın beni ateşböceğim” dedim.
Sessizlik...
“Hani mezuniyetime gelecektin en önde durup izleyecektin. Bırakmayacaktın beni” boğazım düğümlendi, sesim de iyice çatallanmıştı.
Sessizlik
Ne zaman ağlamaya başladığımı bile hatırlamıyordum. Yaşlar sessizce çenemden akıyor, toprağına düşüyordu.
“Hatırlıyor musun en son motoru almaya giderken sana sarılmıştım...”
Akan burnumu çektim...
“Şimdi toprağına sarılacağım Simay’ım”
Sessizlik...
Hıçkırıklarım daha da arttı. Titreyen ellerimle toprağına dokundum, o gün son kez saçlarını sever gibi hissettim o anda. Gözlerimin önüne kaza yaptığım an geldi. Kendi canımın yanması mühim değildi, önemli olan Simay’dı ama artık oda gitmişti.
“Biliyor musun babam beni şirkette çalıştırmak istiyor ama ben istemiyorum Simay’ım” dedim sanki karşımdaydı onunla dertleşiyordum.
Rüzgar daha sert esti o anda, sanki beni duyuyordu ama cevap veremiyordu. Yanımda olduğunu hissettiriyordu, belki de gerçekten yanımdaydı. Belki o da benimle beraber ağlıyordu. Ama bunu hiçbir zaman bilemeyecektim
“Keşke mavi menekşe alsaydım çok severdin sen o çiçeği...”
Sessizlik
“Söyle Simay… ben mi yanlış yaptım?”
“Eğer ben sürmeseydim… yine de gider miydin?”
Sessizlik
“Çok canım yanıyor Simay’ım o kadar çok yanıyor ki nefes alamıyorum”
“Keşke daha çok baksaydım sana, kokuna doysaydım, her an güldürseydim seni çünkü ben senin en çok gülüşünü seviyordum güzelim...”
“Ha bir de gözlerini ve kokunu...”
Güldüm istemsizce, acı bir tebessüm yayıldı dudaklarıma, o çok sevdiği gamzem ortaya çıkmıştı.
“Sanırım her şeyini seviyormuşum bir an düşününce fark ettim” dedim.
Sağ elimdeki sargı bezinin ıslandığını fark ettiğimde elimi yerden çekip bakışlarımı aşağıya kaydırdım, dikişlerin attığını kanın sızıntı şeklinde toprakla hafif kirlenen sargı bezini pembeye ardından kanın o kırmızı rengine boyadığını gördüm.
Tamda o sırada bembeyaz renkte zümrüt yeşili gözlü bir kedinin bacağıma sürtündüğünü gördüm. Yanılmıyorsam altı veya yedi aylık olmalıydı.
“Çok güzelsin sen” diye mırıldandım kediye bakarak.
Kedi ise hiç yabancılık çekmeden karnımın üstüne atladı ve sanki en rahat yer orasıymış gibi güzelce yerleşti ve uyumaya başladı.
Kedi çıkardığı hafif mırıltılara odaklandım. Acım yavaş yavaş geçiyordu. Ben artık biliyordum ki bu kedi sıradan bir kedi asla değildi...
“Simay’ım” dedim kediye bakarak, kedi sanki ona seslendiğimi anlamış gibi başını kaldırıp gözlerini gözlerime dikti.
“Babam neden beni sevmiyor, annem ve abim neden böyle...” dedim sesim titreyerek.
“Bir kere sevsinler bir kere abi gibi bir kere oğullarıymışım gibi davransınlar istiyorum Simay”
“Çok mu şey istiyorum ki ben?”
“Biliyor musun aslında ben ailesi tarafından sevilen gençleri çok kıskanıyorum, bir kere diyorum ya. İnsan bir kere oğlunun başını okşamaz mı? Sevdiğini hiç mi belli etmez? Hep mi nefret eder. Çok ağır geliyor be ateşböceğim...çok ağır geliyor...”
Kedinin başını usulca okşadım. Parmaklarım beyaz tüylerinin arasında dolaşırken gözlerini kısıp daha yüksek sesle mırıldanmaya başladı. Sanki "Buradayım." der gibiydi. İçimi yakan o tarifsiz boşluk bir anlığına hafiflemişti.
"Sen de mi yalnız kaldın?" diye fısıldadım.
Kedi cevap vermedi. Sadece burnunu elime sürttü. İstemsizce gülümsedim.
Salak nasıl cevap versin dedi iç sesim.
"Bak..." dedim kısık bir sesle. "Beni senden başka dinleyen de kalmadı."
Rüzgâr mezarlıktaki selvi ve çam ağaçlarının dallarını salladı. Yaprakların çıkardığı hışırtı akşamüstünün sessizliğine karışırken başımı Simay'ın mezar tahtasına yasladım.
"Hatırlıyor musun?" dedim.
"Bir gün bana 'Ne olursa olsun gülmeyi bırakma.' demiştin."
Acı bir kahkaha kaçtı dudaklarımdan.
"Ben sensiz nasıl güleyim be güzelim..."
Boğazım yeniden düğümlendi.
“Ateşböceğim çok korkuyorum ben”
“Gülüşünün sesi aklımdan silinirse...Saçlarının kokusunu hatırlayamazsam...Bir gün gözlerimi kapattığımda yüzünü eskisi kadar net göremezsem...”
“O gün gerçekten kaybetmiş olacağım seni. Ya sesini unutursam Simay’ım o zaman ne yaparım ben”
🌙🏍️
Mezarlıktan döndüğümde hava iyice kararmıştı. Zümrüt gözlü kedi, kucağımda uyuya kalmıştı sanki bir emanet gibi ona sarılmıştım. Eve girdiğimde salonun ışıkları hâlâ yanıyordu. Herkes bekliyordu. İçeri adımımı attığım an, üzerimdeki toprak kokusu ve mezarlığın o ağır hüznü odaya doldu.
Babam, sanki hiç tartışmamışız gibi koltuğunda oturuyordu. Alaz, yüzünde o iğrenç alaycı sırıtışla bana baktı.
"Mezar ziyareti bittiğine göre..." dedi babam, sesi buz gibiydi. "Kararın nedir? O hayal dünyasından çıkıp gerçeklerle yüzleşecek misin, yoksa hayatını mahvetmeye devam mı edeceksin?"
Gözlerimi bir an bile onlardan ayırmadım. İçimdeki öfke, bir volkan gibi kaynıyordu ama o öfkeyi boğazımdan yukarı çıkarmadım. Aksine, onu derinlere, en karanlık kuytularıma hapsettim. Eğer ona karşı çıkarsam, beni evden atabilirlerdi. Oysa benim içeride olmam gerekiyordu. Belgeleri bulmak, Simay’ın hesabını sormak için o şirketin içine girmeliydim.
Dudaklarımda, kimsenin anlam veremeyeceği kadar soğuk bir tebessüm belirdi. Kediyi yavaşça yere bıraktım. Kedi, benim bacaklarımın dibine dolandı, sanki bana "Sakin ol" der gibiydi.
"Tamam," dedim. Sesim, kendi kulaklarıma bile yabancı gelecek kadar düz ve duygusuz çıkmıştı.
Salonda kısa süreli bir sessizlik oldu. Annem şaşkınlıkla, Alaz ise inanmaz bir ifadeyle bana baktı.
"Ne dedin?" dedi babam, gözlerini kısıp beni süzerek.
"Kabul ediyorum," dedim, bakışlarımı odanın tavanında bir noktaya sabitledim. "Yarın sabah merkez binada olacağım. İstediğiniz her neyse, onu yapacağım."
Başka hiçbir şey söylemedim. Ne bir açıklama, ne bir sitem, ne de bir özür. Sadece arkamı döndüm. Merdivenleri çıkarken, babamın arkamdan gelen şaşkınlık dolu bakışlarını ensemde hissedebiliyordum.
Odama girdiğimde kapıyı kilitledim. Sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sanki kaburgalarımdaki o kazanın izleri yeniden kanamaya başlamıştı. Ellerim titriyordu. Simay’ın kokusunun sindiği yastığıma sarıldım.
Affet beni Simay’ım, diye fısıldadım karanlığa. Senin için, senin adaletini kendi ellerimle sağlamak için, onların oyununa dahil oluyorum. Bu sadece bir başlangıç.
Telefonumun ekranını açtım. Eylül ayına kadar bir piyon gibi yaşayacaktım. İçerideki en büyük düşmanları, aslında onların sonunu getirecek olan o gizli tanık olduğumdan habersiz...
Zümrüt gözlü kedi yatağın üstüne zıplayıp başını dizime koydu. Mırlaması, odadaki tek gerçek sestti.
"Eğer bu oyunsa," diye mırıldandım karanlıkta, "başlatıyorum."
Yatağın üzerindeki o bembeyaz, yumuşacık yumağa baktım. Gözlerindeki yeşilin derinliği, bu karanlık evin içinde görebildiğim tek saf şeydi. Ona bakarken boğazımdaki o sızının bir anlığına hafiflediğini hissettim.
"Yeşim..." diye fısıldadım.
"Senin adın Yeşim olsun," dedim, parmak uçlarımda tüylerinin sıcaklığını hissederken. "Bundan sonra bu evin tek sırdaşı sensin Yeşim. Sadece sen ve ben... Bir de unutmamam gereken o soğuk toprak..."
Yavaşça yatağa uzandım, tavanın karanlığına diktim gözlerimi. Yarın, hayatımın en zor oyununun perdesi açılıyordu. Ama artık yalnız değildim başucumda Yeşim, zihnimde ise Simay’ın gülüşü vardı.
Yeşim, sanki anlamış gibi yavaşça ayağa kalktı, esnedi ve gelip tam göğsümün üzerine, kalbimin atışını en net duyabileceği yere kıvrıldı. Kalbimdeki o derin boşluğun etrafına, sanki o minik bedeniyle bir koruma kalkanı örmüştü.
Yarın sabah o şirkete, o yalanlarla dolu odaya girecektim. Babamın gözlerinin içine baka baka, "ben artık sizdenim" rolünü oynayacaktım. Ama kalbimin en korunaklı yerinde, sadece Yeşim’in bildiği o büyük planı saklı tutacaktım.
“İyi geceler yeşim...” dedim hafifçe tebessüm ederek, gamzemin hafifçe çıktığına emindim.
Yeşim başını yavaşça kaldırdı ve ıslak burnunu tam gamzemin olduğu yere koyup pembe diliyle yalamaya başladı. Dudaklarımdaki tebessüm giderek büyürken, Yeşim’in tüylerini severek uykuya daldım...
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
kalemine sağlık yazarım 🥀
Yorum
Yorum bulunamadı.