Bir çizik ve bir çizik daha.Etrafımı kaplayan dört duvarında neredeyse hepsi dolmuştu.Yerdeki zemini elimdeki tuğla parçasıyla çizerken onunda yakında biteceğini biliyordum.Hergün tek yaptığım buradaki her çiziği saymak olmuştu.Tam iki bin onaltı gündür bu odada kalıyordum.Hayır ! İki bin onaltı gecedir burada karanlığa hapsolmuştum.En son üç ay önce gözlerimi başka bir yerde açsam da kendimde olduğum dakikalar çok azdı.
İlaçların yemeğime konulduğunu öğrendiğim gün kendimi ölüme sürükleyecek kadar aç bırakmıştım.Ama bu nafile bir çabaydı.Ne olursa olsun iskeletten farksız olan bedenim yaşamaktan bir türlü vazgeçmiyordu.Neden buradayım ya da kim tarafından esir alındım, bilmiyordum.Artık zihnimde yavaşça silinen hatıralardan tek hatırladığım bir mezar başında ağlıyor oluşumdu.
Yağmurlu ve karanlık bir gece değildi.Ben sadece gökyüzünde güneşin beni yakacak kadar parladığı bir öğlen vakti buraya getirtilmiştim.Yıllardır kaldığım yerde pislikten yer yer kahve rengine dönmüş bir yatak ve üzerime örttüğüm battaniye dışında hiçbirşeyim yoktu.Gece açık olan elli santimlik bir havalandırmanın dışında etrafımı göreceğim küçücük bir ışığa bile izin verilmiyordu.
Başlarda bağırmış,çığlık atmış ve aylarca ağlamıştım.Sonra birilerinin beni bulacağını umut ederek uzun bir süre dayanabilmiştim.Ama bir yılın ardından olduğum bu yaşamı kabullenmek aldığım en sağlıksız kararlarımın başlangıcı olmuştu.
Çelik kapı kulak tırmalayıcı bir sesle açılıp kapandı.Saat yedi olmalıydı.Birkaç defa yanıma gelen kadının kolunda saat vardı ve ben oradan hep aynı zamanda geldiğini farketmiştim.Yemeğimi önüme bıraktı ve normalin aksine çıkmayıp başımda beklemeye başladı.
Hasta değildim.Yorgun olamayacak kadar vücudum hantal bir hal almıştı.Ama duyularım kapanmış gibi olduğum yerden kıpırdayamadım.İlk buraya geldiğimde ağır bir şiddete maruz kalmış, bedenim de olan morluklar yıllar geçse de hala iyileşmemişti.Dokunduğum zaman acısalar da bir süre sonra hissetmeyi unutmuştum sanırım.
Yerdeki sürüklemeyle çıkan tabağın metal sesi kulağımı tırmaladı ve elimle kulaklarımı kapattım.Yine ilacı yemeğe karıştırmış olmalılardı.Ama bunu sürekli reddetmem kadında bana karşı büyük bir nefrete sebep olmuştu.Parmaklarıyla kavradığı kolumu kendine doğru sertçe çektiğinde iğnelerden dolayı morarmış kolum ortaya çıktı.Tutuşunun sıktığı yerler canımı acıtmıştı.Ama buna karşın yüzüm bir buz kadar soğuk ve bomboştu.
Diğer elindeki şırıngayı göreceğim şekilde açığa çıkardığında gözlerimi sımsıkı kapattım.Birazdan atacağım çığlık çektiğim acının en somut hali olacaktı.Canım her geçen gün daha fazla acıyordu.Katlanmak istemiyordum.Ölüme susayan bedenim artık vazgeçmenin eşiğine gelmişti.Kendimi öldürmeye cesaretim yoktu.O anda çekeceğim acıyı hesaplayamamak içimde oluşan korkularıma iyi gelmiyordu.
Tenimin içinde hissettiğim iğneyle ağzım istemsizce açıldı ve yüksek ses odanın içinde yankılandı.Sonrasında ona kadar saymayı denedim.Ama ben daha yediyi tamamlayamadan kendimden geçmiştim..
Not : Ağlayan Ağaç bittiğinde başlayacaktır
Bölüm Yorumları