Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Konum Öncüpınar Sınır Kapısı → Kilis Devlet Hastanesi (Yoğun Bakım / Servis)
Zaman 24-27 Ağustos 2016 (Tahliyenin ardından 3 gün)
Kara ambulansına alındığı o ilk andan itibaren, Yaman’ın çelikten gövdesi artık güçlükle direndiği o ölümcül yorgunluğunun sonuna gelmişti. Saatlerdir süren uykusuzluk bir yana, sırtındaki mermi sızıwı ve sağ bacağındaki yaralanma artık sinir uçlarını uyuşturuyor, vücudunu neredeyse hissetmemesine sebep oluyordu. Kafasını ambulansın o sert sedyesine koyar koymaz, bilinci beklemediği bir karanlığa gömüldü. Araç, Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan geçip Kilis Devlet Hastanesi’ne doğru olabildiğince büyük bir hızla, sirenlerini çöl sabahına vurarak ilerlerken; Yaman çoktan rüyadan rüyaya, kendi geçmişinin o dehlizlerinde gezmeye başlamıştı bile. Ambulansın içindeki soğuk hava, açık yarasına işliyor, her tümsekte sırtındaki dikişler sızlıyordu. Ama bilinci çoktan başka bir yerdeydi.
Annesinin ve babasının kendisi yüzünden, o derme çatma köy evinin kapısında vahşice vurulduğu o kan dondurucu anı rüyasında birkaç sefer üst üste gördü. Her seferinde farklı taktiksel hamlelerle, farklı feryatlarla olayın önüne geçmeye, namlunun yönünü değiştirmeye çalışıyordu ama bir türlü başaramıyordu. Gözlerini her kapattığında o iki el silah sesi bir deprem sarsıntısı gibi zihninde patlıyordu. Sesler o kadar gerçekti ki, uykusunda irkiliyor, ter içinde kalıyordu.
“Keşke en başa... O uğursuz traktöre ilk bindiğim, o hevesli çocukluk anıma geri dönebilsem...” diye iç geçirdi uykusunda. Dudakları kuruydu, boğazı yanıyordu. Ama sesi çıkmıyordu.
Fakat bu sefer de rüyasında kendi bedenine, kendi adımlarına engel olamadığını dehşetle fark etti. Bedeni üstünde herhangi bir hüküm ya da irade sahibi değildi artık; geçmişin senaryosu çöle yazılmıştı, silinmiyordu. Hiçbir şeyi engelleyemiyordu ve rüya her başa sardığında ilk olarak o iki küçük çocuk traktörün o koca demir yığınının altında can veriyor, ardından annesi ve babası gözlerinin önünde kanlar içinde toprağa seriliyordu. Toprağın o sıcak, demir kokusu genzine doluyor, uykusunda nefesi daralıyordu.
Köydeki eski evleri iki katlıydı; alt tarafı taş duvarlı bir ahır, üstü ise çocukluklarını bıraktıkları yuvaydı. Kız kardeşi Almıla, eve çıkan o eski, kurt kemirmiş tahta merdivenlere çökmüş, yüzünü ellerine gömerek hüngür hüngür ağlıyordu. Yaman rüyasında onun yanına gidip bir abi şefkatiyle onu teselli etmeye, sarmaya çalışıyor ama Almıla her seferinde o kanlı gözlerini kaldırıp, “Senin yüzünden! Senin yüzünden anne ve babam öldü! Keşke onların yerine sen ölseydin, keşke sen olmasaydın!” diye haykırarak göğsünü yumrukluyordu. Her yumrukta Yaman’ın göğsünde bir sızı, bir nefes darlığı büyüyordu.
Bir türlü çıkamadığı bu klostrofobik, bu vahşi kısır döngüden, bu kabustan çıkmak istiyor ama bilinci ona itaat etmiyordu. Sonra rüya, çiğ bir inatla yine en baştan, o ilk saniyeden bir daha başladı.
Bu bölümün ilk 8 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Güzeldi, özellikle Yaman'ın rüyasında Alya'nın olması falan hiç aklıma bile gelmemişti.
Yine çok güzel ve harika bir bölümdü övmeye kalksam kelimeler yetmez🙃 Bayıldımmm
Yorum
Yorum bulunamadı.