Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Konum: Mülteci Kampı, Suriye-Türkiye sınırı
Zaman: Eylül 2016
Güneş, çölün ufuk çizgisinden ağır ağır yükselip çadırın ince kumaşını sıcak sarı bir ışıkla aydınlatırken, günlerin üst üste bindirdiği o kurşun gibi ağır yorgunluğa rağmen içimde kıpır kıpır, tatlı bir heyecanla gözlerimi açtım. Sınır hattındaki bu tozlu, kurak kampa ilk geldiğim günkü o ürkeklik, o ne yapacağını bilememe hali geride kalmıştı artık. Buranın kendine has, yıpratıcı ama bir o kadar da insanı kendine bağlayan ritmine tamamen alışmış; çadırların arasında koşturan çocukların o kırgın, endişeli gözlerindeki korkuyu her geçen gün biraz daha silmeyi başarmıştık.
Yatağımdan doğrulup hızlıca üstümü başımı düzelttim. Saçlarımı alelacele toplayıp çadırın köşesine istiflediğim o değerli kütüphaneye uzandım. Babamın İstanbul’dan, bizim isteklerimiz doğrultusunda özel olarak yollattığı o devasa oyuncak ve malzeme tırından ayırdığım sıfır resim defterlerini, çeşit çeşit renkli pastel ve kuru boya kalemlerini kucakladım. Göğsüme bastırdığım bu renkli paketlerle, içimdeki umudu tazeleyerek kampa kurduğumuz psikososyal destek çadırına doğru hızlı adımlarla yürüdüm.
Çadırın ağır branda kapısını aralayıp içeri adımımı attığımda beni karşılayan manzara, vücudumdaki bütün kas ağrılarını, zihnimdeki o ağır dumanı tek bir celsede silip atmaya yetti. İçeride kalabalık bir kız çocuğu grubu heyecanla beni bekliyordu. Kimi rengârenk, yerel fistanlarıyla halının üzerine bağdaş kurmuş, dağıttığımız bebeklerin sentetik saçlarını özenle tarıyor; kimi de elindeki boya kalemleriyle zihnindeki kâbusları silip yerine hayallerini kağıda dökmeye çalışıyordu. Onların o saf, masum fısıltıları, kıkırdamaları çadırın o tozlu ve kasvetli havasını bir anda cennetten bir köşeye çevirivermişti.
Gülümseyerek kucağımdaki malzemeleri halının ortasına bıraktım. Tam çocukların arasına oturup minik bir kızın elimden tutarak bana kendi dilinde, gözleri parıldayarak bir şeyler anlatmasını şefkatle dinliyordum ki çadırın girişindeki ağır branda yavaşça aralandı.
İçeri giren kişi Almıla’ydı.
Üzerindeki askeri kamuflajı, ayağındaki tozlu ama yeni boyandığı belli olan ağır postalları ve o her zamanki dik, tavizsiz duruşuyla kapı eşiğinde belirdi. Ancak bu kez gözlerinde çatışmanın o sert, gergin ve her an tetikte olan havası yoktu. Yüzbaşı Yaman’ın Kilis’e, hastaneye kaldırılmasının ardından tim geçici olarak geri hizmete çekilmiş, sınırın bu tarafında bir nevi boşta kalmışlardı. Almıla, time vekil komutan olarak atanmıştı. Almıla’nın duruşunda, görevin ve bu zorunlu bekleyişin getirdiği garip bir boşluk, ne yapacağını bilememe hali vardı. O alıştığı askeri disiplinin, emredileni yapma rutinlerinin dışında, sivil dünyaya ait bu çocuk cıvıltısının ortasında zamanı nasıl geçireceğini bilemez bir şaşkınlıkla bakıyordu etrafa.
Bu bölümün ilk 8 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları