Banyonun buğulu, sıcak havasının ardından Menesa, üzerine büyük beyaz havlusunu sararak dışarı adım attı. Hemen arkasından, beline doladığı havluyla duştan çıkan Aras, ıslak ayak izlerini takip ederek karısının arkasından yaklaştı. Güçlü kollarını onun beline dolayıp, boynunun en hassas çukuruna derin ve sıcak bir öpücük kondurdu. Ardından banyodaki aynanın önünde duran saç kurutma makinesini fişe takarak, Menesa’nın omuzlarından aşağı süzülen ıslak, kumral dalgalarını büyük bir özenle kurutmaya başladı. Menesa, kocasının bu narin ve düşünceli ilgisi karşısında adeta eridiğini hissederken gözlerinin içi parlıyordu. Dayanamayıp Aras’ın elinden makineyi devraldı ve bu kez o kocasının ıslak, kısa saçlarına doğru sıcak havayı tuttu. İkisi de çocuksu bir neşeyle gülüşüyor, birbirlerine makineyi doğrultarak şakalaşıyorlardı. Aras ansızın kurutma makinesini kapatıp masanın üzerine bıraktı ve Menesa’yı hafif bir hamleyle kucağına alarak yatak odasına doğru taşıdı.
Menesa, onun boynuna sarılarak kıkırdadı. "Ya sevgilim... Beni böyle şımartırsan her sabah aynısını isterim bak, alışırım!"
Aras, onu yatağın kenarına nazikçe bırakırken gözlerinin içine aşkla baktı. "Ben de seni ömrümün sonuna kadar şımartmak için yapıyorum zaten mor çiçeğim. Sana yaptıklarım, yapacaklarımın yanında az bile kalır; sen benim bu hayattaki en güzel, en kıymetli varlığımsın."
"Galiba hayattaki en büyük şansım sensin, barut adam..." dedi Menesa, içten gelen bir hayranlıkla. Tam o sırada, odanın sessizliğinde Menesa’nın karnından gelen gurultu sesi ikisini de güldürdü.
Aras, onun burnuna hafifçe dokunarak, "Bakıyorum da benim güzel karım çok acıkmış. Hadi hemen giyinip hazırladığın o şahane kahvaltının tadına bakalım," dedi.
Menesa başını sallayarak, "Tamam sevgili eşim, hemen hazırlanacağım. Ama önce sen giyinip içeri git, ben de ardından geleceğim," diye ricada bulundu.
Aras bıyık altından gülümseyerek kaşlarını kaldırdı. "Menesa, az önce banyodan beraber çıktık, şimdi yanımda giyinmekten utanıyor musun hâlâ?"
"Ya Aras... Biliyorsun, biraz zaman geçmesi, alışmam gerekecek..." diyerek gözlerini kaçırdı Menesa.
Aras, onun bu utangaç haline hayran kalarak, "İyi bakalım, yine o cici mini şortlarından giyin, onlar sana çok yakışıyor," diye fısıldadı.
Menesa şaşırarak, "Unutmadın değil mi onları?" dedi.
"Kaç kere çıktın karşıma öyle lojmanda, nasıl unutayım o güzel bacaklarını?" diyerek göz kırptı Aras.
"Tamam tamam, of utandım iyice! Hadi çık, hemen giyinip geleceğim," diyerek kocasını kapıya doğru yönlendirdi. Aras, alt banyodan getirdiği lacivert eşofmanını altına geçirip üzerine de kaslı hatlarını ortaya çıkaran gri bir atlet giyerek odadan çıktı. Menesa ise gardıroptan pembe çiçekli beyaz şortunu ve üzerine tam oturan askılı beyaz bir atleti çıkarıp hızlıca giyindi; saçlarını ise kuruduktan sonra omuzlarına serbestçe bıraktı.
Aras, mutfağa adım atar atmaz yerdeki seramik kırıklarını temizlemeye başlamıştı bile. Ayağından mermere damlayan küçük kan izlerini titizlikle silmiş, mutfağı eski düzenine kavuşturmuştu. Odadan çıkıp mutfak kapısında beliren Menesa, kocasının bu hamarat halini görünce hayranlıkla gülümsedi. "Benim hamarat kocam bana hiç iş bırakmamış, bakıyorum da..."
Aras elindeki bezi bırakıp kaşlarını hafifçe çattı. "Menesa, bana hamarat deme lütfen, askeri adamız, hoşlanmıyorum böyle kelimelerden!"
Menesa kıkırdayarak ona yaklaştı. "Tamam tamam kocacım, sinirlenme hemen. Şu kaşlarının çatılmasına, o sert bakışlarına hayranım zaten."
Aras’ın bakışları anında yumuşadı, karısının belini kavradı. "Menesa’m, ben sana hiç gerçekten kızabilir miyim?"
"Biliyorum aşkım... Hadi gel, salona geçip koltuğa oturalım."
Aras masayı işaret ederek, "Masaya demek istedin herhalde?" dedi.
Menesa, Aras’ın elinden tutup inatla çekiştirerek, "Hayır efendim, koltuğa dedim, yürü," diyerek onu salondaki mavi koltuğa oturttu. Kendisi ise dizlerinin üzerine çökerek Aras’ın kanayan ayağını ellerinin arasına aldı.
Aras şaşkınlıkla, "Ne yapıyorsun güzelim?" diye sordu.
"Ayağının altına bakacağım Aras. Ne kadar kestin, derin mi diye görmem lazım. Yoksa vicdan azabından kahrolurum burada," dedi Menesa, dudaklarını çocuksu bir endişeyle büzerek.
Aras, onun bu masum ve şefkatli haline dayanamayarak eğildi. "Tamam mor çiçeğim, senin o güzel, merhametli yüreğini öperim ben..."
Menesa, Aras’ın ayağının altındaki küçük kesiği inceledi. Neyse ki yara derin değildi. Yanında getirdiği ilk yardım kitini açarak yaraya özenle pansuman yaptı ve üzerine şık bir yara bandı yapıştırdı. İşini bitirince başını kaldırıp, "Kendine böyle zarar verme lütfen. Barut adam dediysek, tamamen zırhlısın, canın acımaz demedik," diye çıkıştı.
Aras kahkaha attı. "Tamam mor çiçeğim, söz kendimi koruyacağım. Hatta bundan sonra evin içinde çelik burunlu ayakkabı ve baretle gezerim, anlaştık mı?"
Menesa hafifçe onun omzuna vurdu. "Ya Aras, dalga mı geçiyorsun? Sakar mıyım ben o kadar?"
"Değil misin?"
Menesa pes ederek gülümsedi. "Evet... Sakarım galiba biraz."
Aras, onun yüzünü ellerinin arasına alarak ciddiyetle konuştu: "Ben seni her halinle, sakarlığınla, her şeyinle çok seviyorum Menesa’m."
"Ben de seni çok seviyorum Aras’ım..."
İki genç aşık, salondaki özenle hazırlanmış kahvaltı masasına karşılıklı oturdular. Birbirlerine elleriyle zeytin, peynir ve Menesa’nın yeniden yaptığı kreplerden yedirirken, yüzlerindeki mutluluk salondaki tüm havayı değiştiriyordu. Nihayet kavuşmuş olmanın, evli bir çift olarak yeni güne uyanmanın huzuru içindeydiler.
Menesa, parmağındaki mor çiçekli yüzüğü ve boynundaki kolyeyi yavaşça çıkararak masanın kenarına bıraktı. "Aras, bu mor çiçekli kolyemi ve yüzüğümü evde bırakacağım. Sınırdaki o kargaşada, operasyon alanında kaybolsun ya da zarar görsün istemiyorum."
Aras, karısının elini masanın üzerinden sımsıkı tuttu. "Nasıl istersen öyle yap sevgilim. Onları kalbinde, ruhunda taşıdığın sürece varlıkları yeter bana..."
"İyi ki varsın barut kokulum..."
"Sen de iyi ki varsın mor çiçeğim..."
Menesa’nın yüzü bir anda ciddileşti. Bakışlarını Aras’ın kehribar gözlerindeki o harelerin derinliğine dikti. "Aras... Önümüzde çok zor, çok amansız bir süreç var. Belki de sınırda birbirimizin yüzünü görmek, sesini duymak için adeta zaman kollayacağız, dakikaları sayacağız. Ben sahada, karargahtayken sen dağlarda, operasyonun tam göbeğinde olacaksın. Senden tek isteğim, arada bir telsizden mandallama yapıp 'Barut adam güvende' dersen, benim içim rahatlar."
Aras, karısının elini dudaklarına götürüp öptü. "Kendimi korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım mor çiçeğim, sana söz. Dediğini yapacağım, seni asla habersiz bırakmayacağım. Ama... olur da bu vatan uğruna şehadet şerbetini içmek nasip olursa, arkamdan kendini bırakma, yıkılma olur mu?"
Menesa’nın gözleri buğulandı ama sesindeki kararlılık sarsılmadı. "Seninle her zaman gurur duyarım Aras... Eğer yollarımız bu dünyada erkenden ayrılırsa, ben öldükten sonra cennette senin eşin olarak geleceğim yanına. Sana söz veriyorum, senden başka hiçbir erkeğe asla bakmayacağım..."
Bu dokunaklı sözlerin ardından ikisi de masadan kalkıp odanın ortasında birbirlerine adeta kemikleri sızlayacak kadar sımsıkı sarıldılar. Menesa, başını Aras’ın göğsünden kaldırıp yüzüne baktı.
"Hani bana bir keresinde 'Baba olmak istiyorum' demiştin ya..." diye mırıldandı utangaç ama kararlı bir sesle. "Ben de senden, senin o güzel ruhundan bir parça taşımak istiyorum Aras. Ama bu çetin görevdeyken, sınır hattındayken olmaz. Eğer ikimiz de oradan sağ salim, alnımızın akıyla evimize dönersek, Allah da nasip ederse miniklerimiz olsun, evimiz çocuk sesiyle dolsun isterim."
Aras, karısını kolları arasında biraz daha sıkarak kalbinin üzerine bastırdı. "Can parçamsın sen benim... Senin gibi dünyalar güzeli bir kızım olmasını o kadar çok isterim ki. Ama dediğin gibi, şimdi birbirimize doyalım, bu anın tadını çıkaralım karıcım..." diyerek Menesa’nın dudaklarına tutkulu ve derin bir öpücük kondurdu. Ardından boynuna eğilip lavanta kokusunu içine çekti. "Bir süre bu kokuna hasret kalacağım dağlarda, ama vatan görevi her şeyden önce gelir."
Menesa gülümseyerek onun göğsünü okşadı. "En azından artık burada, lojmanda tek başıma bekleyip her gece senin o askeri kazağını koklamak zorunda kalmayacağım. Uzak da olsak aynı şehirde, aynı gökyüzünün altında nefes alacağız."
Aras şaşırarak geri çekildi. "Demek ben görevdeyken her gece benim kazağımla uyudun? Bunu bilmiyordum işte..." dedi. "Ben de senden gizlice yürüttüğüm bu siyah tokayı bileğimden hiç çıkarmıyorum. Dağda, çatışmada nefes almakta zorlandığım anlarda bunu koklayıp senin o lavanta kokunu içime çekiyorum."
Menesa hafifçe Aras’ın göğsüne vurarak utançla gülümsedi. "Ne zaman aldın onu? Ben de evde diyorum ki bu siyah tokadan iki tane vardı, diğeri nereye kayboldu... Canımsın, bunu biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum Menesa’m... Sen de benim damarlarımda dolaşan, beni hayatta tutan o taze kanımsın..."
Menesa duvardaki saate bakarak derin bir nefes aldı. "Aras, artık toparlanıp hazırlanmalıyız. Kışlaya gideceğiz, büyük intikal öncesi son strateji toplantısı yapılacak."
Aras’ın yüzündeki aşık adam ifadesi yerini bir komutanın çelikten ciddiyetine bıraktı. "Evet... Görev beklemez."
Üç gün sonra, kışlanın devasa bahçesinde büyük bir hareketlilik ve askeri nizam hakimdi. Aras ve Menesa, sınır hattındaki yeni üs bölgesi için tüm hazırlıklarını tamamlamış, sırt çantalarını askeri araçlara yüklemişlerdi. Bu kritik görevde Utku listede yoktu; Demir ise zaten günlerdir arazide, başka bir operasyonun amansız takibindeydi. Ayşen ise dün gece babasından binbir zorlukla, gözyaşlarıyla izin alarak Menesa’nın lojmandaki evine yerleşmişti; asıl maksadı ise çok sevdiği Utku’dan bir an bile olsun uzak kalmamak, kışlanın yakınında olmaktı.
İntikal edecek güç oldukça büyüktü. Aras’ın komuta ettiği seçkin operasyon timi 10 askerden oluşurken, Menesa’nın da içinde bulunduğu sağlık, istihbarat ve lojistik destek ekibi toplamda 40 kişiydi. Herkes tam teçhizatlı olarak kurulacak olan yeni askeri üs bölgesinde konuşlanacaktı. Menesa karargah merkezindeki güvenliği ve koordinasyonu sağlarken; Aras, kendi kurduğu o gözü pek operasyon timiyle dağlardaki sıcak çatışma alanlarını bizzat yönetecekti.
Kışla bahçesinde askeri araçlar, mühimmatlar ve erzaklar büyük bir titizlikle kamyonlara yüklenmiş, devasa konvoy nizamiyeye doğru sıraya dizilmişti. Herkes kamuflajlarını kuşanmış, silahlarını emniyete almış ve telsiz kulaklıklarını takmıştı. Askeri malzeme ve çadır düzeneklerini taşıyan büyük yeşil kamyonlar da konvoyun en arkasındaki yerini almıştı.
Menesa ve Aras, Cevdet Albay’ın makam odasına giderek son emirleri aldılar ve helallik isteyip vedalaştıktan sonra bahçeye indiler. Birlikte kendilerine tahsis edilen zırhlı askeri aracın arka koltuğuna geçip yan yana oturdular. Dışarıdan bakan gözlerin fark edemeyeceği bir gizlilikle, oturdukları koltuğun arasında birbirlerinin ellerini kenetlercesine sımsıkı tuttular. Dudaklarından dökülen sessiz dualarla, kendilerini Allah’a emanet ederek yola koyuldular.
Nizamiyenin demir kapılarının önünde duran Ayşen, toz bulutu çıkararak hareket eden askeri araçların arkasından bakarken gözyaşlarına hakim olamadı. En yakın arkadaşını ve can dostlarını tehlikenin göbeğine uğurlamanın acısıyla ağlarken, hemen yanında duran Utku’nun varlığı ve omzuna dokunan güvenli eli ona teselli veriyordu.
Öte yandan, arazide olan Demir’in de içinde bambaşka bir burukluk vardı. İnternet üzerinden tesadüfen tanıştığı ve günlerdir kalbini kaptırdığı o meçhul kızla yoğun görev temposundan dolayı henüz yüz yüze buluşamamış, canından çok sevdiği mesleğinin bir askerlik, bir bordo bereli hayatı olduğunu ona henüz itiraf edememişti. Gitmeden önce kışlada sahiplendiği o küçük, sevimli köpeği ise gözü gibi bakmaları için karargahtaki nöbetçi askerlere emanet etmişti.
Konvoy, kışla kapısından çıkıp sınır çizgisine doğru süzülürken Aras’ın içinde tarif edemediği, tuhaf bir sıkıntı ve ağırlık vardı. Yüreğini kemiren o gizli tedirginlik, üç gün önce gördüğü o kanlı kabusun tortularından mıydı, yoksa yaklaşan amansız fırtınanın habercisi miydi, kestiremiyordu. Sadece o değil; o zırhlı araçların içinde, sarsılarak ilerleyen her bir askerin geride bıraktığı bir canı, bir sevdası vardı. Canlarını yüce Allah’a, namuslarını vatan toprağına emanet ederek bilinmeze doğru ilerliyorlardı; kiminin birkaç ay sonra doğacak olan masum çocuğu, kiminin yolunu gözleyen nişanlısı, kiminin ise arkasından yaşlı gözlerle Ayete'l-Kürsi okuyan bir annesi, bir ailesi vardı... Konvoy, motor sesleriyle dağları döverken, arkasında sadece vatan sevdasıyla yanan yüreklerin gururlu izini bırakıyordu.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
harika olmuş ablaa
Yorum
Yorum bulunamadı.