Ben Lina Raven onyedi yaşında bir kızım içime kapanık kimsesiz
Gece saat 02.17'ydi. Telefonuma daha önce hiç görmediğim bir numaradan tek bir mesaj geldi:
"Sakın pencereye bakma."
Tam mesajı okurken odanın camına üç kez tıklandı.
Tak... Tak... Tak...
Perde hafifçe sallanıyordu. Kalbim hızla atmaya başladı. Tam o sırada telefonuma ikinci mesaj geldi:
"Geç kaldın..."
Ve kapının kolu yavaşça aşağı inmeye başladı...
Kapı gıcırdayarak aralandı. nefesimi tuttum.
Ama içeri giren kimse yoktu.
Yerde siyah bir zarf duruyordu. Üzerinde yalnızca Lina Raven yazıyordu bu benim adımdı o an elim ayağıma dolaştı
Zarfı açtığımda içinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta ben vardım... ama arkamda yüzü görünmeyen uzun boylu biri duruyordu.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
"Seni buldu. Şimdi sıra gerçeği öğrenmende."
Tam o anda odadaki ışıklar söndü.
Telefonumun ekranı kendi kendine açıldı ve tek bir konum belirdi...
Eski, terk edilmiş bir okul.
İki ihtimal yardı
Ya okula gidecektim
Yada Gitmeyecektim
Ama bana ikinci şıkkı seçtim
Geceyi yararak eski okula doğru yürüdüm.
Binanın demir kapısı pas içindeydi ve rüzgâr estikçe gıcır gıcır ses çıkarıyordu.
Kapıyı ittiğimde kendi kendine açıldı.
Koridorlar karanlıktı. Duvarlarda yıllardır kimsenin dokunmadığı tozlar vardı. Tam ilerlerken uzaktan bir fısıltı duydun:
"Geç kaldın..."
Sesin geldiği sınıfa girdim. Ortada eski bir masa vardı. Masanın üzerinde de küçük, paslı bir anahtar ve bir not duruyordu.
Notta şunlar yazıyordu:
"Bu anahtar bodrum kapısını açar. Ama kapıyı açtığında geri dönüş olmayacak."
Tam anahtarı elime aldığım anda bodrumdan ağır bir tak... tak... tak... sesi gelmeye başladı.
Sanki biri yavaş yavaş merdivenleri çıkıyordu...
Anahtarı sıkıca tuttum ve bodrum kapısına doğru yürüdün.
Kilit tek bir "çıt" sesiyle açıldı.
Merdivenlerden aşağı inerken hava birden buz gibi oldu. En altta, eski bir odanın ortasında tek başına yanan bir lamba vardı.
Lambanın altında büyük, ahşap bir sandık duruyordu.
Sandığı açtığımda içinden eski gazete kupürleri, sararmış mektuplar ve en üstte de kırmızı kapaklı bir günlük çıktı.
Günlüğün ilk sayfasında şu cümle yazıyordu:
"Bu hikâyeyi okuyan kişi, yarım kalan görevi tamamlayacak."
Tam o sırada arkandan bir ses geldi:
"Sonunda geldin..."
Yavaşça arkamı döndüm.
Kapıda, yüzü gölgede kalan uzun boylu biri duruyordu. Elini kaldırıp bana doğru uzattı ve sakin bir sesle,
"Korkma. Seni buraya ben çağırdım. Ama bizi izleyen biri daha var..." dedi.
O anda odanın ışığı aniden söndü.
Karanlığın içinden ikinci bir çift ayak sesi duyuldu.
Tak... Tak... Tak...
Ve asıl hikaye şimdi başlıyorduu...
Bölüm Yorumları