Saat 07.13
(24 Eylül Çarşamba, 2025)
Aniden açılan gözlerim sırt üstü uzandığım için karşımdaki beyaz tavanla karşılaştı. Saniyeler boyunca tavanı izledim. Uyanmam için alarma gerek kalmamıştı, zaten bir süredir de alarm olmadan uyanıyordum. Bugün çarşambaydı yani okula gitmem gerekiyordu. Okullar yeni açılmıştı, sanırım birkaç hafta olmuştu. Yani uzunca bir süre daha okula gidecektim.
Şimdi ben bunları anlatıyorum ama muhtemelen kafan karıştı.
Merhaba, Eylül ben. Hayatı bir Eylül ayında, yeni okulunda alt üst olmuş Eylül. Bildiği tüm gerçeklerin birer yalan olduğunu görmüş, kimlik kartını eline her aldığında gördüğü yazılara ve fotoğrafa yabancı olan 9. sınıf öğrencisi.
Sanırım biraz karışık oldu.
Olsun.
Bu hikayeyi size canımın istediği gibi anlatacağım.
Çünkü kafam çok karışık, aynen hikayem gibi.
Annem ve babam ben kendimi bildim bileli uzun saatler çalışıyor. İkisi de ünlü bir hastanede doktor. Uzun nöbetler, araştırmaları gereken konular ve çoğu zaman benimle vakit geçirememeleri artık alıştığım durumlar.
Bu sebeple ben de kendi kendime yetebilmeyi öğrendim.
Uzun süre evde tek kalmaktan korkmuyorum mesela.
Kendi yağımda kavrulmak bana ürkütücü gelmiyor.
Canım sıkıldığında yine bu can sıkıntısını kendi başıma giderebilmeyi çok küçük yaşta öğrendim.
Kendi kendime oyunlar kurmayı, bu oyunları kendi kendime bozmayı çok küçük yaşta öğrendim.
Bu yüzden karanlıktan korkmam mesela ya da evde tekken dışarıdan gelen bir ses ürkütmez beni. Kapı çaldığında kalbim hızlanmaz, televizyon izlerken canım sıkıldığı için kanalları değiştirmeye başladığımda gördüğüm korku filmi arttırmaz nabzımı.
Asıl karanlık iyi hissettirir beni.
Ben en çok geceleri severim.
Her çocuğun küçükken kurduğu hayaller vardır: prenses olmak, uçabilmek, ışınlanabilmek, görünmez olmak.
Annem ve babam benimle ilgilenemediği için, onlarla pek vakit geçiremediğim için görünmez olmak benim hayalimden öte gerçeğimdi.
Bir kere görünmez olmaya alışmıştım, görüldüğümde huzursuz hissediyordum kendimi.
Diğer çocuklar gibi karanlık çöktüğünde korkmazdım ya da yalnız kaldığımda.
Ben, asıl birileri beni gördüğünde ya da fark ettiğinde korkardım.
Okula gitmek için evden çıktığımda kapıyı kilitlerken yan komşumuz Fatma Teyze bana gülümsediğinde korkardım, merdivenlerden inerken muhtemelen kızı Zeynep'i anaokuluna bıraktıktan sonra ofisine gidecek psikolog Esra abla beni okuluma bırakmak istediğinde korkardım, sokakları süpüren görevliye "kolay gelsin" demekten korkardım.
Sessizce kendi işimi göreyim ve kendimi bir an evvel eve kilitleyeyim isterdim.
İnsan sosyal bir varlıktır. Ama ben kendi kafesimde kala kala bu özelliğimi kaybetmiştim.
Bazen düşünürdüm. Neden böyleyim ben, neden birileri benimle konuşmaya çalıştığında dilimi yutmuş gibi davranıyorum, neden dışarıdayken kendimi güvende hissetmiyorum, neden evimin kapısından çıktıktan sonra huzursuzluk hissediyorum?
Fark etmeden dalmıştım. Telefonumun alarm sesi beni kendime getirmişti. Daha doğrusu kolay uyanmam için alarm sesi yaptığım Şener Şen'in sesi.
"İnek obasıııı!.. Uyannn!..
...
Pantolonunu neden giymedin yavru kurt?
...
İzci dediğin yürümez, izci dediğin koşar!"
Hafif bir tebessüm ettikten sonra telefonun alarmını kapattım. Çünkü oyalanmaya devam edersem gerçekten geç kalacaktım. Şimdiden devamsızlığımı arttırmak istemiyordum. Okul formamı giydim, uzun, kumral ve dalgalı saçlarımı at kuyruğu şeklinde topladım. Bu sırada odamı toplamayı da ihmal etmedim çünkü evde tektim yani annem ve babam çoktan işe gitmişlerdi ve okuldan döndüğümde dağınık bir odayla karşılaşmak istemiyordum.
Daha sonra mutfağa gittim buzdolabını açıp karşısında beklemeye başladım. Boş boş buzdolabının içine bakıyordum. Sonra kahvaltılıkların olduğu kısmı gördüm ve kahvaltılıkları çıkarıp mutfak masasında oturacağım sandalyeden kolay ulaşabileceğim bir kısmına koydum masanın. Sonra kendime yumurta haşlamaya başladım. Biraz da sağlıklı beslenmeliydim çünkü. Yumurtanın haşlanmasını beklerken canım sıkıldığı için salondaki tekli koltuklardan birinin üzerine bıraktığım telefonumu almaya gittim. Telefonumu alıp mutfağa giderken bir bildirim geldi. En yakın arkadaşım Müge'den gelen bildirim benim gibi okulunu pek sevmeyen biri için pek bir şey ifade etmiyordu.
"Kankaaa"
"Kızım uyanmadın mı????"
"Noldu ya rüyanda beni mi gördün"
"Aynen aynen güno demek yok mu yaaa"
"Güno Müge güno ne bu enerji ya sabah sabah"
Bu sırada kahvaltımı yapmaya başlamıştım. Müge benim aksime gayet enerjik bir kızdı. Okula uzak bir yerde oturuyordu bu yüzden muhtemelen benden daha erken kalkmış ve çoktan otobüse binmişti.
Kendisi ciddi bir sosyal medya kullanıcısı olduğu için bu habere sabahın köründe ulaşabilmişti. Ayrıca sanırım bu konuda sosyal olması da bir avantajdı, benim aksime.
"Çok iyi bir haberim varrrrrr"
"Yaz hadi"
"Bizim Edebiyat hocası vardı ya"
Evet bir edebiyat öğretmenimiz vardı. Sınıfça kendisine pek ısınamamıştık. Pek cana yakın olduğu söylenemezdi. Geçen birkaç hafta bu seneyi onunla nasıl tamamlayacağımızı düşünmüş ve hocamızın değişmesini içten içe dilemiştik.
" Merve hoca mı"
"Aynen"
"Ee kızım taksit taksit söylemesene ne olmuş ona??"
Aslında içten içe söyleyeceği şeyi tahmin edebilmiştim. Ama gerçek haberi duymayı bekliyordum.
" Öğrenci gruplarında konuşuyorlar kimsenin bilmediği bir sebepten dolayı gitmiş. Yerine de yeni bir hoca gelecekmiş"
"Ne zaman geleceğini biliyor musun"
"Bugün dediler sınıf grubunda"
Bugün edebiyat dersi var mıydı, diye geçirdim içimden. Sonra son iki dersin edebiyat olduğunu hatırladım.
"O zaman bugün tanışırız yeni hocayla haber verdiğin için sağ ol"
"Okulda görüşürüz"
Mesajına kalp bıraktım. Bir yandan onunla yazışıp bir yandan da yediklerimi toplamıştım. Geç kalmamak için seri hareketlerle dişlerimi fırçalayıp evden çıktım. Çantam pek ağır sayılmazdı bu güzeldi. Ama muhtemelen senenin ilerleyen aylarında çok ağır olacaktı.
Asansör beklemeye başladım. Bu sırada mor renkli sırt çantamdan kulaklığımı arıyordum. Kulaklığımı bulduktan sonra telefonumdan sık sık girdiğim müzik dinleme uygulamasına girdim ve rastgele bir şarkı açtım. Tabii çevremde olup bitenleri duymam gerektiği için kulaklıklardan bir tanesini sağ kulağıma yerleştirdim ve telefonu cebime attım.
"Kendimce hep sardım yaralarımı
Bir kez bile sormadın “canın yandı mı?”
Savunmasızdım, sana haykırdım
Tutmadın ellerimi"
Hala asansör bekliyordum. Bir yandan da ayaklarımla ritim tutmaya başlamıştım.
"Elbet vardır bir sebebi
Beni böyle ezip geçmenin
Elbet vardır bir bedeli
Beni böyle mahvetmenin"
Şarkı devam ettiğinde şarkıyı söylemeye başladığımı fark ettim.
"Affettim herkesi
Affettim geçmişi
Affettim kendimi
Gönlümü kıranları
Eksik bırakanları
Beni yok sayanları
Affettim herkesi..."
Hala asansör gelmiyordu. Gözüm saatteydi; yelkovan acımasızca hareket ediyordu, sürati fazlaydı ve aceleciydi.
Asansör beklemeyi bırakıp merdivenlere yöneldim. Şarkı devam ediyordu, sesini biraz daha açtım ve merdivenlerden seri adımlarla inmeye başladım. Şimdi giriş katına çok yaklaşmıştım.
Derken duyduğum sesle durdum.
"Onu asla göremeyeceksin."
1. bölüm sonuuu
Eylül'ün alarm sesinin aynısı bende de var.😀"İnek obası uyan!" repliği ve sahnesi Hababam Sınıfı Tatilde (1977) filmine aittir. Filmde Şener Şen'in canlandırdığı Badi Ekrem karakterinin, izci kampında "İnek Şaban" adını verdiği öğrencileri uyandırmak için kullandığı repliklerdir.
* Ayrıca bölümde Sena Şener isimli sanatçının "Affettim Herkesi" isimli şarkısı kullanılmıştır.
* Bu kurgudaki karakterler ve mekanların gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünü olup gerçek kişi ve kurumlarla olacak benzerliklerin tamamı tesadüftür.
Kurguyu nasıl buldunuz??
Yorumlarınızı bekliyorum.
Karakterler hakkında düşünceleriniz neler?
Diğer bölümlerde görüşmek üzere.
Bölüm Yorumları