Gece, ormanın üzerine ağır bir perde gibi çökmüştü. Ay ışığı, ağaçların arasından süzülerek toprağa soluk bir ışık bırakıyordu. Rüzgâr, dalların arasında dolaşırken sanki bir şeyler fısıldıyordu.
Lara, elindeki küçük fenerle patikada ilerliyordu. Normalde bu ormana gece gelmezdi. Hatta kasabadaki herkes bu ormandan uzak dururdu. Çünkü yıllardır burada garip olayların yaşandığı söylenirdi.
Ama Lara'nın başka seçeneği yoktu.
Boynundaki eski kolyeye dokundu. Bu kolye ona annesinden kalmıştı. Yıllardır sakladığı bu kolye, son birkaç gündür garip şekilde ısınıyor ve Lara'yı ormana doğru çekiyordu.
"Senin içinde ne var?" diye fısıldadı.
Kolyenin üzerindeki eski sembole baktı. Daha önce hiç görmediği bir işaretti. Sanki bir sırrı saklıyordu.
Tam o anda...
Bir ses duyuldu.
Çıt.
Lara olduğu yerde durdu.
"Kim var orada?"
Cevap gelmedi.
Sadece sessizlik...
Sonra ağaçların arasından hızlı bir hareket geçti.
Lara'nın kalbi hızla atmaya başladı. Fenerini o tarafa çevirdi ama hiçbir şey göremedi.
"Bu hiç komik değil..." dedi kendi kendine.
Geri dönmeye karar verdiği anda arkasından soğuk bir nefes hissetti.
Yavaşça döndü.
Karşısında uzun boylu, siyah saçlı bir genç duruyordu. Gözleri karanlıkta bile farklı görünüyordu. Sanki içinde geceyi taşıyordu.
Lara birkaç adım geri çekildi.
"Sen kimsin?"
Genç cevap vermedi. Sadece Lara'nın boynundaki kolyeye baktı.
"Onu nereden buldun?"
Lara kolyesini eliyle kapattı.
"Sana ne?"
Gencin yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi. Sanki insanların ona böyle cevap vermesine alışık değildi.
"Bu kolyenin ne olduğunu biliyor musun?"
"Hayır. Ama sen biliyor gibisin."
Genç birkaç saniye sustu.
"Adım Aras."
"Lara."
Aras ona dikkatlice baktı.
"Burada olmaman gerekiyor."
Lara kaşlarını çattı.
"Benim nerede olacağıma sen mi karar vereceksin?"
Aras'ın bakışları sertleşti.
"Anlamıyorsun. Bu ormanda yalnız değilsin."
Tam o anda uzaktan garip bir ses duyuldu.
Sanki bir çığlık...
Ama insan sesi değildi.
Aras aniden Lara'nın önüne geçti.
"Arkamda kal."
Lara şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne oluyor?"
"Kaçman gereken bir şey geliyor."
Ağaçların arasından gölgeler hareket etmeye başladı.
Lara'nın nefesi kesildi.
Üç kişi ortaya çıktı. Ama onları insan yapan hiçbir şey yoktu. Gözleri karanlıkta parlıyor, hareketleri normal bir insanın yapamayacağı kadar hızlıydı.
Lara korkuyla geri çekildi.
"Onlar ne?"
Aras cevap vermedi.
Sadece ellerini sıktı.
Bir anda gözleri değişti.
Lara donup kaldı.
Aras'ın gözleri kırmızıya dönmüştü.
"Sen..."
Aras ona baktı.
"Evet. Ben bir vampirim."
Lara birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Bütün hayatı boyunca masal sandığı şeyler gerçekti.
Vampirler...
Gerçekti.
Ama düşünmeye fırsatı olmadı.
Çünkü karşılarındaki yaratıklar saldırıya geçti.
Aras inanılmaz bir hızla hareket etti. Lara sadece bir gölge gördü. Bir anda saldırganlardan birini yere düşürmüştü.
Lara olduğu yerde kalmıştı.
Bu mümkün değildi.
Aras diğer saldırgana döndüğünde üçüncüsü Lara'ya yöneldi.
Lara kaçmaya çalıştı ama ayağı takıldı ve yere düştü.
Saldırgan ona yaklaşırken kolyesi bir anda parlamaya başladı.
Her şey durdu.
Saldırgan geri çekildi.
Aras bile şaşkınlıkla Lara'ya baktı.
"Bu olamaz..."
Lara nefes nefese kaldı.
"Ne oldu?"
Aras yavaşça yanına geldi.
"Kolyen seni korudu."
"Nasıl yani?"
Aras cevap vermeden önce uzun süre kolyeye baktı.
"Çünkü o sıradan bir kolye değil."
Rüzgâr yeniden esmeye başladı.
Ormanın derinliklerinden daha güçlü bir ses duyuldu.
Aras'ın yüzündeki ifade değişti.
Korkmuştu.
Lara bunu fark etti.
"Sen neden korktun?"
Aras gözlerini karanlığa çevirdi.
"Çünkü artık seni buldular."
"Kim?"
Aras yavaşça Lara'ya döndü.
"Vampir krallığının en tehlikeli düşmanı..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Varek."
Lara'nın içini anlamadığı bir korku kapladı.
Aras elini uzattı.
"Buradan gitmemiz gerekiyor."
Lara onun eline baktı.
Bir yabancıydı.
Bir vampirdi.
Ama garip bir şekilde ona güveniyordu.
Elini uzatıp Aras'ın elini tuttu.
Ve o an ikisinin de hayatı sonsuza kadar değişti.
Çünkü bu sadece bir kaçış değildi.
Bu, büyük bir savaşın başlangıcıydı.
Devam edecek...
Bölüm Yorumları