Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Aramızdaki o yağmurlu gecenin, kırılan kalplerin ve ertesi sabahki pişi krizinin üzerinden tam üç yıl geçmişti. Time-skip dediğin şey hikayelere çabuk gelirdi ama Yılmaz ailesinin evine öyle bir fırtına gibi gelmişti ki, ortalık darmadağın olmuştu!
Artık dört yaşına basan ikizlerimiz, evin içinde sadece emekleyen bebekler değil, biri mahallenin haracını kesen, diğeri ise kütüphane kurmaya hazırlanan iki ayrı dünyaydı.
Haydi gelin şimdiki zamanımızı anlatayım size
***
Atlas, tam olarak Ozan’ın tedrisatından geçmiş mini bir mafya babası olup çıkmıştı. Tombul yanakları gitmiş, yerini cin gibi bakan gözlere ve her an bir pazarlık peşinde olan kurnaz bir gülüşe bırakmıştı.
Tam bana benziyor diyebilirdik
Evde Kaan veya Berk kapıdan içeri adımını attığı an, Atlas’ın radar antenleri anında devreye giriyordu.
"Ooo, Kaan enişte!" dedi Atlas, salondaki koltukta oturup, elindeki oyuncak arabasıyla oynarken. Kaan içeri girer girmez gözlerini ona dikti.
Kaan elindeki poşetleri kenara bırakıp ceketini çıkardı. "Efendim aslanım?"
Kızlar kendisi sevgilim oluyordu
Biliyorsunuz zaten
Atlas elindeki arabayı kenara bırakıp ayağa kalktı. Kaan’ın yanına kadar yürüdü, ellerini arkasında birleştirip kafasını yukarı kaldırdı. "Şimdi Kaan enişte... Ben bugün Mina ablamın eski fotoğraflarını albümden çıkarıp masaya koymadım. Babam da görmedi. Ama bil bakalım niye?"
Demiştim size minik memati
Kaan kaşlarını kaldırdı, gülmemek için dudaklarını ısırdı. "Niye acaba Atlas efendi?"
Atlas sağ elinin baş ve işaret parmağını birbirine sürterek o meşhur 'para' hareketini yaptı. "Sence? Rüşvetin verilmeyişi, sırların dökülüşüdür enişte. Dondurma parası çıkmazsa, Mina ablamın küçükken banyoda leğende yüzerkenki fotoğrafı babamın elinde olur."
"Ulan velet!" dedi Kaan kahkahayı basarak. Cebinden cüzdanını çıkarıp Atlas’ın eline 200 lira tutuşturdu. "Tam bir şantajcısın sen ya! Kim öğretti oğlum bunları sana?!"
Atlas parayı kapıp parmaklarıyla saydı, sonra cebine sıkıştırdı. "Ozan eniştem sağ olsun! 'Eniştenin cebi bol, aklını kullan' dedi!"
Diğer tarafta ise Alparslan vardı... Alparslan sanki bizim aileye değil de, bir bilim insanı ailesine yanlışlıkla ışınlanmış gibiydi. Koyu gözleriyle salondaki küçük sehpasında oturmuş, elindeki resimli dünya atlasını inceliyordu.
Berk içeri girdiğinde Alparslan gözlüklerini burnunun ucuna indirip ona baktı.
"Berk enişte," dedi Alparslan, son derece ciddi ve olgun bir ses tonuyla.
Berk hemen şevkle yanına çöktü. "Söyle Alparslan’ım, sana da mı dondurma alayım?"
Alparslan derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. "Hayır Berk enişte, şekerli gıdalar beyin fonksiyonlarını yavaşlatır. Ben sadece İdil ablamın dün akşam senin hakkında söylediği şeylerin istatistiksel analizini yapıyordum."
Küçücük çocuk bunları söyleyebiliyordu
Benden zekiydi ya
Berk’in gözleri açıldı. "Ne? İdil benim hakkımda ne dedi ki?!"
Alparslan masasındaki küçük not defterini açtı. "İdil ablam dedi ki: 'Berk bazen o kadar çok konuşuyor ki, Güneş sistemindeki gezegenler bile onun çenesinden yorulup yörüngesini değiştirir.' Ama ben hesapladım, gezegenlerin yörünge kütlesi senin ses dalgalarından etkilenmez. Yani için rahat olsun."
Bu bölümün ilk 26 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Harika olmuş ama galiba Yılmaz ailesinin en garip üyeleri şu minik ikizler olabilir tabi annelerini saymazsak 
Harika olmuşşş
Yorum
Yorum bulunamadı.