Birleşik Averica Cumhuriyeti’nde bazı şehirler haritada göründüğünden fazlasıydı.
Bazıları yollarıyla büyürdü.
Bazıları limanlarıyla.
Bazıları fabrikaları, üniversiteleri ya da göğe uzanan cam kuleleriyle.
Ama bazı şehirler vardı ki, insan onları yalnızca taş, beton, ışık ve caddelerden ibaret sanırdı. Ta ki bir gece gökyüzü eğilip o şehrin üzerine başka bir şey fısıldayana kadar.
Arven Eyaleti’nin kuzey kıyısında yer alan Novera, o şehirlerden biriydi.
Gündüzleri dost canlısıydı. Güneş, suyun üzerinden yükselirken caddeleri yumuşak bir altın rengine boyar; kafelerin önünde insanlar gülerek konuşur, çocuklar bisikletleriyle kıyı yolundan geçerdi. Novera Halk Kütüphanesi’nin geniş cephesi sabah ışığını gururla taşır, Novera Şehir Hastanesi’nin camları göğe temiz ve güvenli bir şehir vaadi gibi yansırdı.
Şehrin girişindeki taş tabelada şu yazardı:
Novera Şehri’ne Hoş Geldiniz
Yarının Yakın Hissettirdiği Şehir
1847’de Kuruldu
O gün şehre yeni gelen adam tabelanın önünden geçerken istemsizce yavaşladı.
Yarın.
Bu kelime ona iyi geldi.
Çünkü bazen insanın bir şehre değil, bir ihtimale taşınması gerekirdi.
Arabası kıyı yolundan içeri doğru ilerledi. Sağında su uzanıyordu; üzerinde birkaç küçük tekne, ağır ağır salınan beyaz noktalar gibi görünüyordu. Sol tarafta ağaçlı kaldırımlar, çiçeklikler, tuğla cepheli dükkânlar ve modern apartmanlar vardı. Sokaklar yabancıydı ama düşmanca değildi. Novera insana ilk bakışta “burada kalabilirsin” diyen türden bir şehirdi.
Adam yeni evine akşamüstüne doğru ulaştı.
Apartmanı şehir merkezine yakın ama gürültüden uzak bir sokaktaydı. On katlı, açık renk taş kaplamalı, küçük balkonlu, eski ama bakımlı bir binaydı. Salon penceresinden Novera’nın önemli yerleri görünüyordu: uzakta kütüphanenin sıcak ışıklı cephesi, biraz sağda hastanenin cam blokları, daha ileride ise şehrin simgesi sayılan Novera Işık Sütunu.
Sütun, su kıyısındaki meydanda yükseliyordu. Tepesinde halka içinde sekiz köşeli zarif bir pusula parlıyor, merkezindeki küçük ışık noktası akşam çökerken daha belirgin hâle geliyordu. Şehrin insanları ona yalnızca bir anıt gibi bakardı. Ama o ışık, Novera’nın kendini anlatma biçimiydi.
Yön.
Umut.
Birlik.
Yarın.
Adam kutularını fazla açmadı.
Bir bavul.
Birkaç gömlek.
Eski bir defter.
Yarım kalmış bir kahve.
Bir de duvara yaslanmış, henüz çerçevesi çıkarılmamış küçük bir fotoğraf.
Hayat bazen insanın arkasında koca bir şehir bırakır, önüne yalnızca birkaç kutu koyardı.
Güneş salonun içine eğik bir açıyla vururken adam pencerenin karşısındaki koltuğa oturdu. Bir süre dışarıyı izledi. Aşağıda insanlar yürüyordu. Karşı binada yaşlı bir kadın çiçeklerini suluyordu. Uzakta bir ambulans kısa süreliğine siren çaldı, sonra Novera Şehir Hastanesi’nin girişine doğru kayboldu.
Adam nedensizce hastaneye baktı.
Camları, akşam ışığında neredeyse sakin görünüyordu.
Sonra göz kapakları ağırlaştı.
Uzun yol.
Yeni şehir.
Yeni ev.
Yeni hayat.
İnsan bazen umut etmekten bile yorulurdu.
Koltuğa uzandı.
Ve uyudu.
---
İlk gök gürültüsü gece yarısından sonra geldi.
Adam bunu rüya sandı.
İkinci ses daha yakındı.
Bu kez apartmanın camları hafifçe titredi.
Adam gözlerini açtı.
Odanın içi karanlıktı ama tam karanlık değildi. Duvarlar arada bir mor ışıkla parlıyor, ardından tuhaf bir karanlığa gömülüyordu. Önce dışarıda polis aracı ya da ambulans ışığı olduğunu düşündü. Sonra üçüncü parıltı geldi.
Mor.
Ardından siyah.
Siyah bir ışık.
Adam doğruldu.
İnsan zihni bazı şeyleri kabul etmekte zorlanır. Siyahın parlayamayacağını bilir. Gölgenin ışık gibi çakamayacağını bilir. Ama pencerenin dışındaki gökyüzü, bildiği hiçbir kurala uymuyordu.
Perdeyi araladı.
Novera’nın üzerinde fırtına vardı.
Ama bu bir fırtına değildi.
Çünkü fırtınalar bir yeri aramazdı.
Gökyüzünün ortasında mor bulutlar dönüyordu. Normal bulutlara benzemiyorlardı; daha çok bir yaranın kenarları gibi iç içe kıvrılıyor, aralarından soluk menekşe renginde ışıklar sızıyordu. O ışığın çevresinde ise siyah bulutumsu bir kütle dolaşıyordu.
Siyah olan şey bulut gibi değildi.
Duman da değildi.
Gece de değildi.
Gece zaten onun arkasında kalıyordu.
Adam pencereye yaklaştı.
Şehir ışıkları bir anlığına kısıldı. Novera Işık Sütunu’nun tepesindeki sekiz köşeli pusula titredi. Altın-beyaz ışık bir an sönecek gibi oldu, sonra zayıfça yeniden yandı.
Gökyüzündeki mor bulut büyüdü.
Siyah kütle geri çekildi.
Bir saniye boyunca her şey durdu.
Sonra siyah bulut, bütün ağırlığıyla mor buluta çarptı.
Ses çıkmadı.
Ama şehir sarsıldı.
Binaların camları aynı anda inledi. Su kıyısındaki lambalar titredi. Uzakta bir araba alarmı çaldı, sonra sustu. Adam, darbenin sesini kulaklarıyla değil, göğsünün içinde duydu. Sanki biri görünmeyen dev bir kapıyı Novera’nın üzerinde kapatmıştı.
Mor bulut çarpmanın etkisiyle yarıldı.
Ve içinden kırmızı şimşekler patladı.
Kırmızı.
Kan gibi değil.
Ateş gibi değil.
Daha çok bozulmuş bir uyarı ışığı gibi.
Şimşekler gökyüzünü kısa kısa kesti. Mor bulutun içinde kırmızı damarlar açıldı, sonra o damarların arasından daha parlak mor yıldırımlar doğdu. Bu kez yıldırımlar rastgele çakmıyordu.
Yönleri vardı.
Hedefleri vardı.
Adam nefesini tuttu.
Mor şimşekler Novera Şehir Hastanesi’ne doğru indi.
Düşmediler.
Çakmadılar.
Girdiler.
Sanki hastanenin çatısı, duvarları, camları onların önünde engel değilmiş gibi. Mor ışık binanın üst katlarından içeri aktı. Bir anlığına bütün hastane soluk menekşe rengine büründü. Ardından doğum katına benzeyen bölümde tek bir pencere yandı.
Sonra bir tane daha.
Sonra bütün kat.
Adamın eli istemsizce telefona gitti.
Ekran yanmadı.
Tekrar denedi.
Hiçbir şey.
Dışarıda siren sesi yoktu. İnsan sesi yoktu. Şehir sanki olan biteni izlemek için değil, unutmak için susmuştu.
Adam pencereye yaslandı.
Hastaneye bakıyordu.
Az önce bir şeyin oraya girdiğini biliyordu.
Bunu görmemişti.
Duymamıştı.
Ama hissetmişti.
Sanki gökyüzünden gelen şey, Novera’nın içindeki en savunmasız yere ulaşmıştı.
Ve orada bir kapı açılmıştı.
---
Fırtına hemen bitmedi.
Mor ışıklar hastanenin üzerinde toplanırken siyah bulutumsu kütle parçalanmaya başladı. Önce adam bunun dağılmak olduğunu sandı. Ama yanıldı.
Dağılmıyordu.
Yayılıyordu.
Siyah parçalar gökyüzünden kopup Novera’nın üzerine ince, karanlık akıntılar hâlinde inmeye başladı. Bazıları hastanenin çevresinde döndü. Bazıları kütüphanenin çatısına kadar sürüklendi. Bazıları su kıyısındaki sokaklara indi. Bazıları apartmanların arasına sızdı.
Bir parça, çocuk parkının üstünde asılı kaldı.
Bir diğeri, gece vardiyasından dönen bir otobüsün üstünden geçti.
Bir başkası, sokak lambalarının arasından kıvrılıp açık bir pencereden içeri süzüldü.
Novera’nın farklı yerlerinde insanlar o gece uykularında huzursuzca kıpırdandı. Bazıları rüya gördüğünü sandı. Bazıları hiçbir şey hissetmedi. Bazıları ise sabah uyandığında neden ağladığını hatırlamayacaktı.
Adam tüm bunları pencerenin arkasından izledi.
Sonra siyah parçacıklardan biri yön değiştirdi.
Önce sokağın üstünde asılı kaldı.
Sonra yavaşça onun apartmanına doğru süzüldü.
Adam geri çekildi.
“Hayır…” diye fısıldadı.
Siyah şey hızlanmadı. Acele etmiyordu. Sanki ulaşacağı yeri zaten biliyordu. Apartmanın duvarına değmeden geçti. Balkon demirlerinden sızdı. Camın dışında bir an durdu.
Adamın nefesi kesildi.
Camın üzerinde ince bir çatlak belirdi.
Sonra çatlak kendi kendine büyüdü.
O an adam bunun kendisini öldürmeye gelmediğini anladı.
Keşke öldürmeye gelseydi.
Çünkü ölüm, en azından bir sondu.
Bu şey ise son gibi gelmiyordu.
Başka bir başlangıç gibiydi.
Cam içeri doğru patladı.
Ama ses çıkmadı.
Mor gökyüzünün ışığı odaya doldu. Siyah bulutumsu parça, kırık camların arasında duman gibi değil, su gibi değil, gölge gibi değil; bunların hepsini taklit eden ama hiçbirine benzemeyen bir şey gibi hareket etti.
Adam koşmak istedi.
Bacakları tutmadı.
Bağırmak istedi.
Sesi boğazına saplandı.
Siyah şey onun çevresinde döndü. Önce yüzüne değmedi. Göğsüne değmedi. Sadece etrafını sardı. Sanki onu kokluyor, ölçüyor, hatırlıyor gibiydi.
Sonra bir anlığına odanın içindeki her şey havada asılı kaldı.
Kahve kupası.
Cam kırıkları.
Perde parçaları.
Adamın nefesi.
Duvarlardaki gölgeler uzadı.
Ve siyah şey onun ağzından değil, gözlerinden içeri girdi.
Adam yere düşmedi.
Ölmedi.
Sadece olduğu yerde kaldı.
Gözleri açık.
Nefesi kesik.
Elleri iki yanında.
İçinde bir kapı kapanmış gibi.
Sonra yüzünde çok küçük bir hareket belirdi.
Bir gülümseme.
Ama bu gülümseme ona ait değildi.
---
Sabah olduğunda Novera yine güzeldi.
Güneş suyun üzerinden yükselmişti. Kütüphanenin camları altın rengine dönmüş, kafeler açılmış, sokaklara kahve kokusu yayılmıştı. Çocuklar okul çantalarıyla yürüyordu. Bisikletliler kıyı yolundan geçiyor, insanlar işe yetişmek için acele ediyordu.
Geceki fırtınadan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı.
Haberlerde yalnızca kısa bir elektrik arızasından bahsedildi.
Novera Şehir Hastanesi’nde bazı sistemlerin kısa süreliğine devre dışı kaldığı, ancak durumun hızla kontrol altına alındığı söylendi. Şehir yönetimi olayın olağan dışı bir atmosferik boşalma olduğunu açıkladı. Yetkililer halkı sakin olmaya çağırdı.
Novera sakin kalmayı severdi.
Çünkü sakin şehirler daha kolay unutabilirdi.
Apartmanın yedinci katındaki daireden sabah boyunca hiç ses gelmedi.
Öğleye doğru karşı dairede oturan yaşlı kadın kapıyı çaldı. Cevap alamadı. Önce yeni kiracının uyuduğunu düşündü. Sonra kapının altından içeri doğru uzanan ince siyah lekeyi gördü.
Leke, gölgeye benziyordu.
Ama güneşe rağmen oradaydı.
Kadın yöneticiyi çağırdı.
Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
Adam salonun ortasında ayakta duruyordu.
Camlar kırılmıştı. Perde yırtılmıştı. Kahve kupası yerde parçalanmıştı. Ama adamın üzerinde tek bir yara yoktu.
Gözleri açıktı.
Nefes alıyordu.
Yine de kimse onun gerçekten uyanık olduğundan emin olamadı.
Yönetici birkaç adım yaklaştı.
“Bay Mercer?”
Adam cevap vermedi.
Yaşlı kadın daha titrek bir sesle sordu:
“Elias Joe Mercer… bizi duyuyor musunuz?”
Adam gözlerini kırptı.
Sanki bu isim ona çok uzaktan ulaşmıştı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra başını yavaşça çevirdi.
Dudakları kıpırdadı.
“Duyuyorum,” dedi.
Sesi kendisine aitti.
Ama içindeki sessizlik değildi.
---
Aynı sabah, Novera Şehir Hastanesi’nin kayıt sistemine yeni bir doğum bilgisi işlendi.
Erkek bebek.
Durumu olağan dışı ama stabil.
Anne gözlem altında.
Doğum saati sistem arızası nedeniyle birkaç dakika farkla iki kez kaydedilmişti. Sonra kayıt düzeltilmiş gibi görünüyordu.
Dosyanın altına tek bir isim yazıldı.
James Curious.
O gece Novera’da bir çocuk doğmuştu.
Ya da şehir, herkesin buna inanmasına karar vermişti.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
vaaovv harıka olmuss emegıne saglıkk
Yorum
Yorum bulunamadı.