Bir yere ait hissedemeyiz bazen bilmediğimiz şey ise insanların bizi her haliyle kabul ettiğini ve bizim gelmemizi dört gözle beklerler demek istediğim şu bazen bizim düşündüğümüzden daha farklı sonuçlar olabilir
🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️🏵️
2 bölüm
Nöbetçi masasının ahşap yüzeyindeki eski çiziklere bakarken içimdeki o yabancılık hissi, Kuzey’in varlığıyla hafifliyordu. Bakışlarımı kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım. Kalbim sert çarpıyordu ama yine de o cesareti buldum.
"Merhaba, Kuzey."
Kuzey, dudaklarında o güven veren gülümsemeyle döndü. "Merhaba Ada," meraba kuzey ada peki neden geleli kimseyle konuşmuyorsun yoksa sevmedin mi okulumuzu okulu sevdim ama konuşmak benlik değil yani bir ortamı tanımak için bir sene gerekli kuzey boğazını temizledikten sonra ada bak bana güvenebilirsin çünkü ben öyle biri değilim zenginim diye hava atmam kimseyi satmam peki kuzey bundan sonra arkadaş olabiliriz senle kuzeyin yüzünde hafif gülümseme belirdi
Tam o sırada müdür yardımcısının odasının kapısı aralandı. Bize doğru bakıp, "Ada, şu an odamda misafirlerim var, dört bardak çay getirir misin?" dedi. Hemen mutfağa geçip çayları hazırladım ve tepsiyle odasına götürdüm.
Odanın telaşından çıkıp kantine uğradığımda Kuzey’i kendine mis gibi kokan bir kahve alırken buldum. Kahvesinden bir yudum alıp bana baktı ve hafifçe kaşlarını çatarak, "Çok koşturdun yoruldun mu?" diye sordu.
Hafifçe gülümseyip omuzumu hafif indirdim . "Hayır, merak etme. Orta okuldayken de nöbetçi olmuştum, bu işlere alışığım." Kuzey’in yüzüne o her zamanki şefkatli, hafif gülümsemesi yayıldı.
Tam nöbetçi masasına oturacakken öğretmenler odasından çağrıldık. "Ada, Kuzey! Öğretmenler odasına gelin," diye seslendiler. Öğretmenler, ders programı ile ilgili yapılacak bir duyuru için bir öğrenciyi çağırmamızı istediler. O öğrenciyi bulup öğretmenlere yönlendirdik ve İşimizi tamamladıktan sonra müdür beni disiplin kuruluna sevk edilecek o sorunlu öğrenciyle ilgilenmem için odasına çağırdı. Müdürün yanına gidip işlemleri hallettim ve öğrenciyi gerekli yere yönlendirdim.
Ben o işi de bitirip geri döndüğümde nihayet öğle arası zili çaldı. Günün yorgunluğuyla beraber Kuzey'le yemekhaneye yöneldik. Kuzey kapıda durup, "Bak Ada, burası bizim yemekhane. Okul ücretsiz veriyor, her gün menü değişiyor ve nöbetçiler de dahil herkes faydalanabiliyor," dedi. Ardından merakla ekledi: "ya böyle birşey olduğunu bilmiyordum okulda neden kimse söylemedi bana ada bak öğrenmiş oldun buranın yemekleri güzeldir," dedi Kuzey. Tam o sırada yanımızdan geçen Kuzey’in arkadaşı Rüzgar, omzuna dokundu: "Ooo, naber kanka?"
Rüzgar bakışlarını merakla bana çevirdi. Ben ise şaşkınlıkla sordum: "Sen beni nereden tanıyorsun ki? Daha bizim sınıfta bile değilsin."
Rüzgar muzip bir ifadeyle sırıttı: "Sen buraya, bizim okula gelince okul grubundan ismini gördüm ve ufak bir araştırma yaptım. Sonuçta Mardan otellerine sahip bir ailenin kızısın, seni tanımamak pek mümkün değil. Bu arada, Kuzey'le ben çocukluk arkadaşıyız, birbirimizin her şeyini biliriz."
Sıra bize geldiğinde, yemek dağıtan Güzide ablanın önüne ulaştık. Güzide abla gülümsedi: "Hoş geldiniz çocuklar! Bugün menüde çorba, nohutlu tavuklu pilav, yanına bezelye ve taze elma var." Sonra merakla duraksayıp Kuzey’e döndü: "Kuzey evladım, bu kız kim?"
Kuzey gülümseyerek cevap verdi: "Güzide abla, buraya geleli 3 ay olmuş tabi burayı bilmiyordu, o yüzden görmedin onu."
Tepsilerimizi alıp masaya yerleştik. Rüzgar, "Eee, yarınki plan ne? Ada'yı bizim ekiple ne zaman tanıştırıyoruz?" " diye sordu.
Tabağımdaki nohutlu pilava bakarken, "Bütün okulun beni tanıdığına göre, sanırım saklanacak bir yerim kalmadı," dedim. Kuzey, "Saklanmana gerek yok Ada, benim yanımda olduğun sürece her şey yolunda gidecek," diyerek beni rahatlattı.
Ben hafif bir huzursuzlukla tabağımdan bir kaşık çorba aldım; kendimi biraz sabırsız ve tedirgin hissediyordum. "Ya," dedim çorbayı yavaşça yemeye başlamıştım ki sonra, "beni tam tanımıyorsunuz dedim İnsanlar sadece dışarıdan göründükleri gibi değildir."
Rüzgar güldü, sanki bu cevabı bekliyormuş gibi rahat bir tavırla arkasına yaslandı. "Hadi ama Ada, unuttun galiba? Seni araştırdığımı ve neler yapabileceğini bildiğimi söylemiştim. Zaten grubumuza senden bahsettim bile."
Ben şaşkınlıkla ona bakarken Rüzgar devam etti: "Bugün onları burada göremezsin zaten, hepsi bir sergi gezisine gittiler. Ama yarın buradalar, o yüzden hazırlıklı ol!"
Kuzey, Rüzgar'ın bu doğrudan tavrını yumuşatmak istercesine bana gülümsedi. "Gördüğün gibi," dedi kısık bir sesle, "Rüzgar biraz acelecidir ama içi rahattır. Onlar seni şimdiden merak etmeye başladılar bile."
O an, ilk defa bu okulun o soğuk koridorlarında gerçekten birine ait olduğumu hissettim. Kuzey ve Rüzgar'ın arkadaşlığı, sanki benim de bu okulda bir yerim olabileceğine dair ilk umut ışığım olmuştu.Kuzey, araya girip gülümsedi. "Hadi, yemeğimizi yiyelim de sonra nöbetimize kaldığımız yerden devam edelim, daha yapacak çok işimiz var."
Ada olarak başımla onayladım. Hızlıca yemeklerimizi yedik, ancak zihnim Rüzgar’ın anlattıklarıyla doluydu. Yemek biter bitmez, "Ben biraz işlerim var, nöbet masasına dönüyorum," diyerek masadan ayrıldım. Adımlarım koridorda yankılanırken, arkamda bıraktığım o iki silüete, yani Kuzey ve Rüzgar’a bir anlığına göz ucuyla baktım.
Yemekhanenin hafif gürültülü ortamında ; Rüzgar, sanki en gizli planlarını anlatıyor muş gibi öne eğilmiş, hararetle bir şeyler söylüyordu. Kuzey ise kollarını göğsünde birleştirmiş, Rüzgar’ı dinlerken bir yandan da bakışlarını benim arkamdan ayırmıyordu.
Nöbetçi masasına vardığımda içimdeki o huzursuzluk hissi biraz olsun hafifledi ama aklım hala o masada kalmıştı. Rüzgar'ın benim hakkımda gruba neler anlattığını, Kuzey’in ise bu anlatılanlara ne cevap verdiğini merak etmeden duramıyordum. Acaba beni, yani 'Ada'yı' o gruba nasıl tanıtmıştı?
Masadaki defteri açtım, ve o gizli sayıları yazdım
kendimi meşgul etmeye çalıştım. Okulun o tanıdık, hafif tozlu havası ve koridorun sessizliği arasında, sadece kendi düşüncelerimle baş başa kalmıştım. Kuzey'in korumacı tavrı, Bu iki zıt karakterin arasında kendime bir yer açmaya çalışıyordum.
Az sonra, koridorun sonundan Kuzey’in o tanıdık ve güven veren ayak seslerini duydum. Yanında Rüzgar yoktu. Kuzey, masaya yaklaştığında yüzündeki o ciddi ifade yerini yine o sıcak gülümsemeye bıraktı. , masanın kenarına hafifçe yaslanarak. "Hadi, yarım kalan işlerimize devam edelim." bak bu belgeleri müdür gönderdi imzalamamız lazım tamam diyerek işe koyulduk
Bana bir anlığına baktı, gözlerinde az önce yemekhanede Rüzgar’la konuştuklarının izi vardı. Bir şey sormamı bekler gibiydi, ama ben sessiz kaldım. Sessizliğimiz, koridorun boşluğunda başka bir anlama büründü. Ada, içindeki o yabancılık hissinin yerini artık hafif bir merak ve cesarete bıraktığını fark etti. Kuzey’in yanına iyice yaklaştı, masanın üzerindeki defteri kenara bırakırken derin bir nefes aldı.
"Kuzey..." diye söze başladı, sesi bu kez daha kararlı çıkıyordu. "Bak, artık okulun gözünde 'araştırılan' biri haline geldim. Rüzgar sağ olsun, hakkımda bilmedikleri bir şey bırakmamış gibi hissediyorum. Ama ben sizi tanımıyorum Kuzey, masanın üzerindeki kalemle oynarken hafifçe gülümsedi. Ada'nın cesaretini takdir ettiği belliydi.
"Haklısın," dedi Kuzey, sesi her zamanki gibi yumuşaktı. "Bize dair hiçbir şey bilmeden, bir anda bizi bir yerlere dahil etmeye çalışmamız tuhaf hissetmiş olmalı. Yarın cuma... Okulun o yoğun temposu hafta sonuna girmeden biraz hafifler."
Kuzey sandalyesini biraz daha bana yaklaştırdı. "Ben aslında sessizliği severim. Grup dediğimiz insanlar da öyle... Rüzgar biraz fazla dışa dönük ama aslında en sadık olanımızdı Peki okuldan bahsetsedermisin
Bir an duraksadı ve gözlerini gözlerime kilitledi. "Okulu sana anlatmaya gelince... Burası dışarıdan soğuk ve disiplinli görünür ama arka taraftaki atölyeler ve kütüphanenin tozlu rafları arasında hayatın gerçek yüzünü bulabilirsin. Yarın sadece bir arkadaş tanışması değil, aslında sana bu okulun kalbinin nerede attığını göstereceğim bir gün olacak."
Ada, Kuzey'in bu sözleriyle rahatladığını hissetti. "Sığınak mı?" diye sordu gülümseyerek. "Kulağa okuldan daha çok bir macera gibi geliyor." ben maceraları sevmem ki
"Öyle zaten," dedi Kuzey, ayağa kalkarak. "Ve inan bana Ada,, artık bu okulda sadece bir nöbetçi olmadığını, aslında buranın bir parçası olduğunu hissedeceksin." merak etme alışırsın maceralara Kuzey’in o güven verici bakışları altında kendimi bir anlığına okulun o ağır havasından tamamen kopmuş hissettim. Kalbimde garip, huzurlu bir kıpırtı vardı. Tam o sırada Kuzey, koridorun sonundaki büyük saati işaret ederek bakışlarını bana çevirdi.
"Hissedeceksin," dedi fısıltıyla, ardından hafifçe doğruldu. "Bak, çıkış saatine yaklaştık. Hadi, sınıf defterlerini toplayıp evimize gidelim."
Masanın üzerindeki nöbetçi defterini kapattım, o sırada diğer sınıflardan gelen defterleri de hızlıca sıraya dizdik. Nöbetçi masasını düzenleyip son kontrolleri yaptıktan sonra, uzun ve sessiz koridoru geçerek okulun idare katına yöneldik.
Defterleri teslim edip çıkış kapısına doğru ilerlediğimizde, okulun o resmi ve soğuk atmosferinden çıkıp akşam üstünün ılık rüzgarına adım attık. Dışarıdaki hava, koridorların o yorucu havasından çok daha ferah geliyordu.
"Yarın cuma," dedi Kuzey, okulun bahçesinden çıkarken yanımda yürüyerek. "Yarın hem okul bitecek Dinlenmeye çalış, yarınki gün biraz hareketli geçecek."
Kapının önünde, okulun çıkış kalabalığından biraz uzaklaşınca Kuzey duraksadı. "Yolun hangi tarafa, Ada? Seni bırakmamı ister misin?"
O an, sanki günlerdir süren o yabancılık hissi tamamen dağılmış, yerini tanıdık bir güvene bırakmıştı. Kuzey’in bu teklifi karşısında hafifçe gülümsedim. "," dedim.
Kuzey, "Pekâlâ," dedi, gözlerinde yine o sarsılmaz kararlılık vardı. "O zaman yarın görüşürüz okulda . Yolun hangi tarafa, Ada? Seni bırakmamı ister misin?" diye sordu Kuzey.
O an, sanki günlerdir süren o yabancılık hissi tamamen dağılmış, yerini tanıdık bir güvene bırakmıştı. Kuzey’in teklifi üzerine düşündüm, ardından merakla sordum: "Sen neyle gidiyorsun eve? Yani, nasıl dönüyorsun?"
Kuzey başını servisin olduğu tarafa çevirdi. "Ben servisle gidiyorum. İstersen sen de benimle gel, servis şoförü bir şey demez, hatta memnuniyetle alır seni," dedi içtenlikle.
Gülümsedim ve nazikçe reddettim. "Yok, sağ ol. Ben kendi servisimle giderim dedim.
Kuzey anlayışla başını salladı. "Anlıyorum, o zaman yarın görüşürüz," dedi.
Ondan ayrılıp eve doğru yürürken adımlarım hızlandı. Günün bütün yorgunluğu omuzlarıma çökmeye başlamıştı. Eve vardığımda, nöbetin getirdiği o tatlı yorgunlukla daha üzerimdeki kıyafetleri bile değiştiremeden yatağıma yığıldım. Başımı yastığa koyduğum an, gözlerim hızla ağırlaştı. okulun o yeni atmosferine dair hayallerim arasında derin bir uykuya daldım.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Ellerine sağlık yazar hanım çok güzel olmuş
Nerede varsa söyleyebilirsin ona göre düzeltirim teşekkür ederim yorumun için
Kalemine sağlık Yazım hataların ve tekrareden cümlelerin var gözden kaçırmış san eğer bilgin olsun
Yorum
Yorum bulunamadı.