Şehrin hiç susmayan, her saniye biraz daha hızlanan ritmi içinde herkes bir yere yetişme telaşındaydı. Kimisi sabah kahvesini eline alıp metroya koşturuyor, kimisi telefonuna gömülmüş halde adımlarını sıklaştırıyordu. Bu grinin ve koşturmacanın ortasında Eylül, elinde sımsıkı tuttuğu şemsiyesiyle adımlarını yavaşlatmış, caddenin karşısına geçmek için ışığın yeşile dönmesini bekliyordu.
Eylül için bu şehir, son zamanlarda sadece bir geçiş yolundan ibaretti. Hayatın monoton döngüsü içinde kaybolmuş, günlerini birbirinin kopyası olan rutinlerle dolduruyordu. O gün ise havada rüzgârla taşınan sonbahar kokusu vardı; hafif serin, insanı hem hüzünlendiren hem de canlandıran o nadir günlerden biriydi.
Işık yeşile döndüğünde kalabalıkla birlikte o da adımını attı. Tam o sırada, aksiyona ve hıza alışmış olan caddenin akışına ters yönde aceleyle yürüyen biri, Eylül’ün omzuna hafifçe çarptı. Eylül dengesini bulmaya çalışırken elindeki kitap yere düştü.
"Çok özür dilerim, gerçekten fark etmedim," dedi telaşlı ama bir o kadar da yumuşak bir ses tonu.
Eylül başını kaldırdığında, o kalabalık caddenin gri tonları bir anda silindi sanki. Karşısındaki genç adam, dağınık saçları ve endişeyle açılmış koyu kahverengi gözleriyle ona bakıyordu. Yerdeki kitabı almak için aynı anda eğildiklerinde elleri kısa bir an birbirine değdi. O küçük temas, Eylül'ün içini ısıtan garip bir kıvılcım yarattı.
İlk Adım ve Sessiz Kelimeler
Demir, yerden aldığı kitabı dikkatlice silip Eylül’e uzattı. "Sanırım en sevdiğin kitaplardan biri, kapağı epey hırpalanmış ama özenle okunmuş."
Eylül, hafifçe tebessüm ederek kitabı aldı. "Öyledir... Bazı hikâyeleri defalarca okumaktan
Bölüm Yorumları