Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Amfide yankılanan o uğultu henüz dinmemiş, sınıftakiler şaşkınlıklarını üzerlerinden atamamıştı. Alper, öpücüğün etkisiyle yaşadığı o bir saniyelik şoku çabucak topladı. Dudaklarının kenarına o meşhur, tehlikeli ve hınzır tebessümünü yeniden yerleştirdi.
Geriye doğru adım atan Melike’nin belini aşan düz saçlarından süzülen bakışlarını yakaladı. Eğilip kızın kulağına doğru fısıldadı:
"Bunun bir karşılığı olacak küçük hanım... Oyunsa oyun, kuralları kendin koydun."
(Alper'in İç Sesi: Şok oldum sanıyor... Oysa bu ateşe kendi elleriyle odun attığının farkında değil. O küçük öpücüğün bedelini bu bir haftada nasıl ödeteceğimi görecek.)
Melike başını hırsla geriye atıp Alper'e son bir öfkeli bakış fırlattı ve zafer kazanmış bir komutan edasıyla sırasına geçti. Alper ve arkadaşları da amfinin basamaklarını çıkıp yerlerine kuruldu.
Ders başladığında Melike çantasını karıştırmaya başladı. Sağa baktı, sola baktı ama kalemliğini evde unuttuğunu fark etti. Beline kadar inen saçlarını omzunun arkasına itip istemeye istemeye yanındaki Alper’e döndü.
"Bana bir kalem versene," dedi, sesindeki o hırçın tonu korumaya çalışarak.
Alper sırtını arkaya yaslamış oturuyordu. Bakışlarını Melike’ye çevirdi ama sıranın üzerindeki kalemliğini kıza doğru uzatmak istemedi. Elini kalemliğin üzerine koyup hafifçe geriye çekti.
"Veremem kırmızılı," dedi gayet sakin ve umursamaz bir sesle. "Kendi kalemini yanında taşısaydın. Uşağın yok karşında."
(Melike'nin İç Sesi: Ukalaya bak ya! Alt tarafı bir kalem istedik, vermemek için bacak kadar kalemliği eliyle kapatıyor! Mükemmel bir şekilde oynadığım rolün intikamını alıyor aklınca egzoz kafalı!)
Melike gözlerini devirip "Aman, eksik ol!" diye mırıldandı.
Tam o sırada Gökhan Hoca, Alper’i tahtadaki bir maddeli olayı okuması için kürsüye çağırdı. Alper oturduğu yerden kalkıp kürsüye doğru ilerlerken Melike fırsatı kaçırmadı. Hızlıca uzanıp Alper’in vermemek için direndiği o deri kalemliği önüne çekti.
"Vermek istemiyorsun demek... Ben almasını bilirim," diye fısıldadı kendi kendine.
Kalemliğin fermuarını dairesel bir hareketle açtı. İçinden bir kalem çekip alacakken, fermuarın altındaki gizli bölmeden dışarı kayan küçük, kuşe kağıda basılmış fotoğrafları fark etti. Melike’nin kaşları çatıldı. Kalemliği biraz daha aralayıp fotoğrafları eline aldı.
Gözleri şaşkınlıktan ve dehşetten kocaman açıldı.
Elinin arasındaki üç dört parça fotoğrafın hepsinde kendisi vardı!
Biri, geçen hafta maç çıkışı stadın önünde çekilmişti; saçları rüzgarda savrulurken gülüyordu. Diğeri, kampüsün bahçesinde kızlarla otururken çekilmiş bir boy fotoğrafıydı. Bir diğeri ise sokakta, o ilk karşılaştıkları gece motorun önünde Alper’e öfkeyle parmağını salladığı andı!
(Melike'nin İç Sesi: Bu... Bu ne?! Bunlar benim fotoğraflarım! Sokaktaki an, stattaki an, hatta kampüsteki halim... Bu adam beni mi takip ediyordu?! Kalemliğinde benim fotoğraflarımın ne işi var?!)
Melike’nin kalbi güm güm atmaya başladı. Yanaklarına yine o tanıdık sıcaklık yayıldı ama bu sefer öfke ve şaşkınlık birbirine karışmıştı.
Bu bölümün ilk 19 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Minik Civcivim yani bu çocuk daha önceden de mi ona aşıktı yok artık ben artık kitabın gidişatını takip edememeye başladım 🤓😭😭
Çok güzeldi
Yorum
Yorum bulunamadı.