Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Biz bu topraklara sadece adımlarımızı basmadık Atam; damarlarımızda dolaşan o asil kanı, bağımsızlık aşkını ve senin bıraktığın mirası başımız dik, göğsümüz gururla taşıyarak geldik
───── ~─────
Ankara’nın sabah ayazı insanın yüzünü tatlı tatlı kesiyordu ama o gün o soğuğu hisseden, üşüyen tek bir kişi bile yoktu. Otobüs Başkent’e girdiğinde içerdeki o ufak şamata yavaş yavaş yerini derin bir saygıya, göğsü sıkıştıran muazzam bir heyecana bırakmıştı.
Otobüsten indiklerinde, Aslanlı Yol’un girişinde devasa bir heybet gökyüzüne doğru yükseliyordu. Tayfa tam kadro oradaydı: Alper, Melike, Uraş, Bade, Serkan, Nil ve arkada sürekli gözlüklerini düzeltip etrafı izleyen Kayra...
Hepsinin üzerinde o gururla taşıdıkları formaları vardı.
Aslanlı Yol’un ilk adımı atıldığında, gruptaki o gündelik takılmalar, şakalar bir anda bıçak gibi kesildi.
İki yanda duran 24 heybetli aslan heykelinin arasından, aralarındaki mesafe ayarlanmış o özel taşlara basarak yürümeye başladılar. Her bir adımda başlar hafifçe öne eğiliyor, o taşların altından geçen tarihin, dökülen şehit kanlarının ve kazanılan bağımsızlığın ağırlığı iliklere kadar hissediliyordu.
( Burası başka bir dünya... Buradaki havayı solurken bile insanın kemikleri sızlıyor. Buraya atılan her adımda göğsün kafesine sığmıyor, içindeki o kan 'Ben Türk'üm' diye avazı çıktığı kadar bağırmak istiyor. Atam... Annesiz kaldım, babasız kaldım ama senin bıraktığın bu vatanda, bu bayrağın gölgesinde bir gün bile yetim kalmadım. Bize bıraktığın bu ruha, bu kutsal toprağa kurban olayım...)
Alper, başı dik bir şekilde adımlarken bir an başını çevirip yanındaki Melike’ye baktı. Kızın kapkara gözlerindeki o gururu, o derin hayranlığı ve şahlanan Türk kanının verdiği o asil duruşu izledi. Melike’nin elindeki al bayrağı sımsıkı tutan, soğuktan hafifçe kızarmış parmaklarına baktı.
"Çok yakışıyor sana..." diye fısıldadı Alper, adımlarındaki o ciddi ritmi bozmadan. "O bayrak da, bu başın dik duruşu da sana çok yakışıyor kırmızılı."
Melike başını hiç çevirmeden, gözlerini ilerideki o devasa yapıdan ayırmadan hafifçe gülümsedi.
"Biz bu al bayrağın gölgesinde doğduk, bununla büyüdük egzoz kafalı," dedi Melike, sesi gururla titreyerek. "Yakışmak ne kelime... Bu bayrak bizim namusumuz, bu kan bizim canımız."
Tören alanına adım attıklarında devasa Türk bayrakları rüzgârda gururla dalgalanıyordu. Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş her yaştan binlerce insan; ellerinde çiçeklerle, gözlerinde yaşlarla aynı coşkuyla mozolenin olduğu o heybetli merdivenlere doğru sessiz bir sel gibi ilerliyordu.
Nihayet Mozoleye vardılar. O devasa mermer blokun karşısına geçip durduklarında zaman sanki tamamen dondu.
Uras başındaki şapkayı çıkarıp göğsünün üzerine koydu. Serkan ve Kayra yan yana gelip tam bir asker disipliniyle dimdik saygı duruşuna geçti. Bade ve Nil’in gözleri gururdan, saygıdan ve içsel bir duygusallıktan dolmuştu.
Melike ve Alper tam en önde, yan yana durdular. İkisi de aynı anda başlarını öne eğdi.
Bu bölümün ilk 16 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Vallahi sanırım en hüzünlü bölümü buydu kitabın 
Çok güzellll olmuş benim tüylerim bile diken diken oldu
𝑂ℎ𝑎 𝑐̧𝑜𝑘 𝑖𝑦𝑖 𝑜𝑙𝑚𝑢𝑠̧𝑠̧𝑠̧
Yorum
Yorum bulunamadı.