Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Kılıçların birbirine çarpan soğuk metal sesi...
Çığlık ,yere damlayan kanın bıraktığı kızıl izler...
Zafer dolu bir haykırış ve son...
Artık bir ailem yoktu.
“Vlas! Vlas! Uyan yine kabus görüyorsun.” Gözlerimi zorlukla araladım. Başıma saplanan ağrı canımı alıyordu. Başımın dibinde bana ne olduğunu sorgulayan eli kanlı bir kral . Hekan... kendini isyanla başa geçirmiş zavallı çil yavrusu... adının yanına unvan eklenince zavallı oluşu kaybolmuyordu. Zavallı da ölecekti benim ellerimde...zamanı geldiğinde kimse onu elimden alamayacaktı. Yerimden doğruldum. Kısacık kesilmiş siyah saçlarım ,kömürden farksız siyah gözlerim ve keskin yüz hatlarım beni çok güzel gizliyordu. Taktığım bu ağır erkek maskesi şu an için en gerekli silahlarımdan biriydi.
“Basit bir rüyaydı Majeste. İlginiz için müteşekkirim.” Buzdan soğuk çıkan kalınlaştırdığım sesim kışın esen rüzgar kadar sertti. Anlamasının imkanı bile yoktu. “Öyle diyorsun ama ter içinde kaldın. “ Sağ koluna bir şey olması onu yıkardı dimi? Sağ kolu olmam onun en büyük yıkımı olacaktı. “ Sizin güvenliğiniz için düşündüğüm şeyler ağır geldi herhalde majeste. Sorun yok müsterih olun.” Güven aşılamak...” Sen varken bana bir şey olmaz Vlas. Canımı bir kere kurtardın ve eminim ki bin defa daha kurtarırsın.” Sorgusuz sualsiz güvenmek. Kendi boynuna ipi asmak ve ayağının altındaki kürsünün devrilmesini beklemekle aynı şeydi. Kral Hekan en yanlış kişiye kendini emanet etmişti. Kendi celladına bu kadar güvenmek bile onun kral olmayı hak etmediğinin büyük göstergesiydi.
“Şüpheniz olmasın majeste. “ Sesimin ayartıcı güven veren tınısına ben bile inanabilirdim. Oyunlar oyuncaklar ve sonu kazınacaklar. Her biri için geri sayım başlamıştı. Kral Hekan’ın yanından ayrıldığımda adımlarım sarayın diğer ucunda olan odama yöneldi. Korkak adam uykusunda canına kast ederler diye beni odasına dikmişti. Asıl tehlikeyi yanı başında uyuturken ne kadar da güvendeydi.
Ellerimle kurduğum plan kusursuz bir biçimde işliyordu. Kralın güvenini kazandıktan sonra zaten her şey çorap söküğü gibi gelmişti. Adım adım hepsini kendi oyunumun içine çekerken intikam isteyen benliğim kanımı kaynatıyordu.Ölüm istiyordum,kan ve acı... iyi şeyler çoktan karanlığa gömülmüştü. Taş mermerle dizayn edilmiş odama girdiğimde ilk işim temiz bir duş almak oldu. Gece gördüğüm kabuslar hiç dinmiyordu, siyah gözlerimin altında ki mor halkalar uyku problemi çektiğimin imzalı posterleriydi. Uykularım bir daha bana geri dönmeyecekti tıpkı ailem gibi...onlarla beraber çoğu şey[gy1] bendeki insani meziyetleri götürmüştü. Üstüme bedenimi gizleyecek sıkı kıyafetler giydikten sonra pelerini de taktım. Açık veremezdim. Odamdan çıktığımda hemen bir alt katta kalan tek yoldaşımın yanına gittim. Halkın içine inmeli ve durum kontrolü yapmalıydık. Krala rapor sunmam gerekiyordu. Yoldaş demek doğru değildi lakin bunu onun bilmesine gerek yoktu , en nihayetinde hepsi kurduğum oyunun basit parçalarıydı. Odasının kapısını açıp içeriye girdiğimde pelerinini takıyordu. Kahverengi gözleri beni bulduğunda duraksadı. “Çok yavaşsın Kieran , geç kalacağız.” Yanında rol yapmama gerek olmadığından sakin hoş tınıdaki sesimi saklamama gerek yoktu. Pelerinin ipini bağladıktan sonra acelesiz adımlarla gelip karşımda durdu. “Her zamanki gibi hazırsın Darya fakat ben uykuda kaldım. “ dediğinde bakışları yüzümün her yanındaydı. Bana ne zaman kapıldığını bilmiyordum ama bakışları her şeyi ele veriyordu. “ Çıkalım hadi. “ dediğimde onu beklemeden yürümeye başladım.
Bir sürü işim vardı. Halkın durumunu değerlendirdikten sonra konseyde konuşmamız lazımdı. O uyuz çıkarcılarla aynı ortamda olmak bile nefretimi alevlendiriyordu. Kışın ortasındaydık ve hava buz gibiydi. Lakin öyle donmuştum ki dışarıdaki dondurucu hava bile bana işlemiyordu.Aksine soğuk beni ayakta tutuyordu .Bu soğuk savaşta hislere yer yoktu.. Kieran bir adım arkamda yürüyordu. Ben kralı, Kieran’da beni korumakla görevliydi. Gerçi herkes kendini korusa daha iyi olurdu.Ben varken kimse tam olarak güvende değildi.
Saraydan çıktığımızda bizi götürmekle görevli olan arabacının arabasına yerleşmiştik. At sürmeyi tercih ederdim ama bugün değil. Bugün yürüyerek durum kontrolü yapacaktık. Şehrin merkezine geldiğimizde arabadan indik. Şehirin merkezinde bile hayat var sayılmazdı. Bencil ve zevk düşkünü olan kral halkı sömürmekten başka bir şey yapmıyordu. Dikili evler üstümüze düşecek gibiydi. Yollar çukurlarla doluydu ve pis kokuyordu. Burnuma gelen çöp kokusu midemi bulandırıyordu. Kieran’da benden farksız değildi. Yüzünü buruşturmuştu.
“Rezalet,hastalık kapacağız burada.” Dediğinde tepkisine gülmek istedim. Temizlik ve düzen takıntısı olan biri için çok zor olmalıydı. Ama gülmeyi unutalı çok olmuştu. Kolay kolay mimik bile yapamayan birine dönüşmüştüm. “Yıkanınca geçer, önce işimizi yapalım.” Dedim. Ne kadar çabuk buradan çıkarsak o kadar iyiydi. Çetin bir çatışma konseyi bekliyordu. O çıkarcılar halkı geçindirmeyi bırak daha da eziyet ediyorlardı. Buğday ve mısır silolarının yanına geldiğimizde bir kadın dizlerinin üstüne çökmüş görevliye yalvarıyordu. “N’olur efendim bir avuç buğday verin, çocuklarım açlıktan ölecek ,lütfen efendim merhamet edin.” Gözlerinden akan yaşlar çaresizliğini ortaya koyarken onlara doğru yürümeye başladık.
Durum buydu işte. Kral sarayında zevki sefa içerisinde yaşarken halkı açlıktan kırılıyordu. Bir zamanların en gözde şehrini böyle görmek iç yakıcıydı. Babam kralken her yer cennetten farksızken şimdi bu izbe soğuk sokaklar sadece ölüm kokuyordu.
“Ne oluyor burada?” Dediğimde değiştirdiğim sesimle görevlinin bakışları bizi buldu. Saygıyla önümde eğildiğinde içimde ki güç tutkunu kız zevk içinde bir kahkaha attı. Kim gücü sevmezdi ki? “Efendim, buğday almaya gelmiş ancak yanında hiçbir şey yok. Veremiyorum. Af buyurun.” Dediğinde bakışlarım gözlerindeki korkuyla bana bakan kadını buldu. Henüz gencecikti ama gözlerinde ki o katılık hiç iyi şeyler yaşamadığını gösteriyordu. Üstü başında doğru dürüst bir kıyafet bile yoktu ve utançla elini bedenine sarmıştı. “Silolar ağzına kadar dolu, birkaç çuval versen çok sevgili Soylun ne kaybeder?” Dediğimde sert acımasız sesim baştan ayağa titremesine sebep olmuştu. “Af buyurun efendim, iznim yok.” Dediğinde tehlikeli bir kıvrılma dudaklarımda can bulmuştu. “Kieran” dediğimde sesimdeki tınıdan ne yapacağını anlayan adam öne çıktı. “ Siloya el konulmuştur. Canınızı almadan ayrılın buradan.” Dediğinde adamın afallayan yüzü içimde yanan ateşleri harlıyordu. Yaptığım her hamle halkı bana yaklaştırırken bana karşı olanları birer birer güçsüzleştiriyordu. Şimdi görevlinin yapması gereken tek şey bunu çok değerli soylusuna yetiştirmek olacaktı. Oyunumuz böylece bir adım daha ilerleyecekti.
“ Hanımefendiye istediği kadar buğday verin ve deftere yazın, buğday zamanı aldığınız buğdayı tekrar kazandırmak için çalışacaksınız.” Dediğimde gözlerinden yaşlar süzülürken minnet dolu bakışlarla bana bakmıştı. Halk bana ait değildi ama kendi halkım aralarına sızacağı vakit onların evlerini açmasına ihtiyacım olacaktı. Arayı iyi tutmalı ve yıkmadan önce burayı taçlandırmalıydım. Zaten yıkık bir şehri yıkmak bana göre değildi. İçeride ki görevliler kadınla ilgilenirken defterdardan belgeleri almıştım. Silolar dediğim gibi doluydu ama halkın ekmek alacak parası bile yoktu. Biraz genişletme yapıp şehri düzene sokmalıydım. Konsey birbirine girecekti.
Kralın konsey üyelerinin neler çevirdiğinden haberi olmadığı için bu kadar rahattı. Bugün olanları anlattığımda çıldıracaktı. “Halka bedava ihtiyaçları kadar tahıl verin ve aile isimlerini aldıkları tahılla birlikte kaydedin. Biçim zamanı herkes geri ödeyecek.” Dediğimde görevli selam verip yanımdan ayrılmıştı.
Halkı kalkındırmalı silahlandırmalı ve gerektiğinde kendim için kullanabilecek kadar bana güvenmelerini sağlamalıydım. O kadar güvenmelilerdi ki çocuklarını bile emanet etmekileri ve benim uğruna harcayabilmelilerdi. Onları bu halde isyana sürüklemek sadece can kaybı olurdu , anlamsız bir can kaybına ihtiyacım yoktu. Ben intikam için teker teker adım atarken onlar da engelleri önümden kaldırmalılardı. İntikam vakti geldiğinde kimse yanlış tarafta durmayacaktı.
Lojistikten ve yollardan sorumlu alana geldiğimizde Sevrima hararetli bir şekilde karşısında ki görevliyle konuşuyordu. Bizi görünce durdu. Kırklarının ortasında olan bu adam diğer soylular gibi değildi, halkın yararına bir şeyler yapmaya çalışıyordu fakat yetersizdi. Baş selamı verdi. “ Sevrima, yollar çok kötü durumda, neden böyle bir durumdayız? “ diye sorduğumda boğazını temizledi. “ Evriha yardımcı olmadığı için bu haldeyiz Vlas. O inatçı adam benimle zıtlaşma derdinde.” Dedi.
Maddiyattan sorumlu olan Evriha işleri hep yokuşa sürerdi zaten. Üstelik çocuk gibi Sevrima ile tartışıp duruyordu. “Kocaman adamlarsınız ,halk kötü durumda nasıl böyle bir şey yapabiliyorsunuz?” Sesim katı ve soğuktu. Yerinden rahatsızca kıpırdandı. “Haklısın Vlas ,konseyde bunu açmalıyız. Bizim kusurumuz. “ Dedi. Tabi ki onların kusuruydu. Bu yaptıkları kusurlar benim yararımaydı… “Halk isyan başlatmadan durumları düzeltmeliyiz Sevrima yoksa oratada krallık namına bir şey kalmayacak.” Dediğimde beni onayladı.
Yanından ayrıldığımız sırada birkaç haydutun kızlardan birinin etrafını sardığını görünce bakışlarım Kieran’ı buldu. Onunla anlaşmak için kelimelere ihtiyacım yoktu. Bakışmak yeterliydi. Kendi kılıcımı kınından çıkarmama gerek kalmadan birkaç saniye içerisinde haydutların ensesine çökmüştü. Kızın yanına gelip onu yerden kaldırdım. Üstü başı çamur içinde kalmıştı. Yırtılan kıyafetlerini toparlamaya çalışırken aklıma birkaç yıl önce bu şekilde bir sokakta kaldığım geliyordu. Boynumda ki pelerini çıkartıp üstüne sardım. Ağlıyordu. “Sorun yok geçti.” Dediğimde kafasını eğmişti. Kendinden utanıyordu ama bu onun elinde olan bir şey değildi. Bu halkı eziyetten kurtarmam şarttı…
Kieran tekrar yanıma geldiğinde çarşıda kız için temiz kıyafetler almış ve onu ailesine teslim etmiştik. Olanlar sır olarak kalacaktı. Dönüş yolunda soğuk artık iliklerime kadar işlemişti. Arabaya bindiğimizde Kieran kendi pelerinini çıkartıp bana sarmıştı. İçi gidiyor gibi bakarken ona karşı hiçbir his beslemiyor oluşum bazen bana bile acımasızlık gibi geliyordu. Yakışıklı bir Komutandı, tek yakın arkadaşımdı, sırdaşımdı ama bu kadardı işte. Kalbimde beni yolumdan saptırabilecek zaaflara yer yoktu.
Saray’a geldiğimizde Prens bahçenin içinde kızın biriyle konuşuyordu. Bizi henüz farketmemişti. Krallıkla hiçbir ilgisi yoktu sadece zenginliğinin keyfini çıkartıyor sabah akşam kız peşinde koşuyordu. Ancak zeki biriydi ve burada dengim olabilecek tek kişiydi. Bir yıl önce kuyusunu kazmamış olsam öyle olacaktı. Şimdilik şamata içerisinde ki hayatına devam edebilirdi ben hamlemi yaptığımda yerle bir olacaktı. Yanından geçerken Kieran selam vermek adına eğilmişti ancak ben eğilmedim. Hiçbirinin karşısında eğilmeyeceğim. Onlara karşı tek bir zayıflık bile göstermeyeceğim. Selam vermediğim için anlık olarak bakışları beni bulsada kıza tekrar odaklandı. Gönül meselesi benden önemliydi tabi ki.
Kieran’la odalarımıza geçtiğimizde onun pelerinini de kirli sepete attım. Benimki zaten artık yoktu. Yenisini kullanmam gerekecekti. Kısa sıcak bir duşun ardından yemek için bir şeyler hazırladım. Bunu yapmama gerek yoktu ama yine de kendi güvenliğim için kendim yemek yapmam daha iyi oluyordu. Onların elinden bir şey yiyeceğime ölmeyi yeğlerdim.
Tıpasını açtığım şaraptan bir yudum aldığım sırada içeriye Kieran girdi. Hala nemli olan saçlarından duş aldığını anlamıştım. Üstünde mavi, altın işlemeli bir gömlek ve dar bir pantolon vardı. Üstüne geçirdiği uzun siyah ceket kışın doğru düzgün ısınmayan odalarımız için yeterliydi. Odamda ki tahta masanın karşısında ki boş sandalye yerleşti. Hemen karşısında oturuyordum. Yaptığım çorbadan bir tabak onun önüne koydum. İkindi vaktini geçmişti ve ikimizde hiçbir şey yememiştik.
Tahta kaşıkla bir lokma ağzına attığında gözlerini kapattı. “Çok iyi olmuş.” Dediğinde tepki vermek yerine kendi çorbamı yemeye başladım. Biraz tuzsuz olmuştu ama yeterliydi. Bir saat sonra konsey toplantısında zaten tansiyonlar yükselecekti.”Bugün çıkacak olan tartışmayı sence kendi lehimize çevirebilir miyiz?” Diye sordu. Bir yandan bakışları üstümde ki yakası açık beyaz gömlekte geziniyordu. Sürekli sıkı kıyafetler giydiğimden göğüslerimde ciddi bir ağrı vardı. Kendimi eziyordum resmen. Gömleğin ipli yakası aşırı açık değildi sadece ucundan dekolte veriyordu. Bakışları tekrardan gözlerimi buldu. “ Evriha ve Sevrima’nın arası iyi değil Sevrima bizim tarafımızda ,bizi destekleyecek problem çıkmayacak. Çıkarsa da onları yine sindirebilirim çünkü haksızlar. Halk rezalet durumda.” Dedim. Çorbasından bir kaşık daha aldıktan sonra geriye yaslandı. Kafasını hafif yana eğip gözlerini kısarak bana baktı. “Darya…bazen tümüyle insanlığını yitirmediğin zamanları düşünürken buluyorum kendimi. Seni böyle güç ve intikam peşinde görmek istiyorum tabi ki ama yaşamıyor gibisin. “ Derin bir nefes alıp verdi. “ Bugün o kıza bakarken de kadına yardım ederkende gözlerinde hiçbir his yoktu. Sadece yapıyordun. Acıdığın ya da merhamet ettiğin için değil, güç ve intikam için…” dediğinde bakışlarım gözlerine kenetlenmişti. Daha sonra hızlı bir hareketle ayağa kalkıp tam karşısında durdum. Üstüne eğildiğimde kafasını düzeltmiş ve gözlerime bakmaya başlamıştı, elimi boynu ve çenesi arasına yerleştirdiğimde boynunda atan nabzın vuruşu avuç içimde hissedeceğim kadar hızlanmıştı. Bakışları gözlerim ve dudaklarım arasında gidip gelirken yutkundu , üstüne eğildiğim için aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı. “ Onlar benim ailemi gözlerimin önünde öldürdü, senin aileni astılar ve bizi kimsesiz bıraktılar. Bizi hatırlayamayacak kadar kan içinde yüzdüler. Onlardan olanlara acımamı nasıl beklersin” keskin fısıltıyla çıkan sesimle bir kez daha yutkundu. Baş parmağımla alt dudağını nazikçe okşamaya başladığımda verecek cevabını bekledim ama konuşamadı… sık sık bakışları dudaklarıma kayarken kahverengi gözleri koyulaşmıştı. Şu an ona öl desem ölecek kadar bana kapılmış durumdaydı. Üstündeki etkim felaket yaratabilirdi. Öpecekmiş gibi üstüne daha çok eğildiğimde nefes almayı bıraktı.
Elimin altında ki nabzı derisini delecek kadar artarken parmağımı dudağından çektim. Dudaklarımı nazikçe kulağının yanına kadar yaklaştırdığımda elimin altında kasılan bedenini hissettim. “Kieran, amacımızı unutma, çığlıkları unutma.” Dedim. Tekrar dudak hizasında durunca eğilip dudağının kenarına hafif bir buse kondurdum. Yeni çıkmaya başlayan sakalları dudağımda hafif bir batma hissi oluşturdu. Geri çekildiğimde ancak nefes alabilmişti. Karşısına tekrar hiçbir şey olmamış gibi oturduğumda derin nefesler alıp kendine gelmeye çabaladı.
Bu kadar yaklaşmam bende hiçbir etki yaratmazken onu az daha zorlasam kendini kaybedebilirdi. Acımasızlık ya da vicdansızlık olması umrumda değildi. Bir amacım varken karşımdakiyle oynamak benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ellerini saçlarının arasından geçirdikten sonra ayağa kalktı ve hiçbir şey demeden odamdan çıktı.
O gittikten sonra üstüme sıkı siyah bir üst ve pantolon giydim. Üstüme iki yanı bağlamalı etekler geçirdiğimiz için vücut hatlarım belli olmuyordu. Zaten kısacık kestiğim siyah saçlarımın bir erkeğinkinden farkı yoktu. Kumar krallık el değiştirene kadar oynanacaktı. Kendi canımı tehlikeye atarak giriştiğim bu işi kusursuzca işlemeli ve halletmeliydim. Onların kirli oyunu benden her şeyimi almışken durmaya niyetim yoktu. Beni yaktıkları kadar yakacaktım onları, ardımda hiçbir iz bırakmadan hemde.
Taht odasına girdiğimde henüz kimse yoktu. Birazdan geleceklerdi. Bakışlarım eski ihtişamlı tahtı bulunca içimde ki intikam ateşi daha da harlandı.
Baş değişir; taht değişmez Darya…
Babamın sözleri zihnimde yankılandığında tahtın işlemeleri kollarında gezinen parmaklarım duraksadı. Bu odada ablam ve abimle koşuştururken merdivenlerden düşüp kafamı yardığım aklıma geldi. Belki de ilk günden bu odanın kanla dolacağı yazılmıştı. Annemin telaşı ve babamın sözleri… sıcacık ailemizden geriye kalan sadece bendim hemde en soğuk ve kirli hislerle.
Tahtın başındaki değişmişti ama bu asırlık taht yerindeydi. Kılıfı krallarla renkten renge bürünmüştü ama hala kan kokuyordu. İntikam ve ölüm istiyordu. Ona istediğini verecektim. Bu oda kanla yıkanacaktı. Anne ve babamın feryatları hala kulağımdan silinmemişti. Ablama yaptıklarını ve abimi infaz edişlerini asla unutmayacaktım. Kumar oynayıp kıyımın dibine düşürecektim bu krallığı. Geriye külleri bile kalmayacaktı. Her çığlıkla daha çok kıyım isteyecektim. Bunun bir sonu yoktu.
Haritaların olduğu kısıma geçip şehrin krokisini açtım. O sırada ağır tahta kapı tümüyle açıldı ve içeriye soylularla beraber Kieran ve Kral girdi. Beni harita başında görünce hepsi olduğum tarafa gelmişti. Sevrima bana baş selamı verdiğinde aynı şekilde karşılık verdim. Kieran Lord Lavris’in sağ tarafına geçti. Ordudan sorumluydu. Evriha ve Sevrima karşı karşıya geçerken birbirlerine dik dik bakmayı ihmal etmemişlerdi. Topraktan sorumlu Sirkan da benim yanıma geçti. Bugün siloları serbest açarak onun damarına basmıştım. Lakin sakin görünüyordu. Kral kendisi için ayırtılan kısıma yani tam benim karşıma geçtiğinde hazırdık.
“Vlas, gönderdiğin raporlara göre kötü durumdayız. Bu nasıl olur?” Gök gürültüsü gibi çıkan yüksek sesi taht odasında yankılandı. Şimdi ona çok değerli soylularının yaptığı soysuzluklardan bahsedecektim. Oyun başlasın…
“Majesteleri, verdiğim raporlarda olduğu gibi halk sefalet içinde ve şehri haydutlar basmış durumda. Halkınızın sakinleri yiyecek ekmeği satın alabilecek durumda değil üstelik konsey üyelerimiz ise halkın yararına hiçbir şey yapmamakta. Verdiğiniz kararları gözden geçirmenizi talep ediyorum.” Değiştirdiğim sesimle beni dikkatle dinleyen konsey üyelerinin elleri yumruk olurken yüzlerinde olan tek ifade bana karşı duydukları nefretti. Lakin benden nefret etmek tek başına hiçbiri işe yaramazdı. Kieran sessizce beni izliyor ve çevirdiğim tiyatroyu yüzündeki küçük tebessümle destekliyordu.
Kral tek tek hepsinin yüzüne baktığında başlarını eğmişlerdi. Bu ilk boyun eğişleri değildi sonuncuda olmayacaktı. “Vlas’ın sözünün zümrütten değerli olduğunu biliyorsunuz,savunmanız var mı?” Dediğinde yüzümde mimik oynamasada içten içe ona gülüyordum. Celladına güvenen bir kurbandan daha acınası ne vardı ki şu dünyada?
“Kralım, Vlas tahıl silolarını kullanıma bedelsiz koyacak kadar çıldırmış durumda” diyen Sirkan’ın kinle bezenmiş sesi aramıza girdi. Çıldırmıştım öyle mi? Birazdan aynı sözleri kendisi duyacaktı. Yanlış ipi çekmişti. Kralın bakışları beni bulduğunda açıklama yapmak için hazırlandım. Buradaki herkes sorgulanmadan ipe dizilebilirdi ama önce benim sözüm dinlenirdi.
“Majestem, Sirkan tahıl silolarını bu kışta boşaltmayıp bir sonraki kışa mı saklayacaktı? Yoksa silolar bize ait değil mi? Neden halk için biriktirdiğimiz tahılı halk kullanamıyor? Bununda cevabını verebilir mi ? İnsanlarınız sefil bir durumda ve her an isyan bayrakları çekilebilir. Huzur ve saadetimiz için halka iyi bakmalıyız. Tahtı ayakta tutan ölçülü cömertliktir. Ancak bencillikleri şehirleri aşmış bu adamlar yüzünden her an tehlikeye düşebiliriz.” Dediğimde başta Sirkan olmak üzere her birinin yüzü kızarmaya başlamıştı.
“Üstelik bedelsiz kimseye tahıl verilmedi. Biçim zamanı aldıkları miktar kadarını çalışarak bize kazandıracaklar. Her yıl gelen tahıl miktarı eşit olmayabilir fakat herkes vergi ödemek zorunda. Hem halkı kendimize bağlarken hemde onları beslemiş olacağız. Bunda bir sorun göremiyorum. Sizce de bir kusur var mıdır?” Deyip bakışlarım kralı bulduğunda önce alnında derin kırışıklar oluştu ardından tekrardan bana baktı. Yüzünde ki memnuniyet dolu ifadeden hiçbir sorun olmadığı anlaşılıyordu. Bir avuç soylu soysuzun beni köşeye sıkıştırmasının imkanı bile yoktu.
“ Sirkan defterdarlar isim tutacak, kayıt yapılacak ve halk doyurulacak. Arıza istemiyorum.” Dediğinde yüzümde şeytani bir gülümseme can buldu. Ben yapmıştım ve şimdi şartlanmıştı. Ancak henüz diyeceklerim bitmemişti.
“Majestem, Evriha ve Sevrima arasındaki husumet dolayısıyla yollar için maddi imkan sağlanmıyor ve Lord Lavris’in istediği savunma saldırı ekipmanları batı taraftan şehire alınamıyor. Yollar arabalarla taşınmaya uygun değil ve hava bu kadar soğukken yaverlerin ağır cephaneleri elde taşıyarak getirmeleri ihtimal dahilinde bile değil. Herhangi bir dış saldırı durumunda fazla dayanamayabiliriz. “ dediğimde bu sefer bakışları Sevrima ve Evriha’yı buldu. Kaşlarının arasında ki çizgi derinleşirken parmak bastığım nokta belki de en önemli zayıflığımızdı.
“Bu ne demek Lordlar? Bunca şey olurken siz ne ile uğraşıyordunuz? Olduğunuz konumlara tahta zarar vermek için mi çıkarıldınız? Çıldırdınız mı siz? Bu ne rezalet!” Yüksek sesi taht odasında yankı yaparken lordların başları bir kez daha yere eğildi ve içimde ki küçük kız bir kahkaha daha attı. Onların karşımda kıvranışını görmek içimdeki intikam hırsını zevk içinde daha çok istememe yol açıyordu. Zayıflıkları beni güçlendiriyordu.
“Kralım, Evriha’yı bu konuda uyardım fakat sözüme biat etmedi. Lütfen bağışlayın. Durumun hemen düzeltilmesi için harekete geçeceğiz. “ diyen Sevrima dikkatleri üstüne çekti. Kendi aralarında büyüklenip durmaları onları bir avuç soylu soysuz olmaktan kurtarmıyordu. Leş yiyiceler avlanamazdı, avlansa da ganimetini koruyamazdı. Çünkü avcılar varken leş yiyicilerin emareleri bile okunamazdı.
Kral “ Kişisel meselelerinizi işinize yansıtacak yaşı çoktan geçtiniz. Kendinize çeki düzen verin. Vlas hepsinin denetlemesi sana ait. Herhangi bir sorunda kendi yetkilerini yürülüğe koyabilirsin. Temel hak için rapor sunman yeterli.” Dediğinde ciddiyetle onayladım. Hata yapıyorsunuz majestem…sizi tatlı uykunuzdan uyandırmayı çok isterdim ama ava gece çıkılır…
Hemen itiraz sesleri yükseldi Sirkan “Kralım onu gözünüzde çok büyütüyorsunuz! Başımıza ciddi sorunlar açabilir!” Dedi.
Kral “Senin çıkardığından daha fazla sorun çıkaramaz Lord Sirkan. Daha fazla şamata istemiyorum. Dağılabilirsiniz.” Dediğinde kin dolu bakışların hedefinde ben vardım. Çok saygı duyuyormuş gibi başımdaki kalfayı çıkarttım. Saygıda kusur edemezdik değil mi? Öfkeyle sert adımlar atarak taht odasını boşalttıklarında bir tek ben kalmıştım. Bakışlarım tekrar ihtişamlı tahtı bulduğunda yüzümde hislerden arınmış bir gülümseme can buldu. Kana aç taht, seni öyle çok doyuracağım ki attığım adımların izleri bile bulunamayacak. Kan içinde yüzeceksin…
Taht odasından çıktıktan sonra aydınlık koridorlardan geçip kendi odama gittim. Karlı bir gün daha bitmişti. Henüz bu başlangıçtı, yönetimi içten fethederken bir yandan ülkeyi düzgün bir hale getirmeliydim. Kendi halkım için yapmalıydım. Baş değişir ; taht değişmez demişti babam. Baş değişecekti elbet ama tahtta değişecekti. O ihtişamlı kütük uğruna kaybettiklerimin acısı hiç dinmeyecekti.
Odama girdikten sonra hızlıca üstümdeki sıkı kıyafetlerden kurtuldum. Kendime eziyet ediyordum resmen. Giydiğim ipli gömlek ve beyaz içlikle şimdi daha rahattım. Kapının üç defa ritmik bir şekilde tıklanmasıyla Kieran’ın içeriye girmesini bekledim. Bu aramızda bir şifreydi. İçeriye girdiğinde yüzünde güneş gibi parıldayan bir gülüş vardı. Hızlı adımlarla yanıma geldiğinde neredeyse kahkaha atacaktı. Benim savaşım olabilirdi ama Kieran’da kendisini benimle yakıyordu. Tek bir hata da kellemiz şehrin meydanında sergilenirdi. Kollarını belime sarıp ayaklarımı yerden kestiğinde beni etrafında üç tur döndürdü. Ardından sıkıca sarıldığında acıyan bedenim biraz daha ezilmişti. Güçlü bir komutandı ama aynı zamanda bir duvar kenarında üstü başı kir yara içinde ölmeyi bekleyen bir çocuktu.
Beni yavaşça yere bıraktığında kollarımı birbirine bağlayıp yüzüne dik dik baktım. Gece gece bu kadar ses çıkarması iyi değildi.”Tüm ahaliyi başımıza toplamak mı istiyorsun?” Dediğimde değiştirmediğim sesimle omuz silkti.
“Kapı kilitli kimse giremez. Ve sorun çıkmaz. Ne de olsa ikimizde erkeğiz.” Dedi. Evet herkesin gözünde erkektim. Onu umursamadan şarap şişesinin tıpasını açtığımda bardaklara doldurdum. Kırmızı şarabın can alıcı rengi bile bana kanı ve ölümü çağrıştırıyordu.
“O adamları sindirirken o kadar sakindin ki bir an ruhunun bedeninden ayırdığını düşündüm.” Hayranlık, Kieran bana hayrandı. Gözlerinde ki parıltılar bana çok yüksekteymişim ve ulaşılması gereken bir şeymişim gibi bakıyordu.
Elimde ki bardaktan bir yudum daha aldım.” Halkı güçlendirmeliyiz. Ve sen Komutan dış cepheleri korumalısın. Herhangi bir açık bulurlarsa ciddi bir tehlike düşebiliriz” dediğimde kafasını onaylar gibi salladı.” Darya” Elindeki bardağı masanın üstüne koydu,karşımda durup elini belime koyduğunda yüzüne baktım. Ciddi bakışları yüzümü izlerken üstüme eğildi, kafasını boynuma gömüp sarıldığında aslında en çok merhamet ve sevgiye ihtiyacı vardı. Çocukluğumuzdan beri başımıza gelen hiçbir şey normal ve atlatılacak şeyler değildi. Kimseye karşı hiçbir his barındırmayan taşlaşmış kalbim onu böyle sevgiye aç görürken bile yumuşamıyordu. Ben insanlığımı çoktan kaybetmiştim. Elimi kaldırıp nazikçe saçlarını okşarken bile aklımda olan tek şey yarın ne yapacağımdı.
Mayışmış bir şekilde benden uzaklaştığında yürüyüp kendini yatağıma sırt üstü attı. Boş tavanı izlerken ellimde ki boş bardağı indirip yatağın baş tarafına oturdum.Doğrulup kendini yanıma attığında konuşmak yerine kafasını karnıma koydu.” Biz küçükken Vera’nın karnında böyle uzanırdık hatırlıyor musun?” Dediğinde elimle yüzüne gelen saçlarını geriye taradım. Yumuşak saçları parmaklarımın arasından kayıyordu. Ablam…
“Her seferinde ben yatıcam kavgasına tutuşurduk. En son saç baş birbirimize girerdik ve ablam sırayla uyuturdu bizi.” Dediğimde onun yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Ablam anne babam öldürüldükten sonra bizi bir şekilde korumayı başarmıştı. Bunun için yapmadığı şey kalmamıştı. En çokta onun için bu tahtı yıkmak istiyordum. Benim ablam bizi korumak için kirlenmişti, hiçbir zamanda temiz hissedememişti. Onu düşündükçe damarlarımdaki kan bile donuklaşıyordu.
“Ablam artık yok Kieran, birbirimizi korumak zorundayız.” Dediğimde gözlerime uzunca baktı. Ardından kafasını kaldırıp yanıma uzandığında bana doğru döndü. Elini uzatıp özenle kesilmiş kısa saçlarıma dokunduğunda içi acıyormuş gibi bakıyordu. “ Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim Darya. Gerekirse tüm ülkeyi yakacağım ama senin tek bir saç teline bile zarar gelmeyecek. “ dediğinde sesi yemin eder gibiydi. Aynı yemini ona etmek isterdim fakat gerekirse onu bile gözden çıkarabileceğimi biliyordum.
Elini tutup kendimden uzaklaştırmadan bedenine sokulduğumda beni biraz daha kendine çekip sarıldı. Bu aslında bir özürdü. Kafamı göğsüne yasladım ve gözlerimi kapattım. Bana en çok güvenen insanın kollarındaydım. Her şey değişebilirdi ama gün sonunda yine onun kollarında olacaktım. Onu teselli edip daha çok kendime bağlayacaktım. Ama hiçbir zaman tamamıyla ona teslim olmayacaktım.
“Darya ,yarın Atenya’dan elçi gelecek. Onun için hazırlık yapmalıyız.” Mırıldanarak söylediklerini zor anlamıştım. Kafamı göğsünden çekip biraz uzaklaştığımda uykulu bakan gözleri beni bulmuştu. Elimi uzatıp yeni çıkan sakallarını okşamaya başladım. “Gelsin bakalım, onu en iyi şekilde karşılayacağım, yanıma çekeceğim.” dediğimde gözleri kapanmak üzereydi. Gün boyu yürümüştük ve üşümüştük ek olarak haydutlarla uğraşmıştı.
Üstümüzü örttükten sonra yanına uzanıp gözlerimi kapattım. Kabus görmekten uyuyamadığım için kendimi çok halsiz ve takatsiz hissediyordum. Kısa süre sonra gecede bin defa uyanacağım uykuya daldım.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları